BELGELİ ERGENEKON

Herhalde bu kadarına Hürriyet bile pes der, çünkü belge vahim ifadelerle dolu.


Genelkurmay Başkanlığı kaynaklı olduğu iddia edilen bir belge dün artık adet olduğu üzere Taraf Gazetesi’nde yayınlandı. Belge, Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda çıkmış. Hani Hürriyet’in ‘Madalyamı geri alın’ diye manşet yaptığı, eski Üsteğmen Öztürk’ün bürosunda. Herhalde bu kadarına Hürriyet bile pes der, çünkü belge vahim ifadelerle dolu. Mesela, Genelkurmay’ın AK Parti içindeki ajanlarından söz ediyor. Yani, bu ülkeyi korumakla görevli Silahlı Kuvvetler, işi gücü bırakmış, üst üste bir kaç seçim kazanmış bir partinin içine ajanlar sokmuş. Üstelik bu ajanların görevi ‘düşman’ faaliyetleri hakkında bilgi toplamak da değil. Abuk-sabuk açıklamalar yapıp partiyi kamuoyu önünde zor duruma düşürmekle görevli bu ajanlar. Kim bilir daha ne Turan Çömez’ler vardır bu partinin içinde, şak emredilince tak diye konuşan... İş bununla da bitmiyor. Gülen Cemaati’nin ünlü Işıkevleri’nde silah ve mühimmat ele geçirilmesinin sağlanması planından söz ediliyor. Yani silaha bulaşmamış insanlara karşı sahte delil elde edilmesi hedefleniyor. Genekurmayı’nda böyle planlar yapılan ülkenin önemli bir bölümünün Jandarma denetiminde olduğunu düşünürseniz, hukuk, insan hakları, adalet gibi konularda nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi kavrarsınız. Demokratik bir ortamda bu tip işlere cesaret eden asker bürokratların, 12 Mart, 12 Eylül gibi faşizan dönemlerde neler yaptıklarını daha iyi hayal edebilirsiniz. Kaç masum insanın sahte delillerle işkencelerden geçirilip, mapuslara atıldığını anlayabilirsiniz. Taraf’ın yayınladığı belge, Genelkurmay’da hazırlanmış bir darbe belgesidir. Çünkü seçimle işbaşına gelmiş bir partiyi yasadışı yollarla etkisiz hale getirmeyi, hatta tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Bu açıkça Anayasa’yı ihlal suçudur. Burada sadece Genelkurmay’ın soruşturma açması yetmez. Çünkü bunun kurmay bir albayın tek başına organize ettiği bir iş olması mümkün değildir. Büyük olasılıkla emir-komuta zinciri içinde gerçekleşmiş bir işlemdir ve bu emri verenin, hesabını da vermesi hukuk devletinin bir gereğidir. Aslında burada hedef alınan, egemenliği, kayıtsız şartsız sahibi halk adına kullanan Meclis’tir. Meclis’in artık demokratik olgunluğunu kanıtlayıp bu iddianın üstüne ciddi biçimde gitmesi gerekir. Meclis’in sadece darbe girişimi iddialarını değil, böyle bir işlemi gizli tutmayı bile beceremeyen bir karargahın güvenilirliğini de sorgulaması gerekir herhalde. Bu arada ‘Ergenekon fasa fisodur’ diyenlerin de biraz yüzü kızarır herhalde. Kuzu Medyası Bu hafta medyada bir ilke tanık olduk. Avrupa Birliği ile ilgili son gelişmeleri izlemek için Brüksel ve Berlin’e giden 10 kişilik gazeteci grubundan 9’u, Sabah’ın Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak’ı yalanlayan bir açıklama yaptı. Şafak da dün kendini ‘Onlar elçilikte kuzu yerken, ben gazetecilik yaptım’ diye savundu. Şafak ünlü bir vejateryendir, o yüzden olaya avantajlı başlamış. Bizim Mehmet Altan’la Hasan Cemal kuzuyu görünce ‘Başlarım ulan Avrupa Birliği’ne’ deyip yemeğe dalmışlardır kesin. Volkan Bozkır belli ki boşuna dil dökmüş, herkesin aklı kuzudaymış. Onun için duymamaları doğal. Hasan abi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kürdistan dediğini de duymamıştı ki, o zaman ortada kuzu falan yoktu. Kuzu kebaplı ortamı siz düşünün. İşin fenası biz Oktay Ekşi’nin Basın Konseyi belasından kurtulalım diye uğraşıyorduk, başımıza şimdi ‘Kuzu Konseyi’ çıktı. Şimdi bunlar her yazıdan sonra birilerini arayıp ‘Savunmanı alacağız, Köşebaşı ya da Tike kebapçısına gel, suçlu çıkarsan hesabı da sen ödeyeceksin’ derlerse şaşırmam vallaha. Kürtçe davası Bir ülkede hakkın yolunu sadece yasama ve yürütme erkleri açmaz. Yargı da hayatın kritik anlarında verdiği kararlarla, o ülkenin ya çağdaş bir demokrasi olmasının yolunu açar, o yolda ilerlemeye destek verir ya da her türlü hak ve özgürlüğün yolunu tıkar, ülkeyi karanlık ve gerilime mahkum eder. İtiraf etmek gerekir ki, Türkiye’de hukuk sistemi genelde ikinci yolu seçmiştir. Ancak Digor Savcısı Ömer Tütüncü’nün Kürtçe propaganda suçlamasında verdiği takipsizlik kararı, birinci anlayışın çarpıcı bir örneği olarak hatırlanacaktır.

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER