"Türk" veya sivilceye merhem


Bir şey yazar veya konuşurken çokluğu ifade bâbında sözün gelişi ne zaman, "Türk toplumu" veya "Biz Türkler" demek ihtiyacını hissetsem, içimde bir yerlerde tetikte duran fren mekanizması gacırdayarak harekete geçiyor, "Öyle demeyelim" diyor, "Herkesi Türk saymak ve kabul etmek bazı insanları rencide edebilir" diye fısıldıyor, "En azından, -anayasal mânâda Türk- diye özel bir parantezle gerçek niyetini belirtmelisin ki ırkçı sanmasınlar" diye ekliyor, "Sen en iyisi şu Türkiyeliyim lâfını benimsesen iyi olacak" diye giderayak mesaj bırakıyor. Türkiyelilik mi? Ne münasebet yahu; hâlâ oralarda mıyız yani? Garâbete bakınız, "Türkiyeliyim" demeye bir türlü dönmeyen dilim, "Türk" kelimesini kullanmak iktizâ ettiğinde kendini çimdikleyip durmakta. Kimsenin altını çizdiği yok fakat Türk kelimesi enikonu tehlikeli, elektrikli bir kavram haline gelmiş. Tekrar be tekrar söylemenin gereği yok akıl sahipleri için ama mecburum işte: Eğer bizim anayasamız, vatandaşlık bahşettiği her kişiye "Evladım, sen etnik olarak Türk'sün ve öyle kalacaksın!" diyorsa, ben ve benim gibi düşünenlerin bu dayatmayı saçma bulduklarını ayrıca belirtmeye lüzum yoktur. Türkçülüğün en revaçta olduğu yirmili yıllarda bile 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun tarif ettiği "Türk" kavramı bile etnik bir kalıba girmeye zorlanmamıştır kanun dili itibariyle. Diyor ki 24 Anayasası'nın 88. maddesi: "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur." Diyelim ki kanun böyle yazıyordu ama öte yandan Kürtlere hitaben, "Siz Türksünüz ama farkında değilsiniz, siz dağlı Türklersiniz, öz be öz Oğuz soyundan gelen kardeşlerimizsiniz" de diyenler de devletin -karşıdan bakılınca- aklı başında görünen birtakım yetkili ağızları idiler ama insaf buyrulsun; en azından yirmi seneden beri, şu mâhut "Kart-kurt" edebiyatı fiilen terkedilmiş, bir mizah unsuru haline gelmiştir. Müfrit ırkçılar dışında Kürtleri zorla Türk sayan kimse kalmadı. Tamam, Kürtler Türk filan değil, eben an ced Kürt kavminin evlâtları. Vaktiyle hatâ edildi, hattâ insanın en aziz aksâmından birini teşkil eden kimliği konusunda zorlamalara tevessül edildi ama bu saçmalık -Elhamdülillah- bitti. Kürtler, Türkçeden tamamen farklı bir yapıya sahip, kadim ve saygıdeğer bir dil konuşuyorlar; farklı bir tarihe, kökene, kültüre ve edebiyata sahipler ama mevcut anayasaya göre "Türk" vatandaşlığını ve Türk toplumunun üyeliğini taşıyorlar. Yani bir yerde lâfın gelişi, "Biz Türkler şöyle yapmayız, şunu severiz, bunu sevmeyiz" derken isteseniz de istemeseniz de Kürtleri ve sair Türk olmayan Türk vatandaşlarını da kasdetmiş oluyoruz. Bunda gocunacak, alınganlık meselesi haline getirilecek bir hâl yok bana göre fakat Türkçü'nün nasıl aşırısı varsa, Kürtçü'nün de aşırısı var. Nerede Türk lâfzı geçse celâllenip, "Hayır efendim, bizi asimile edemezsiniz" gibisinden tepki gösteriyor, yeni anayasada bu durumun düzeltilmesini istiyorlar. Uzun uzun izaha çalışıyorum ama faydasızlığının farkındayım aslında: Teşekkül halindeki milliyetçi bir feverânı, mantıkla yatıştırmak mümkün değildir. Hatırlatmak abes olacak ama vaktiyle "Türkler" de o istasyonlardan geçti, Kürtler de geçecektir. Biz Türkler, Türk olduğumuzu kabaca XIX. yüzyılın sonlarına doğru keşfettik. Önceleri "Hangi millettensin?" sualine, kısaca, "Müslümanım çok şükür" cevabı verilirdi. Sonra Türklüğümüzü farkettik; bazı abiler, amcalar, hocalar ve liderler bize Türklerin öteki kavimlerinden daha asil, savaşkan ve yapıcı olduklarını söylediler, hoşumuza gitti, inandık. Daha sonraları başka kavimlerin de başından geçen şeyleri okuyunca (Genel ve mukayeseli tarih yani), pekala başkalarının da asil, iyi, savaşçı ve yapıcı olabildiklerini gördük. Duygularımız incinmedi. Türk olmak ne ayıptı, ne de başlı başına bir fazilet teşkil ediyordu. Bir insanın kavim mensubiyetiyle arlanmasının da iftihar etmesinin de lüzumsuzluğunu yeni yeni öğreniyoruz. İnsana değer veren şey, onun menşei değil, aklı ve eliyle yapıp ettiği şeylerdir. Anladık ve bu ölçü hoşumuza gitti. Esasen biz Türkler bu konuda "yitiğimizi bulmuş" da sayılabiliriz. Müslümanlık, mâlum, insanları değer sıralamasına tabi tutarken muttaki ve muvahhitleri başa koyar; Peygamberimiz ise ırkî vasıflarıyla değil, güzel ahlâkı ile öğülmüş bir kuldur. Biz eskiden böyle düşünür, böyle bilir, böyle amel ederdik; şimdi yitiğimizi tanıyınca, "A ne güzelmiş" diye seviniyoruz. Kürt kardeşlerimiz bu istasyonlardan geçecektir ama böyle bir mecburiyetleri yok. Milliyetçiliğin son iki asırdaki tezahürleri genellikle insanlığın karnını ağrıttı, başağrısı yaptı. Kişinin kendi kavmine meyil göstermesi çok insanca, tabii bir yöneliştir de, her haslet gibi tadında ve derecesinde tutulmalıdır. İnanmayanların neticede birkaç istasyon ötede görüp görebilecekleri hikmet budur. Sevgili Kürt kardeşlerimiz, Boşnak, Çerkes, Arap komşularımız, arkadaşlarımız, eğer bir mânâsı varsa bizler de Türkleriz. Esasen Türklerin etnik bakımdan mütecanis bir topluluk olup olmadıkları da tartışma götürür bir iştir. Vaktiyle şairin birisi, "Kâfire kafa tutan Türktür" demişti ve hoşuma gitmişti (Buradaki kâfir gayrımüslim değil arkadaşlar, "Zındık", "İslâm'a düşman" mânâsındadır, önemli). Bu devleti biz Türkler tek başımıza kurmadık; daha önceleri de tek başımıza değildik ve aslında hiç tek başımıza olmadık; hep sizler de vardınız; başkaları da oldu. Bunu sizlere rüşvet-i kelâm faslından söylüyor değiliz, tarihin gösterdiği nüktedir. "Bütün Osmanlılar Türktü" lâfı anlamsızdır, yanlıştır ve bu noktada kavmime bir hoşluk yapmak isterim; bizimkiler "bir araya getiren ve beraber tutan" bâbında vaktiyle önemli hizmetlere vesile olmuşlardı. Erken cumhuriyetin ergenlik sivilceli milliyetçi bürokratları bu fonksiyonu unuttular, gönül kırdılar, kalp yıktılar, köy de yaktılar, doğru değildi, zulmü alkışlayacak halimiz yok. Dün Osmanlı kelimesi aynı işi görürken bugün Türk kelimesi tefrikaya sebep oluyor. Kelimelerin de kalbi, izzetinefsi vardır; kadrini bilmedik, içini dolduramadık. Bugün Osmanlılıktan, Türklükten kalan yeri kusura bakmayınız, Türkiyelilik hiç doldurmaz. Amerikalılık yetmişiki buçuk millete arslanlar gibi sıfat olur, benimsenir ama bugün ağzından "Türk milleti" sözü çıkan bir öğretmen, bir politikacı, bir yazar ille de "Ama anayasal anlamda..." diye ilave parantez açmaya mecbur hisseder kendini. ... Bu sivilcelerden tez kurtulmak için en keskin merhem, tarih okumak arkadaşlar, üstelik kendi kavmimizin abartılı tarihi değil, mukayeseli, genel tarih. Şiddetle tavsiye ederim.
<< Önceki Haber "Türk" veya sivilceye merhem Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER