Bu tarihi gerçeği kaç kişi biliyor acaba?

Araştırmacı-yazar Mustafa Armağan, Osmanlı Devleti'ni günümüzde insanların kendi seviyelerine indirgeyerek anlamaya çalıştığını belirterek, bunun çok büyük yanlış olduğunu söyledi.

Bu tarihi gerçeği kaç kişi biliyor acaba?

Osmanlı döneminde yapılanları iyi irdelemek gerektiğini vurgulayan Armağan, "Burada, Osmanlı realitesi ile bizim gözümüzde oluşturulmak istenen Osmanlı imajı çok farklı hadiseler." dedi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Kayseri Şubesi tarafından Erciyes Üniversitesi Kampüsü içerisinde bulunan Tepe Restoran'da düzenlenen 'Osmanlı'da Toplumsal Barış' konulu programa konuşmacı olarak katılan Mustafa Armağan, dünyaya hükmeden, kültürel anlamda birçok milleti 500 yıl barış içerisinde yaşamasını sağlayan Osmanlı Devleti ile ilgili insanların çok şey bilmediğini ve bildiklerini sandığı hadiseleri de kendi seviyelerine indirgeyerek anlamaya çalıştığını dile getirdi. Bunun yanlışlığına dikkat çeken Mustafa Armağan, tarihi olaylardan bazı örnekler vererek, doğru bilinenlerin yanlış olduğunu gösterdi. Armağan, Türkiye'de, Osmanlı ile ilgili bazı imajların değiştirilmesi için iyi anlatımların olması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: "1665 yılında yapılmış olan bir İzmir resmi var. İzmir kadısı yabancı bir elçiyi karşılıyor. Burada dikkat edilecek şey şu. Bu resimde yani 17. yüzyıl ortasında kaç tane cami var. Gâvur İzmir dediğimiz yer gerçekten Gâvur İzmir mi? Bakın burada Hollandalı ressamın yaptığı resim. En az 15 tane cami minaresi var. Resimdeki minareleri daha dikkatli saysak bu sayı daha çok. 1665 yılında yani 350 yıl önce İzmir bu. Neden 'Gâvur İzmir' diyoruz. Böyle bir imaj bizim zihnimize nasıl kazındı. Başbakanın ağzına veya yöneticilerin ağzına kadar nasıl bulaştı. Sorgulamak gerekir. 19. Yüzyılda İzmir'in boynuna yapıştırılmış bir yafta var. Ben Müslüman İzmir üzerine bir çalışma başlatıyorum. İslami eserleri ortaya çıkartmaya çalışıyorum Her medeniyet kendi uygarlığına ait eserleri çıkartıyor. Bizimde burada eserlerimiz var. İzmir de 38 tane medrese vardı. Bugün bunların sadece 3'ü ayakta kalabildi. Bu Osmanlı'nın suçu mu? Yapılan medreseleri koruyamadıysak bu bizim mi suçumuz mu? Yoksa Osmanlı'nın İzmir'e çivi çakmadığımı söz konusu anlamına geliyor. Burada bir şeyi düşünmek lazım. Osmanlı realitesi ile bizim gözümüzde oluşturulmak istenen Osmanlı imajı çok farklı hadiseler." Armağan, tarihle ilgili gözden kaçan birçok olayların olduğuna işaret ederek, bunlardan bir tanesini konuşmasında İngiliz Amiral Neolsun'un fotoğrafını göstererek anlatmaya çalıştı. Armağan, konuşmasına şöyle devam etti: "İngiliz Amiral Neolsun, Napolyon'a karşı kazandığı Ebu Hur Deniz Savaşı'ndan sonra Osmanlı padişahı 3. Selim tarafından, padişahların başına taktığı tacın üzerindeki pırlantalı sorguç ve ay yıldızlı bir nişan gönderdi. Neolsun, çektirdiği fotoğrafta bu sorgucu ve nişanı takmıştır. Avrupalının kafasında bir sorguç ve göğsünün en üstünde Osmanlı nişanı var. Bizim 'battı, çöktü, perişan oldu, Avrupa'nın ayağını öpüyor' dediğimiz dönemde padişah bir nişan gönderiyor ve Avrupalı amiral bu nişanı göğsüne takıyor. O nişan ile poz veriyor. Gönderdiği diğer hediyeler ise müzede sergileniyor. Şimdi bu nişanı biz versek bu kadar yukarı taktırabilir miydik? Düşünmek lazım. Battı dediğimiz Osmanlının nişanı böylece takılıyor. Gerileme dönemi dediğimiz o sürecinde yalan olduğunu görüyoruz." Osmanlı'nın bazı bölgelerde 400, bazı yerde ise 500 yıllık barış düzenini nasıl sürdürdüğünün iyi incelenmesi gerektiğini vurgulayan Armağan, şöyle konuştu: "Osmanlı bunu nasıl yaptı? Bunu değerlendirmek gerekir. Coğrafya olarak bakalım. 