Sayın Başbuğ'un önündeki büyük sınav

Genelkurmay Başkanı Gen. İlker Başbuğ son 15 gün içerisinde bugün ikinci kez medya karşısına çıkıyor.

Sayın Başbuğ'un önündeki büyük sınav

Diğer bürokratlar gibi askeri bürokrasinin de olur olmaz fırsatlarla kamuoyu önüne çıkıp aklına gelen her konuda ve çoğunlukla da kendi sorumluluk alanlarına girmeyen konularda konuşmasına prensipte karşı olduğumu defalarca yazdım. Bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum ki, silahlı kuvvetlerin tehdit edici gücünü arkasına alan bir ordu komutanın üzerine vazife olmayan konularda sık sık kanaat belirtmesi her şeyden önce temsil ettiği kurumun itibarına, güvenilirliğine ve prestijine zarar vermektedir. Bir asker için en doğrusu siyasal partiler, parlamento, hükümet ve sivil toplumun ilgi ve sorumluluk alanına giren konularda tek kelime bile etmemesidir. Sivil siyaset veya ülke yönetimine dair bir fikri varsa, ki mutlaka vardır, bunu da ilgili kurumlarda ilgililerle paylaşmasıdır. Dün yapılan MGK toplantısı tam da bunun içindir. Ordu komuta kademesini üstleri olan siyasi iktidar ve devletin başı ile bir araya getiren bir istişare mekanizması olan MGK'nın dünkü toplantısına rağmen, bir genelkurmay başkanı ayrımcılık yaparak çağırdığı bazı gazeteciler aracılığıyla kamuoyuna görüşlerini yansıtma ihtiyacı neden duyar? Sayın Başbuğ, dün hükümetle paylaşamadığı neyi kamuoyu ile paylaşacaktır merak etmemek gerçekten imkansız? Yoksa zırt pırt kamuoyu önüne çıkma ihtiyacı duyan genelkurmay başkanı seçimle işbaşına gelmiş hükümete ve parlamentoya rağmen hala bazı anti-demokratik işler yapılabileceğini mi düşünmektedir? Bu millet ordu dahil devlet kurumlarını yönetmesi için bir parlamento oluşturmuş ve bu parlamento içerisinden de bir icra organı çıkarmıştır. Ordu halkın doğrudan hesap sorabildiği tek merci olan hükümete karşı herhangi bir sorumluluk duygusu taşımamakta mıdır? Yoksa kendisini halkın temsilcilerinden üstün mü görmektedir? Öyleyse meşruiyeti olmayan bu gücü ve cüreti nereden almaktadır? Yoksa halkın güvenerek işbaşına getirdiği hükümete güvenmemekte midir? Ya da devletin başı olduğu gibi ordunun da başkomutanı olan Cumhurbaşkanına mı itibar etmemektedir? Bir ordunun halkın demokratik yollardan belirlediği hükümete ve devlet yönetimine güven ve saygı duymaması düşünülebilir mi? Böyle olursa o orduya milletin ordusu demek tehlikeye girmez mi? Hükümete saygısızlığının özü itibariyle halkın iradesine saygısızlık olacağının herhalde Sayın Başbuğ'da farkındadır. Her halükarda bir siyasal parti lideri gibi her fırsatta kamuoyunun karşısına geçmekten mutlu olduğu gözlenen komutanlarımızın, gelişen demokrasimize yakışmayan bu arkaik tavırdan vazgeçeceği günü sabırsızlıkla bekliyorum. Eminim ki kamuoyunun büyük çoğunluğunun beklentisi de bu yöndedir. Her şeye rağmen madem ki Sayın Başbuğ bugün illa da konuşacaktır, öyleyse kendisine tavsiyem, bu fırsatı bir kısmını pazartesi günkü yazımda dile getirdiğim herkesin zihnini kemiren sorular ve kuşkular konusunda kamuoyunu aydınlatma yönünde kullanmasıdır? Evet Sayın Başbuğ, illa konuşacaksanız şu sorular hakkında açık yüreklilikle konuşun ki hepimiz sizi ayakta alkışlayalım: TSK dışında dünyanın hangi