Fabrika ayarları

NEDİM HAZAR
Yayınlanma Çarşamba, 23 Mayıs 2012
Paylaş
X Post
Zannederim modern hayatın en büyük ömür törpülerinden biridir asfalt yollar.
Hele ki büyük şehir trafiği... İnsan burada vakit geçirdikçe kendinden, normal değerlerinden uzaklaşıyor, bambaşka birine dönüşüyor. Hani reklamda diyor ya 'Açken sen, sen değilsin' diye, 'Trafikteyken sen, sen değilsin' dense yeridir.
İki metrelik mesafe için insanların birbirini boğazlayacak kadar kendinden geçmesi, şehirde yaşayan bizler için normal geliyor artık. En basit sıkıntıyı bile çok büyük bir tecavüz, tehlike addediyoruz ve bir anda zalimleşiyoruz, canileşiyoruz.
Dün, kutsal bir dönemecin ilk virajına girdik, iki gün sonra Regaib (Regaip değil TDK!) Kandili. Eminim birçok aklıevvel, ekranlara çıkıp, gazetelere tüneyip, böylesi günlerin İslam'da olup olmadığını tartışacaktır.
Çok basit bir etkisinden söz etmek isterim girdiğimiz bu gufran döneminin. Biliyorsunuz, ülke nicedir sancılı bir değişim süreci yaşıyor. Bu süreçten rahatsız olanlar kendi kalibrasyonlarına göre ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar. İnsafsızlık, iz'ansızlık, vicdansızlık, kin ve nefret gırla gidiyor. Açıkçası vicdan bu manzara karşısında susmayı kendine yediremiyor. Ama bazen de durup kendi kendine sorası geliyor: Değer mi?
Bu kadar basit, malayani, geçici şeyler için bu kadar emek harcamaya, enerji tüketmeye, vakit sarf etmeye değer mi?
İşte tam bu esnada yetişti imdadıma... Açıkçası kendimi biraz 'suçüstü' buldum. Gazali'ye atfedilen o enfes cümlede denildiği gibi, ölülerin pişman oldukları şeyler için dirilerin birbirini yemesi gerçekten tuhaf geldi. Şöyle deniliyordu mesela: "İnanmış bir gönül, yetmiş sene önce bir kötülük yapmış ve sırf bu kötülüğünden dolayı yetmiş bin defa istiğfar etmiş olsa dahi, bu kötülüğünü daha dün işlemiş gibi vicdanında terütaze duymalı, onun hacaletiyle iki büklüm olmalı ve Allah'tan af dilemeye devam etmelidir. Belki taakkulî, tasavvurî ve tahayyülî hatalar kulun amel defterine hiç yazılmayacaktır. Fakat insan bu seviyede dahi bir hata irtikâp ettiğinde, 'Rabb'im! Ben nasıl oldu da Sana karşı bu türlü şeyler düşündüm. Nasıl oldu da hayal dünyamda böyle bir münasebetsizlikte bulundum. Meğer ben ne kadar saygısız bir insanmışım.' diyerek yaptığı hatalardan dolayı sürekli iki büklüm olmalıdır."
Galiba tam da bunun için önemliydi mübarek 3 aylar. İnsan, yitirdiği masumiyeti, dinginliği tekrar hatırlasın ve elde edebilmek için yeni bir başlangıç yapabilsin diye.
Şurası çok mühim değil mi sizce: "İnanın, böyle davranan bir insanın hiçbir kaybı olmaz. Bilakis ömrünü bu çizgide geçiren kişi, çokça tevbe ve istiğfar etmenin sevabıyla serfiraz olur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), amel defterinde çok istiğfarı olan kimse için "müjdeler olsun" ifadesini kullanmıştır. Ayrıca o Rehber-i Ekmel, bir hadis-i şerifte her gün yetmiş defa, başka bir hadiste ise yüz defa istiğfar ettiğini ifade buyurmuştur. Hâlbuki biz biliyoruz ki, hayatı boyunca Cenab-ı Hak O'na hiçbir günah işletmemiştir. O (aleyhi ekmelü't-tehâyâ), masum doğmuş ve hep masum yaşamıştır. Evet O, hayatını vahyin teminatı altında sürdürmüştür. Ama bütün bunlara rağmen Nebiler Serveri (aleyhissalâtü vesselâm) her gün yetmiş veya yüz defa istiğfar ediyordu."
Dünya böyle bir şeydi ve bizi biz olmaktan çıkarıyordu, kutsal ayların, kutsal günlerin insana en önemli katkısı da buydu sanırım; fabrika ayarlarına dönüş için fırsat oluşturması.
Zira sair zamanlar çok zor bu muhasebeyi yapmak, iç aynamıza bakıp, ruhumuzun boyunu ölçmek:
"Bir insanın kendisinin methedilmesini istemesi ne kadar mezmum bir duygu ve düşünceyse, kendini sorgulaması da o ölçüde faziletli bir ameldir."
"Rabb'im bizi, hakikî mânâda kendini sorgulayabilen talihli kullarından eylesin!"
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...