28 tane Türkiye haritasını yan yana ya da alt alta dizelim. 28 tane Türkiye'yi haritasını göz önüne getirelim. 28 tane Türkiye'yi yöneten insanlardan bahsediyoruz. Biz onlardan bir tanesi olan Türkiye'nin yaşadığı 50-70 yılına bakalım. Kıbrıs meselesi. Veriyoruz olmuyor. Alıyoruz olmuyor. Annan planını söylüyoruz olmuyor. İçinden çıkılmadık halen. Bir Kürt, Ermeni meselesi var. Yaşadıklarımız ortada. 28 tane ülke ve benzer sorunların yaşandığını düşünün. Kolay değil. Burada yaşayan her insan farklı milletlerden insanlar. Balkanlara bakın. Burada farklı ülkeler var. Burada birçok ülkede iç içe insanlar var. Farklı dil ve dinlerde insanlar var. Kafkaslar öyle. Avrupa öyle. Bu coğrafyada tek bir millet yok. Çok uzun bir zaman yani dile kolay 500 yıl. Bu süreçte barış içerisinde, huzur içerisinde insanlar yaşamış. Bu kadar uzun zamanda Osmanlı gibi büyük bir dünyayı kendi seviyemizi de algılamaya çalışıyoruz. Bu kadar coğrafya da biz tökezliyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Osmanlı bu sistemi nasıl kurdu? Nasıl huzur sağladı? Buna bakmalıyız." Osmanlı'nın gittiği her yerde hamam, kervansaray yaptığına dikkat çeken Armağan, "Osmanlı'ya yağmacı demişler. Olur mu öyle şey. Yağmacı gittiği yere köprü yapmaz. Hamam yapmaz. Kervansaray yapmaz. Demek ki burada bir proje var. Sefer açmak kolay bir şey değildi. Çünkü seferi kaybettiğinizde hazine batabilirdi. Macaristan örneğine bakalım. Osmanlı buraya gitti ve ele geçirdi. Macaristan'da bir adalet düzeni kuruldu. Oraya aykırı bir adalet düzeni olmadı. Macarlarla uzlaşarak yapıldı. Beraber yaşamayı ve barış projesini gerçekleştirme hedeflendirilmişti. Oraya gönderilecek kadılar Macarca öğrenerek gideceklerine kadar düşünüldü. Yani İstanbul'da imparatorlukların dillerinin öğrenildiği eğitim merkezi vardı. Orada adaleti tescil etmek için diline hakim olmalıdır. Osmanlı gittiği yerde kanunları değiştirmedi. Sıfırdan kanun yapmadı. Oranın kanunların bakıyor. Okuyor. Burada İslamiyet'e aykırı maddeler varsı çıkartıyor. Eski şeklini koruyarak kanunlar uygulanıyor. Bu, o toplum için yeni düzen olmuyor. Yeni olan hukuk devleti güvencesi getirmiş olmasıydı. Bir şahsın, şahsi düşünceleriyle yönetilen toplum güvenlik görevlisi ile kadısıyla hakkını arayacağı bir yaşam sürüyor. Ta ki şikayetini İstanbul'a kadar getirebiliyor ve çözüm buluyordu. Bunu sağlamak kolay değil. Kendi seviyemize indirerek algılamakta çok yanlış olur." şeklinde konuştu. Mustafa Armağan, konuşmasının sonunda, Osmanlı'nın yaptığı çalışmaların dikkate alınarak günümüze uyarlayıp herkesin ne yapabileceğini, değişim sürecinin yaşandığı bu dönemde Türkiye'nin dünyada üstleneceği göreve ve misyona şekil vermesinde önemli katkıları olması gerektiğinin altını çizdi. (CİHAN)
<< Önceki Haber Bu tarihi gerçeği kaç kişi biliyor acaba? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER