Başkan olsaydı darbeler olur muydu?

Başkanlık sisteminin tartışılması, yeni anayasa umutlarını söndürür mü? Hiç zannetmiyorum. Zira başkanlık sistemi AK Parti için "olmazsa olmaz" (sine qua non) bir olgu değil ki. "Hükümet sistemi değişmezse yeni anayasada yokum" gibi bir ön şartı yok AK Parti'nin. Ama başkanlık sisteminin gerçekçi ve soğukkanlı bir şekilde tartışılması esasen şimdi önemli ve gereklidir. Zira bu sistemin halk nazarında göz doldurduğu kabul edilirse, hayata geçirmenin zamanı yeni anayasa inşası dönemidir. CHP'nin klasik şekilde başkanlık sistemine karşı çıkması oldukça normal ama bu ülkede başkanlık sistemine geçilmesi için belirleyici değil. Başkanlık sistemine karşı klasikleşmiş CHP muhalefetinin altında şu gerçek var: Seçmen her ne kadar eskiye nazaran bilinç, mobilizasyon ve değişken inisiyatif kazanmışsa da, bu ülkede %65 sağ oy, %35 de sol oy potansiyeli haritasının mevcut olduğu bir vakadır. Muhtemel bir başkanlık sisteminde CHP'nin başkan çıkarabilmesi, yakın istikbalde değil orta vadede bile mümkün olmayacak. 28 Şubat olur muydu? Başkanlık sistemi olsaydı, 28 Şubat sürecinde bu ülke kuvvetle muhtemel başsız kalmayacaktı. Cuntanın postmodern hamlesi sonuç vermeyecekti. Çiller'in DYP'sinin askerce eritilmesi ve içinin boşaltılması bir şey ifade etmeyecekti. Büyük ihtimalle cunta amacına ulaşamayacak, 28 Şubat muhtırası olsa bile, 28 Şubat süreci yaşanmayacaktı. Çiller veya merhum Erbakan başkan olsaydı, cuntacı generallerin tasfiyesi kararını Cumhurbaşkanı Demirel imzalar mı imzalamaz mı gibi bir tereddüt yaşanmayacaktı. Çünkü başkanlık sisteminde yürütmenin başı bizdeki gibi ikili değil tektir. Bakanlar Meclis'e karşı değil, sadece başkana karşı sorumludur. Son sözü başkan söyler. En güzel örnek ABD'nin efsane Başkanı Lincoln'ün şu sözüdür: "7 hayır, 1 evet, evetler kazandı." Başkan, Genelkurmay Başkanı yetkileriyle hareket edebildiği gibi, alt seviyede bir üsteğmenin atanmasına kadar doğrudan bir yetkiye sahiptir. Yani en küçük rütbeli subaydan en yüksek rütbelisine kadar hepsini başkan atayabilir. 1945'te 2. Dünya Savaşı'nın sonunda ABD Başkanı olan ve Hiroşima ile Nagazaki'yi atom bombası atılması kararını veren Harry Truman, General Mac Arthur ile arasında çıkan ihtilafı generali emekli ederek çözmüştü. Halk tarafından seçilen başkanlar, parlamento tarafından seçilen başbakanlara nazaran orduya karşı her daim daha güçlüdür. Düşünüyorum da, eğer başkanlık sistemi olsaydı... Ahmet Necdet Sezer başkan seçilemeyeceğinden, ana muhalefet partisi gibi inisiyatif kullanması mümkün olmayacaktı. Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'a yapılan asker telkinleri işe yaramayacak, 367 Sabih'in ürettiği kriz yaşanmayacaktı. 27 Nisan muhtırasını da görmeyecektik belki. Çünkü elde halk tarafından seçilen, yasama organından bağımsız bir başkan olacaktı. Cuntaların başkanı aşabilmesi zordur Halkın teveccühü olan bir başkanın muhtırayla kontrol altına alınabilmesi klasik parlamentarizme göre daha zordur. Çünkü başkan, yasama organının güvenine dayanmaz, buna ihtiyaç da duymaz. Cunta, Meclis'i kendince hizaya getirse bile direnen bir başkanı tasfiye edebilmesi bu yolla mümkün değil. Askerin tehdidiyle Meclis karar alsa, darbeye direnen bir başkandan veto yiyecekti. Darbeciler için klasik darbeden başka çıkış yolu kalmayacaktı. Bu da halkça seçilen, meşruiyeti yüksek ve yürütmeye tek başına hâkim bir başkan karşısında eskisinden daha da zor olacaktı. Sonuçta Türkiye gibi askeri vesayeti tasfiye çabasında olan ülkeler açısından, demilitarizasyonda etkili olan başkanlık sistemi elbette ki seri bir dönüştürme iktidarı taşıyor. Sonuçta başkanlı bir Türkiye'nin demokrasi tarihi kuşkusuz çok daha farklı olacaktı. Unutmayalım ki bu ülkede subayların %70'i 28 Şubat perspektifini hâlâ ısrarla koruyor. "Demokrasiye bağlıyız" deyip başbakana tabi olan bir Genelkurmay Başkanı'nın mevcudiyeti dönüşümün alamet-i farikası değil. Dönüşüm süreci bitmedi. Türkiye gibi bir ülke için başkanlık sistemi göz ardı edilmemeli.

YAZARIN SON YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER