Gelecek algısı

Dünya değişiyor. Tabii Türkiye de. Elimde iki kaynak var olası değişim doğrultularını gösteren. İlk kaynak BBC. Yüzyıl önce hayal bile edemeyeceğimiz değişiklikleri sıraladıktan sonra 22. yüzyılda insanlığı neler beklediğini bilim insanları ağzından şöyle sıralamış: 1- Dünya nüfusu 10 milyarı geçeceği için ekilebilir topraklar yetişmeyecek. Ya çöller yeşillendirilecek ya da okyanuslar yeni çiftlik alanlarına dönüştürülecek. Tahminler, her ikisinin de olacağı. Deniz suyu içme suyuna dönüştürülecek. Yosunlardan enerji üretilecek. 2- Genetik bilimi yaşlanmaya çareler geliştirecek. Bilim insanları, yüzde 90 oranında ölümsüz insan aşamasına varacağımızı iddia ediyorlar. İleri elektronik teknoloji ile beynimizin kapasitesi o kadar artırabilecek ki hafıza yetersizliği ve konuşarak uzaktan iletişim gibi engeller aşılacak. Telepati ile anlaşabileceğiz. 3- Nano robotlar hücrelerimizin içine yerleştirilerek doğal yeteneklerimiz ve kapasitelerimiz bilgisayarların tüm imkânlarına kavuşturulacak. Bu üstün insan demek! 4- Uzay asansörleri yapılacak. Kolay ve ucuz yoldan uzaya çıkabileceğiz. 5- Evliliğin yerini yıllık sözleşmeler alacak. "Ya benimsin ya toprağın" anlayışı, rızaya dayanan birlikteliklere ve ayrılıklara yol verecek. 6- Nükleer füzyon teknolojisi gelişecek. Artık atomu parçalayarak değil iki atom parçacığını birleştirerek nükleer enerji elde edilecek. 7- Dünyada tek bir para birimi geçerli olacak. 8- Almanca, Türkçe ve Arapça mahalli diller olacak. Dünya çapında sadece İngilizce, İspanyolca ve Çince konuşulup yazılacak. Herkes bu dillerden en az birini öğrenmek zorunda kalacak. 9- Ulus devletler yok olacak. Yerel hükümetlerin üzerinde yükselen bir ortak dünya hükümeti olacak. Bundan hoşlanmayan kimi zenginler kendilerine adalar satın alacak veya deniz üzerinde (uluslararası sularda) geliştirilen yapay adacıklarda özerk yönetimlerini kuracaklar. Özetle... Ne anlıyoruz bu olası gelişmelerden? Teknoloji ile biyoloji el ele verip üstün ve zor ölen bir insan türü yaratacak. Bir de artık sürekli kendi içinde ve birbiriyle çatışan ulus devletler çağı kapanacak; yönetimi, ekonomisi ve kültürüyle küresel yapılar ortaya çıkacak. Bu iyi mi, kötü mü olacak bilmiyoruz. Ama oraya doğru gidiyoruz. O nedenle "ben küreselleşmeye karşıyım" tavrı ile bu devasa değişime direnmek mümkün değil. Mümkün olduğu kadar bu küresel yapıların oluşumuna katkıda bulunmak ve onların olumsuzluklarını törpülemek için düşünce ve politika üretmek durumundayız. Pekiyi bunu yapabilecek aklı oluşturup, harekete geçiriyor muyuz? Bu sorunun yanıtlarını kısmen Kadir Has Üniversitesi'nin "Türkiye Sosyal ve Siyasal Eğilimler Araştırması" sağlıyor. Bulgular şöyle: 1- Muhafazakârlık artıyor. Kendisini "cumhuriyetçi" diye tanımlayanların oranı düşüyor. 2- Orduya güven azalıyor ama hâlâ yüzde 60'larda. TSK'yı izleyen en güvenilen kurum polis teşkilatı. (yüzde 52,7) Cumhurbaşkanına güven yüzde 48,3. Yargı iyice itibar yitirmiş: Güven oranı yüzde 38,8. 3-Yurttaşların sadece yarısı Türkiye'yi "demokratik" olarak niteliyor. "Basın özgürdür" diyenlerin oranı yüzde 38,5. Bu veriler Türkiye'de büyük bir demokrasi açığı olduğunu gösteriyor. Yani biz bırakın geleceği, günü kotarmakta zorlanıyoruz. 4- Türkiye'nin en önemli sorunu işsizlik (yüzde 33,6), ikincisi terör (yüzde 28,8). Pekiyi terörü sonlandırmak için ne öneriyoruz? "Askeri yöntem" diyenlerin oranı artıyor (geçen sene yüzde 31,6; bu sene yüzde 44,2). "Siyasi yöntem" diyenlerin oranı geçen sene yüzde 33,4 iken bu sene yüzde 29,5'e gerilemiş. "Terör sorununun çözümü için kimlerle görüşülebilir" sorusuna halkın yüzde 51,8'i "kimseyle" yanıtını veriyor. Geçen senelere kıyaslayınca gerek algı gerek yöntem açısından teröre yaklaşımımızda pek bir fark yok. Galiba biz paralel bir everende yaşıyoruz.

YAZARIN SON YAZILARI