'Çocuk yetiştirmenin Anadolucası'

Medeniyetler beşiği Anadolu’da çocuklar nasıl yetiştiriliyordu?

'Çocuk yetiştirmenin Anadolucası'

Pedagog Adem Güneş, bu sorunun peşinde eski metinleri inceliyor, tarihî şahsiyetlerin çocukluklarını araştırıyor ve ‘Anadolu pedagojisi’nin şifrelerini çıkarıyor. Saçımızı süpürge ettiğimiz, geceler boyu uykusuz kalıp başını beklediğimiz ve en önemlisi geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızı yeterince iyi yetiştirebiliyor muyuz? Eskiden geniş aileler vardı ve çocuğun eğitimi ortaklaşa üstlenilen bir sorumluluktu. Genç anne babaların tecrübesizliğini daha deneyimli anne-babaların olgunluğu örtüyor, çocuklar bir sevgi ve şefkat çemberinde yetişiyordu. Günümüzdeki çekirdek ailelerde ise bu görev tamamen anne ve babanın üzerine yıkılmış durumda. Genelde çalışan ebeveynler, tıkandıkları noktalarda çözümü bu konuda hazırlanmış kitaplarda arıyor. Ülkemizde çocuk eğitiminde başvurulan kitapların büyük çoğunluğu Batı menşeli. Bunlar ya tamamen tercüme ya da oradaki modeli açıklamaya ve ülkemize adapte etmeye çalışan kaynaklar. Peki, bu tarz bir eğitim ne kadar sağlıklı? “Batı kültüründe çocuğa ‘adam edilmek üzere’ ailelerin elinde bulunan kişi gözü ile bakılıyorken, Anadolu pedagojisinde çocuk aziz bir misafirdir.” Bu sözler Pedagog Adem Güneş’e ait. İki yıl öncesine kadar Hollanda’da yaşayan Güneş, pedagoji alanındaki eğitimini Rotterdam Üniversitesi’nde aldı. 18 yılın ardından ülkeye döndü ve o günden bu yana ‘Anadolu pedagojisi’ üzerine çalışıyor. Bu konudaki kitap çalışması tamamlanmak üzere. Bir yandan Fatih Üniversitesi’nde pedagoji dersleri verirken diğer yandan da gittiği çeşitli derneklerde ‘Nasıl daha iyi anne olunur?” seminerleri veriyor. Anadolu pedagojisi’nde Kürt bir annenin ninnisi, İstanbul beyefendisinin zarafeti, Mevlânâ’yı yetiştiren annenin ilmi, Süryani bir babanın şefkat sırlarının kaynağı var. Anadolu pedagojisini Adem Güneş ile konuştuk: -Anadolu pedagojisi nedir? Çocuk yetiştirilmesi konusunda var olan kaynakların çoğunluğu maalesef Batı modellerine ait. Yazarları Türk olabilir ama içerik Batı kaynaklı. Ve maalesef dünya literatürüne girmiş bir Türk pedagoga da bugüne kadar rastlamadım. Ne acıdır ki Türkiye’de 1982 yılında üniversitelerin pedagoji bölümleri de kaldırılmış. Yani anne babalar çocuk yetiştirmek gibi hayati bir konuda kendi kaynakları ile irtibatı kesilmiş ve kendi kaderlerine terk edilmiş durumda. Hâlbuki binlerce yıllık tarihi olan bu topraklarda anne babaların hiç mi terbiye usulleri olmamış? Fatih, Mevlânâ, Yunus nasıl yetiştirilmiş? Bu coğrafyanın da kendi değerlerine özgü çocuk yetiştirme yöntemleri var ve Anadolu pedagojisi de bu işte. -Anadolu pedagojisinde sadece Türk kültürü yok o zaman… Tabiî ki… Mesela İstanbul beyefendisinden bahsediliyor. İstanbul beyefendisi derken Ermeni midir, Türk müdür, Musevi midir yoksa Müslüman mıdır algılayamıyorsunuz. Ama bir nezaket sembolüdür. Anadolu pedagojisinde zaten asıl önemli olan, “insan olma sanatı”nı becermektir. -Bu konuda kaynak var mı? Osmanlı’da hayat çocuk yetiştirmeye yönelik şekillendiği için galiba öyle derli toplu kitaplar yazmaya kimse ihtiyaç duymamış. Nasıl ki İngiltere anayasasız idare ediliyor. Galiba o dönemde Osmanlı’nın bir gün çökeceği ve bu dev kültürel mirasın kapı dışarı edileceği hayal edilmemiş. Bu konuda direkt kaynak yok. Ancak uzman gözüyle baktığınızda farklı eserlerde değişik nüanslar görebiliyorsunuz. -Mesela? İbn-i Haldun’un Mukaddime adlı eserinde şöyle bir cümle geçiyor: “Anne babaların çocuklarına bırakacağı en iyi miras çocuklarını yavaşlatmak olacaktır.” Pedagojik olarak çok büyük bir mana taşıyor bu söz. Zira günümüz insanının en büyük sorunlarından biri hızlı yaşamak. Hızlı yaşarken algılama yetisini kaybediyor. Anne çocuğunu, eşler birbirini algılamıyor. Çocuk da hızlanınca dikkat dağınıklığı, hiperaktivite geliyor. Önemli bir kaide. Seyyahların Osmanlı coğrafyasındaki çocuklara dair gözlemlerinde de Anadolu pedagojisinden parçalar görebiliyoruz. -Eskiler için hep söylenir, aileler çok kuralcı ve baba dayağı var diye… Ne demek dayak?.. Rica ederim... Kesinlikle böyle bir şey yok. -Ama “Dayak cennetten çıkmış” sözü bu coğrafyaya ait… Bu sözü literatürümüze kim soktu ise muhtemelen şimdi o cennetten çıkmıştır. Çünkü dayağın Anadolu pedagojisinde yeri yok. Bu tarz söylemler insanları Anadolu pedagojisinden uzak tutmuş ve Batı’ya yönlendirmiş. Bazen kasıtlı söylemler diye düşünüyorum. Anadolu’da çocukları olacak çifte doğum oldu mu anlamında ‘Misafiriniz geldi mi?’ diye sorulur. O misafire de ‘aziz misafir’ deniyor, Allah’ın gönderdiği. Böyle bakınca çocuğa karşı saygısızlık yapılabilir mi, çocuğa bağırılabilir mi? Çocuğun kulağından çekilebilir mi? Bu coğrafyada çocuklar ciddiye alınırdı. Çağımızın en önemli sorunu, aileler çocuklarını ciddiye almıyor. Onların etrafında dört dönüyor, ne dese alıyor ama ciddiye almıyor. Seyyahlar adımlarını çocukların hızına göre atan babalardan hayretle söz ediyor. Çekiştire çekiştire götürülmüyor. Anadolu pedagojisinde çocuğun duygu dünyasına önem verilmiş. Üç aşamalıdır bu. Birinci aşama çocukta güven kazandırmadır. İkinci aşama ve çocuğa sunulan en güzel şey emniyet. Çocuk tedirgin edilmeyecek, dövmeyeceksin; çünkü dövdüğünde kendini emniyet içinde hissetmez. Bu iki aşamanın neticesi olarak aidiyet duygusu yeşermeye başlar. Çocuk bir süre sonra davranış kopyalaması yapar, güvendiği anne ve babasının davranışını kopyalar. Aidiyet duygusunu kazanan çocuk okuldaki kötü gruplara katılmaz, sokaktaki küfürleri kapmaz. -Anadolu pedagojisine göre şekillenmiş bir ailenin belirgin özellikleri nelerdi? Anne babaların anne babalık kıvamını tutturabilmesi en temel özelliğidir. Böylesi bir ailede kadın sultandır. Zirve noktasındaki bir sıfat kadına verilmiş. Erkek efendi sıfatını alıyor. Kız çocuğa kerime ismi veriliyor. Kerime de kendisine ikram edilmiş şerefli kimse demek. Erkek çocuğa mahdum deniyor. Mahdum, hizmet olunan kimse demek. Erkek çocuk 7 yaşını geçince ona artık efendi deniliyor. “Oğlum, efendi ol!” uyarısı da buradan geliyor. Bu çocuk evlenince beyefendi oluyor. Kız da hanımefendi. -Eskiden aileler kalabalıktı, amca, yenge, nine, dede… Bu ortamda model uygulanabiliyor muydu? Orada kim hangi rolü oynadığını iyi biliyordu. Bugünün ailelerinin kaybettiği en mühim şey, hakemlik müessesesi. Hakem kendi nefsine uygun değil de doğruyu söyleyebilen, aile içindeki problemleri basiret gözüyle görebilen yetişkin insan, dede, nineydi. Yaşlılığın verdiği olgunlukla gören hakemler yok artık. Karı koca kavga ediyor, gidecek kimse yok. Modern pedagoji bu boşluğu aile terapisti ile doldurmaya çalışıyor. -Modern zaman ailelerinde Anadolu pedagojisi nasıl uygulanabilir? Günümüzde annelerin çoğu otoriter. Aman bozulmasın, kırılmasın, yemeğini ye, dersini yap, içeriye çabuk gel, geç odana, cezalandırdım seni... Mükemmeliyetçi annelerin elinde perişan olan çocuklar. Anadolu pedagojisinde kadın otoriter değildir. Otorite evin beyefendisidir. Kuralları koyan beyefendidir. Hanımefendi kuralların uygulanmasında yardım eder. Neden böyle? Çünkü anne otoriter olayım diye çocuklarla yüzgöz olur. Annenin şefkat yönü de var. Çocuğun kafası karışıyor. Otorite denince akla eli sopalı, het höt baba kavramı gelmesin. Bu insanlık dışı bir şey. Otorite demek kural koyup bu kuralların uygulanmasında yol gösteren demektir.
<< Önceki Haber 'Çocuk yetiştirmenin Anadolucası' Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER