DİNLE BENİ

Ankara'da kapalı kapılar arkasında saatler süren toplantılar hep merak konusudur.


Hele bir de bu, devletin en üst düzeyini bir masa etrafında buluşturan zirve ise herkes dikkat kesilir. Acaba içeride bu kadar uzun ne konuşmuşlardır? Masaya karşılıklı oturan taraflar Siyasî ve askerî erkân- raporlarla birbirlerini köşeye sıkıştırmış mıdır? Çoğu gizli olduğu için toplantıların muhtevası tam anlaşılamaz. Ya bazı bilgi kırıntılarından hareketle yorumlar yapılır ya da zirve sonrası yayınlanan açıklamaların satır arası okunmaya çalışılır. Birçoğunun içeriği ancak yıllar sonra ortaya çıkar. Hiçbir zaman öğrenemeyeceklerimiz de vardır. O bilgiler devletin kozmik arşivlerinde kalır. Ben en çok 28 Şubat'ta 9 saat süren Milli Güvenlik Kurulu'nun içeriğini bilmek isterim. Hem de en ince ayrıntısına kadar. Askerlerin ne söylediğini az çok tahmin etmek mümkün. Kimi konuştu, kimi el altından sızdırdı. Siyasî kanadın neler söylediği, bunların ne kadarının dikkate alındığına ilişkin pek bilgi sahibi değiliz. 9 saatin ne kadarını siyasîler, ne kadarını askerler kullandı? Ergenekon iddianamesinin belgeleri arasında yer alan bir not, o toplantılardan birinin kapısını araladı. Bir meslektaşımızın bilgisayarından çıkmış. Hükümet ve askerî yetkilileri bir araya getiren güvenlik zirvesinin notları. 2006 tarihli gizli bir toplantı... Nasıl sızdığı, toplantıya ev sahipliği yapanların sorunu... Ben, o notlara ulaşan meslektaşımızı kıskanıyorum. Bu kadar önemli bir toplantının içeriğini öğrenmek kolay olmasa gerek. Toplantının konusu güvenlik ama konuşulanlar irtica, din, toplumun muhafazakârlaşması gibi sosyal ve siyasî konular... Ağırlık askerlerde, kuvvet komutanları orada. Yaşar Büyükanıt, o zaman Kara Kuvvetleri komutanı. En çok konuşan da o. Doğrudan Başbakan Erdoğan'ı hedef alan sözler söylüyor. AK Parti hükümetinin bakanlarını eleştiriyor. 'Din, ulusun oluşumunda söz konusu değildir.' diyor. Din sadece Anadolu'nun değil tüm toplumların harcı. Büyükanıt, TESEV'in raporunu referans göstererek Türk insanının yüzde 44'ünün kendisini önce Müslüman olarak tanımlamasından rahatsızlık duyduğunu söylüyor. Sanki Büyükanıt'ın dine ve dindara karşı alerjisi var. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök dayanamıyor, Büyükanıt'a dönerek, 'TESEV'in raporunun bilimsel bir tarafı yok.' diyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert'in söyledikleri de ilginç. Başbakan Erdoğan'a, 'Öyle şeyler yaşanıyor ki; büyük değişimler var ülkemizde. Okullar, televizyonlar din ağırlıklı.' diye yükleniyor. Bunlar kara kuvvetleri veya hava kuvvetleri komutanının konuşması gereken konular mı? Ankara'da genel kanaat, siyasîlerin askerlerin suçlamaları veya ithamları karşısında pasif kaldıkları yönündedir. Sıkıntı çıkmasın veya devlet krizine dönüşmesin diye alttan alırlar, cevap vermekten kaçınırlar. Önce zaman kazanmayı yeğlerler sonra da bir yere not ettikleri komutanları zor durumda bırakmak için fırsat kollarlar. Bir örnek; 12 Mart muhtırasında şapkasını alıp giden Süleyman Demirel, Faruk Gürler'den rövanşı iki yıl sonra cumhurbaşkanlığı seçiminde aldı. Meslektaşımızın bilgisayarından çıkan bilgiler Başbakan Erdoğan'ın kendisinden önceki siyasîlerin aksine sessiz kalmadığını, tüm suçlamalara cevap verdiğini gösteriyor. Cömert, sözünün bir yerinde, 'Siz de bizim her söylediğimize karşı çıkıyorsunuz.' diyor. Erdoğan'ın karşı çıkışı yumuşak bir üslupla değil oldukça sert tonla. 'Bu kurulun başkanı benim.' diyerek herkesin nerede durması gerektiğini hatırlatıyor. 'Dinle beni!' diyor. Suçlamaların karşısında bırakın geri çekilmeyi, 'Siz hangi dünyada yaşıyorsunuz?' diye karşı atağa geçiyor. Siyaset adına dik duruş sergiliyor. Ergenekon belgesi sadece bir toplantının içeriğini ortaya çıkarmıyor, aynı zamanda vesayete dayanan asker-siyaset ilişkilerinin artık geride kaldığını gösteriyor.

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER