Barışı özlemek


Türkiye'nin Kürt sorunu konusunda ne zaman umuda kapılsam; hemen herkeste olduğu gibi müthiş bir hayal kırıklığına uğruyorum. Hemen her seferinde içimizi yakan ve titreten bir şokla karşılaşıyoruz. Anımsayabildiğim kadarıyla; terhis edilmiş, silahsız ve sivil bir biçimde evlerine dönerken; otobüsten indirilerek şehit edilen 33 askerimizin kurşuna dizilmesi bu konudaki ilk ve en hain örnekti. Daha sonra barışın yaklaştığı zannedilen her dönemde; benzer bir olayla karşılaştık ve barış umutlarımızı bir başka döneme taşıdık. Benim tartışmasız bir biçimde barıştan yana olduğum bilinir. Zaten geçenlerde; "yüksek sesli" bir emekli generalle televizyonda tartışırken; "şimdiye dek şiddet politikaları uyguladık da kazancımız ne oldu" sorusunu sormama çok kızmıştı. Gerçekten; bu benim samimi duygum ve düşüncemdir. Şimdiye dek şiddet politikaları uygulayarak ne kazandık? Hemen hiçbir şey... Xxxxxxxxxxxx Evet; şiddet politikalarıyla şimdiye dek hemen hiçbir şey kazanamadık. Fakat PKK etiketi altında hareket eden kimi gruplar; şiddetten uzaklaşılmasına izin vermiyorlar. Dikkat ederseniz "PKK etiketi altında hareket eden kimi gruplardan" söz ettim. Fakat kim PKK'lı kim PKK dışında belli değil... Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) çok umut bağlamıştım. Aslında memleketimizdeki Kürt Kökenli vatandaşlarımızı temsil iddia ve amacında olan tüm siyasal partilere umut bağlamıştım. Rahmetli Erdal İnönü'nün tüm sahilleri ve Batı Anadolu'nun önemli bir bölümünü yitirme riskini göze alarak; HEP'li adayları SHP listelerine almasını da içtenlikle desteklemiştim. Fakat ne oldu? Daha ilk gün Kürtçe yemin nedeniyle çıkan tartışmalar; bu iyi niyetli davranışı da boşa çıkardı. PKK militanlarını dağdan indirme konusundaki çabalar da; Habur'daki skandal görüntüler nedeniyle boşa çıkmıştı. Xxxxxxxxxxx Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımızın sayısı da belli değil bunların beklentileri de... "Birileri" (!) çok kızıyor ama Türkiye'deki tüm etnik gruplar "etle-tırnak gibi" iç içe geçmiş durumdalar. Bugün böyle farklı unsurların bulunmadığı bir aile yapısını bulmanız mümkün değildir. Bu satırların yazarının etnik kökeninde; tam bir eşitlik içinde; Araplık, Kürtlük, İzmirlilik ve Makedonluk vardır. (Kızımın durumu çok daha karışık. Onda Türkmenlik ve Rumeli de var.) Her ne kadar elimizde kesin rakamlar bulunmasa da; Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımızın genel nüfusa oranı en az yüzde 20-25'tir. BDP'nin desteklediği bağımsız adayların; en fazla yüzde 6-7 oy topladığı düşünülürse BDP'nin "Kürt vatandaşlarımızı temsil etme iddiaları" havada kalır. Kaldı ki; BDP'ye oy ve gönül veren vatandaşlarımızın ne kadarının PKK'ya sempatiyle baktığı bilinmediği gibi; PKK'yı destekleyen vatandaşlarımızın ne kadarının şiddet politikalarından yana olduğu da bilinmemektedir. Ancak belirli bir sempati duyduklarına ve benzer duygusallıklar yaşadıklarına kuşku duyamayız. Peki şimdi ne yapacağız, ne yapabiliriz?.. Bir yanda sürekli barış isteyen ve şiddet politikalarını eleştiren ve hatta mahkûm eden bir anlayış; öte yanda kökeni ve nerede olduğu bilinmeyen ve şiddeti gündemde tutmak isteyen bir anlayış... Hiç kimse Türk halkının çoğunluğundan Hz. İsa tavrı beklemesin. Yani bir yanağına tokat atıldığı zaman öbür yanağını çevirmesini beklemek boşunadır. Fakat şiddeti kime karşı uygulayacaksınız? Doğal olarak şiddeti; terörden "nemalananlara" karşı kullanmak gerek. Zira bunların kimler olduğu aşağı yukarı bellidir. Fakat önemli bir kısmı da kendini "barışseverler" arasında gizlemektedir. Ancak her şey bir yana; "amma pusu attık perişan oldular" diye kostaklanan ve kostaklanmak isteyenlerin bu hevesleri kursaklarında kalacaktır.

Haber Etiketleri:  
ÖNE ÇIKAN HABERLER