Gazetecilik ve köşe yazarlığı


21. yüzyıl alışageldiğimiz kavramların çok büyük bir bölümünün büyük bir dönüşüm geçireceği bir yüzyıl oluyor ve olacak. Bu kavram dönüşümlerine ayak uyduranlar ayaklarını daha sıkı yere basacaklar. Bu dönüşümü anlamakta geciken, hatta direnenler ise kaybedenler safında yer alacaklar. Çok şey dönüşüyor ama dönüşümün başını bilgi kavramının kendisi çekiyor. Bilginin içeriği, ulaşılabilirliği değiştiği, dönüştüğü ölçüde de toplumlar, kurumlar, meslekler değişiyorlar, dönüşüyorlar. Sürecin merkezinde çok yakın geçmişte bir kıt faktör olan, ulaşılabilirliği sorun olan bilginin son yirmi sene içinde adeta tümüyle serbest mal haline gelmesi, hepimize bir cep telefonu ya da laptop mesafesi kadar yaklaşması. Bu dönüşüm her mesleği ama en derinden de eğitim-öğretimi ve basın sektörünü etkiliyor. Pazar günleri yazma olanağı bulduğum eğitim köşesinde bilginin dönüşümünün eğitim-öğretim sektörünü nasıl etkilediğine zaten değindim. Bugün de konunun basın ayağına değinmek istiyorum. Basında, yönetici kesimi bir kenara bırakırsanız, muhabirler yani haberciler ve bu haberleri yorumlayan köşe yazarları var. Çok uzun seneler muhabirlik yani habercilik, haber peşinde koşanlar, haber yapanlar, çok haklı nedenlerden, gazetecilik mesleğinin özünü oluşturdular. Bu arada köşe yazarlığı adı verilen, batı basınında bizim ölçülerimizde yaygınlığı asla olmayan bir kurum da varlığını sürdürdü. Muhabirliğin gazeteciliğin özü olduğu senelerde köşe yazarlığı kurumuna biraz da tuhaf bakıldı, olmaz ise ne eksilir diye düşünüldü, bu kadar çok sayıda ve etkili köşe yazarının varlığı Türkiye gazete okurlarının tembelliği ile, hazır, zahmetsiz bilgi ve yorum ihtiyacı ile açıklandı ve bu açıklamalar, bu yaklaşım da bir ölçüde doğru idi. Yan sütunda muhabirin getirdiği ham, işlenmemiş haber, bilgi vardı, bu haber üzerine düşünüp bir kanaat oluşturmak yerine okur, meşrebine uygun köşe yazarının aktardığı kanaati benimsemeyi senelerce tercih etti. Bu açıdan bakıldığında köşe yazarlığı hem sorunlu, hem de ilginç bir kavram olarak devam etti. ANCAK, son yirmi senede yaşanan dönüşüm bu alanı da çok derinden etkilemiş gibi. Bilgi ya da gazetecilik tabiriyle haber artık ulaşılması zor bir meta olmaktan çıktı. Elektronik postalarımıza, cep telefonlarımıza, ekranlardaki “son dakikalara”, twit’lere, internet gazetelerine her saniye haber yağıyor ve adeta “real time” yani canlı olarak ve çığ gibi yağıyor. Sabah erken saatlerde elimize aldığımız gazetelerde artık akşam yatmadan duymadığımız bir bilgi, haber yok. Öğretim sektöründe olduğu gibi basında da artık haber bir serbest mal, arzı talebinin çok üzerinde seyreden bir mal. Bu açıdan yaklaşıldığında da muhabirliğin yani haber üretmenin, haber yapmanın artık önemini nispi olarak yitirdiğini söylemek çok yanlış olmaz galiba. Şimdi ise, üzerimize çığ gibi gelen adeta sayısız ve bedava ulaştığımız haberler içinden haber seçmek, bu haberleri yorumlamak, herkesin eşit ulaştığı haber akımı içinden başkalarının göremediği bir açıyı yakalamak öne çıkıyor. Bu iş ise muhabirin pek işi değil; köşe yazarlığı denen kurumun galiba ilk kez gerçek önemi önümüze geliyor. Kürt meselesiyle, arap baharıyla, küresel ekonomik krizle vs. ilgili elimizde sonsuz diyebileceğimiz kadar bilgi-haber var. Herkesin adeta eşit ulaşabildiği bu bilgi-haber akımı içinden kim zamana daha dayalı, kimin pek akıl edemediği bir yorum üretebilir ise basında yaşanan büyük değişimin kazananı da o olacak. Türkiye çok hızlı değişen bir ülke; köşe yazarlarını bir kez de bu açıdan yani, mesela yaklaşık on beş sene önce söyledikleri ile bugün, o dönem söylenenlerin dayanıklılığı açısından bir değerlendirin. Sonsuz bilgi içinden daha dayanıklıyı, daha anlamlıyı daha anlamlı biçimde yorumlayan köşe yazarın ön plana çıkarıyor. Otuz hatta yirmi sene önce durum pek böyle değil idi. twitter.com/KarakasEser
<< Önceki Haber Gazetecilik ve köşe yazarlığı Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER