''Şii Baharı!'' ya da Nevruz Kulağa Hoş Geliyor!

Kadir Gürcan

Kadir Gürcan

09 Ara 2019 11:33
  • Hayırdır inşallah! Bayram değil, seyran değil, Kerbela hiç değil. Rüyada görseniz, hayra yormayacağınız bir hadisenin dikkatlerinizden kaçtığına eminim; İran, Suud ile uzlaşabileceği mesajını verdi. Oldu mu şimdi? Hani nerede yeni bir Sünni-Şia savaşı? Bir kaç ay önce, Yemen üzerinden birbirlerine gireceği beklenen İran ve Suudi Arabistan, bu yakınlaşma ile, yeni bir Ortadoğu Savaşı beklentilerini boşa düşürdü.

    Ben en çok, kıyamet beklentisine girmiş mecnunlara üzülüyorum. 2019'un Aralık ayı da geldi çattı. Bu yıl da kıyamet senaryoları gerçekleşmezse, kehanetlerini daha gizemli bir yıla ertelemeleri gerekecek. 2020'nin pek bir gizemi yok gibi. İki kez tekrar eden sıradan sayılar. 

    Bir kaç ay öncesine kadar Şii ve İran yayılmacılığı için makul ve meşru bir mazeret olarak dünya kamuoyuna servis edilen Yemen ne çabuk unutuldu? Kaşıkçı Cinayeti ve Yemen bombalamalarından dolayı Suud dünya medyası için iştah açıcı bir meze haline gelivermişti. İran ve Şii yönetim, Rusya'nın Doğu Avrupa ve bazı Güney Amerika ülkelerinde denediği taktiğin bir benzerini Ortadoğu ülkelerinde bıkmadan usanmadan devam ettiriyor. Şii Mollalar sırtlarını Rusya ve Rusya'ya uydu olmaktan zevk alan bazı İslam ülkelerine dayamış durumda. Onlar da kimmiş diye anlamazdan gelmeyin! Osmanlı varisleri(!), devlet-i aliyenin azılı ve ezeli düşmanları ile aynı tabaktan yemiyorlar mı?

    Saldırgan ve yayılmacı hırslarını gizleme ihtiyacı duymayan Şii-İran iktidarı için ille de sünni bir rakip arayan popüler düşünce eğilimi, coğrafi yakınlıktan dolayı Suud'u sünni dünyanın lideri olarak göstermekten çok memnun. Dolayısıyla İran ve Suud'un birbiri ile kapışmasına ümit bağlayan budala sayısı sayılamayacak kadar çok. Yetmişli yılların sonlarında başlayıp, seksenli yılların sonlarına kadar süren İran-Irak kapışmasında, Sünni dünyanın temsilcisi rolü biçilen diktatör ve zalim Saddam ne ifade ediyorsa, şimdi de Suud aynı şeyi ifade ediyor. Şimdi kırk yaşında olup da, ''300 ve 300: Rise of an Empire'' filmlerini izleyenler İran-Irak savaşını, Pers-Yunan Savaşı falan diye düşünebilirler. Öyle değil. O zaman da mesele mezhep ve din değil, dibine kadar ekonomi idi. Ne Humeyni'nin ne de Saddam'ın birinci önceliği 'din' olmadı. İran'da gerçekleştirilen devrimin iç infiallerini minimize etmek Humeyni iktidarının ilk önceliğiydi. Diğer taraftan da devrim muhaliflerini şehir meydanlarında asarak kendi halkına gözdağı veriyordu. Saddam da savaşın bitmesine ramak kaldığı günlerde, Halepçe'de kimyasal silahlarla binlerce müslümanı öldürmekten çekinmedi. Halepçe katliamının savaş suçlusu Saddam oldu.

    Ortadoğu'da İran'ın haritadan silmekle tehdit ettiği iki ülkeden birisi Suud. Öbürünü söylemeye gerek yok; İsrail. İsral'in, sünni mezhepler içinde bir yerlerde kaydedildiğine hiç rastlamadım. Humeyni devrimi üzerinden tam kırk yıl geçti, bölgedeki coğrafik durumda hissedilir bir değişiklik yok. Hele bundan sonra haritadan silme muhabbetleri pek pirim yapmaz. Üç ay öncesine kadar, Yemen didişmesinden Suud'un coğrafi konumunu tehdit eden İran, bir kaç gün önce Suud'lu prenslere arguvan kokulu bir teklifte bulundu; “Gelin anlaşalım!”

    Kaşıkçı Cinayeti de dahil, bir çok meselede Suudi Arabistan konusundaki peşin fikirlerin çok ucuza pazarlandığı durumlara karşı dikkatli olmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz aylarda, bu satırların yazarını tanıyan bir dost aradı ve “Suudi elçiliğinden seni aradılar. Bu yıl seni Hacc'a davet ediyorlarmış!” diye de Ti'ye almayı ihmal etmedi. Hiç güleceğim yoktu. Espriye malzeme olma pahasına, Suudlu şımarık prenslere kızıp, Arap Yarımadasını ateşe vermek için sıraya girmiş entelektüel fetişizme mesafeli durmaya kararlıyım. Müslüman entelektüellerin yumuşak karnı olan İslami-Sosyalizm şehvetinin tatmin zemini Suud'tur. Hatta işi abartıp, Kabe-i Muazzama çevresindeki külliyenin Suud Krallarının Sarayı olduğunu iddia eden divaneler bile var, bilesiniz. Türkiye'de inşa edilen bin iki yüz küsur odalık Saray'a gıkı çıkmayan dini bütün(!) beslemelerle aynı safta olmak daha mı iyi?

    Bir kaç haftadır İran'da garip şeyler oluyor. Başbakan, petrol yüklü tankerlerin okyanusta dolaştığını ancak, alıcı bulamadığını itiraf etmek zorunda kaldı. ABD'nin koyduğu ambargolar yavaş da olsa tesiri göstermişe benziyor. Aynı günlerde, İran Enerji Bakanı ülkesinin 50 milyon varillik yeni bir petrol yatağı keşfettiğini duyurdu. Bu haberden bir kaç gün sonra da İran halkı benzine yapılan zammı protesto etmek için sokaklara döküldü. Bugün itibariyle, protestolarda ölen insan sayısı iki yüzü buldu. Devlet yetkilileri, sokak olaylarında kimlerin parmağı olduğunu bildiklerini, ABD başta olmak üzere sorumlulara ağır bedeller ödeteceklerini ilan ederek, bir kez daha “Büyük Şeytan”a diklendi. Bir kaç gün önce de Suud'a uzatılan zeytin dalına şahit olduk. Eh, bu kadarı da fazla!

    İran'ın Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın değişik yerlerinde teröre destek verdiği artık devlet sırrı değil. Avrupa ve ABD'nin uyguladığı uzun vadeli ambargolar, tesirini göstermiş olmalı ki, ülkenin ekonomik durumu, kendi doğal kaynaklarını vatandaşlarına ucuza sunmakta dahi başarılı olamıyor. Benzin zammını protesto etmek için sokağa dökülen insanlar, bir haftada iki yüz kayıp vermeyi göze aldıysa, bir adım ötede daha büyük kayıpları da göze alıp, başka olayları tetikleyebilirler. 

    Şii düşünce, İslam coğrafyasında başkaldırı ve isyanları ile bilinen bir oluşumdur. Bir çok teşebbüste ağır kayıplar vermiş olmalarına rağmen bu özellikleri hala devam ediyor. İran, bütün gayretlerine rağmen ülke içindeki karışıklıkları dünya gündeminden saklayamadı. İki yüz ölüden bahsediliyor ama, siz yine de ihtiyaten o sayıyı iki ya da üç ile çarpın.

    Sünni dünyanın Ortadoğu'da ümit bağladığı “Arap Baharı!” korkunç bir kış ile karşılaşınca filizlenme şansı bulamadı. Terör konusunda oldukça deneyimli olan Şii düşüncenin kendi içlerine dönük “Şii Baharı” ya da erken bir Nevruz başlatma niyetlerinin olabileceği çok ütopik durmuyor, hatta kulağa da epey hoş geliyor. Eh, ezeli rekabet de bunu gerektirir; Sünniler Arap Baharında başarılı olamadı. Belki Şii düşünce bu konuda Sünni dünyanın önüne geçebilir.

    Bu satırların yazarı, Hacc vazifesini yerine getirdi ama, müminlerin kıblegahı olan Haremeyn-i Şerifeyn'e ait yeni bir bir davete, espriye malzeme olma pahasına da olsa hayır deme cesareti gösteremeyecek kadar yufka yüreklidir. 

    Kadir Gürcan
    09 Ara 2019 11:33
    YAZARIN SON YAZILARI