ordusunda en üst düzeye gelmiş komutanların illegal faaliyetlerin odağı haline geldiğine dair bize örnekler verebilir misiniz? Polis istihbaratın haberdar olduğu, savcı ve bağımsız mahkemelerin işlem yapma ihtiyacı duyduğu ordu içindeki illegal yapılanma ve eylemlere karşı Genelkurmay'ın neden kör, sağır ve dilsiz olduğunu ya da bu eylem ve oluşumlara neden tolerans gösterildiğinin gerekçelerini açıklayabilir misiniz? Her gün bir başka yerden fışkıran TSK silahları konusunda ordu komutanı olarak ne düşünmektesiniz? Belki TSK'nın bu silahların toprağa gömülmesi ile resmen veya doğrudan bir ilişkisi olmayabilir, ancak Türkiye'yi kaosa sürükleyecek bu silahların nasıl olup da TSK envanterinden bu kadar kolayca çıkarılabildiğine dair kamuoyunu aydınlatır mısınız? Sahi Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkarılan silah ve mühimmat bu illegal yapılanmaya ordu tarafından mı verildi, yoksa silahlar çalındı mı? Şayet çalındılarsa bu silahlarını yoklukları tespit edilebildi mi? Tespit edilemediyse neden edilemedi, edildiyse sorumluları hakkında ne tür işlemler yapıldı? Her isteyen ordunun silah depolarından her istediği silahı bugün de çıkarıp istediği yerlere gömebiliyor mu? Ordu envanterindeki silahların cins ve miktarlarının ne kadar olduğu konusunda kayıtlar tutuluyor ve rakamlar biliniyor mu? Biliniyorsa kaybolan, ama henüz kazılarla ortaya çıkarılmamış ve muhtemelen yasadışı bir terör eylemi ya da suikastte kullanılacak olan daha ne kadar kayıp silah ve cephane olduğu konusunda kamuoyunu aydınlatır mısınız? Yoksa ordunun depolarındaki silahların akıbetine dair sizin de mi herhangi bir fikriniz bulunmuyor? Yine bu basın toplantısında Sayın Başbuğ'un üst düzey komutanların illegal Ergenekon yapılanmasındaki rolü hakkında ne düşündüğünü de duymak isteriz. Başında bulunduğu Genelkurmay'ın ve ordunun Ergenekon terör örgütü yöneticisi ve üyesi olan muvazzaf ya da emekli komutanların soruşturmadan ve cezaevinden kurtarılmasına yönelik çabalarına devam edip etmeyeceğine dair de Sayın Başbuğ'dan bir açıklama bekleriz. BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğü kazayı haberleştirmek üzere yoğun tipi altında dağa çıkan gazeteciler arasında ayrım yapan ve diğer gazetecileri helikopterle aşağıya indirirken Cihan haber ajansı muhabiri Lütfi Aykurt'u ölüme terk eden subayın yaptıklarını onaylıyor musunuz? Bugüne kadar bu konuda sessiz kalmanız onayladığınız şeklinde yorumlara yol açıyor. Yapacağınız basın toplantısında bu insanlık dışı ayrımcılıktan gurur duyduğunuzu da sevdiğiniz ve sizin için makbul olan gazeteciler aracılığıyla tüm kamuoyuna açıkça söyler misiniz? Evet Sayın Başbuğ, bugün çok ciddi bir sınavdan daha geçeceksiniz. Ya önceki konuşmalarınızda olduğu gibi bu sınavdan da çakacaksınız, ya da bu sınavı hafif yaralarla atlatacaksınız? En iyisi sık sık kendinize dayattığınız bu sınavı hiç yaşamamanız. Demokratik bir ülkede orduların kamuoyu ile paylaşabilecekleri sınırlı konuların dışına asla çıkmamanız. Sınav sizin... Sınav sonrası yorum ve eleştiri hakkı da bizim. Bülent Keneş / Todays Zaman Genel Yayın Editörü
<< Önceki Haber Sayın Başbuğ'un önündeki büyük sınav Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER