Korkunç bir kadın!


Bakın, bayan Kay Scarpetta ne buyurmuş? “Münevver Karabulut cinayeti vahşet değildir...” Bu hanımefendi, kendisini aldatan kocasını “öldürebileceğini” söylüyor. Hayatında hiç “aşk acısı” çekmemiş. Kimseye bağlanmamış. Kimsenin arkasından gözyaşı dökmemiş. İhtimal ki, bunların “süfli duygular” olduğunu düşünüyor... Zayıflık, iradesizlik, kendini bilmezlik... Peki, birilerine dert yanmak... Başını, birilerinin omzuna koymak... Birilerinden yardım istemek... Avunma ihtiyacı hissetmek... Belki ağlamak... Hayır, bunların hiçbirini yapmamış. Bunların her biri “zaaf işareti” hanımefendiye göre... Kimse olmadan da yaşayabilirmiş. Örneğin, otomobil lastiği de değiştirirmiş, elektrik arızalarını da tamir edermiş. Bir başkasına ihtiyaç duymaksızın hayatını pekâlâ idame ettirebilirmiş. İçinde var olduğu “katı Alman disiplini” ve aldığı eğitim ona bunları öğretmiş. Daha doğrusu, onu “bu hale” getirmiş. Halinden de memnunmuş. Hanımefendiyle yapılan röportajı okuduğumda şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: “Korkunç bir kadın bu.” Bu hanımefendi, “amiral gemisi” adı verilen bir gazetede yazılar yazıyor. Bizi esrarengiz olayların karanlık dehlizlerinde dolaştırıyor... Uyuşturucu bağımlılığını, suç örgütlerini, eşcinsel cinayetlerini filan anlatıyor. Bir Cornwell imitasyonu. Peki, edebiyat sever miymiş Kay Scarpetta? Sevmezmiş... Vakti de olmazmış böyle şeylerle uğraşmaya... Muhtemelen burada da (edebiyat okurluğunda da) bir “iradesizlik”, bir “zayıflık”, bir “kendini bilmezlik” görüyor. Bilimsel kitaplar okurmuş... Konusuyla ilgili araştırmaları, teknik yayınları izlermiş. Hayatı “teknik” tarafıyla kavrayan, hiç ağlamayan, ağlayana da iyi gözle bakmayan bu hanımefendinin, darbeci generallere “ajanlık” yaptığı ortaya çıktı. Kendisi yakın zamana kadar Adli Tıp’ın başkanlığını yapıyordu. Bir profesör. Bir bilim kadını... Emekli olunca, büyük bir gazeteye “köşe yazarı” yapıldı. Bu hanımefendi, meslektaşları hakkında “ihbar mektupları” yazarmış, askeri istihbaratla içli dışlıymış, generallere “Ordu Adli Tıbbı kaybetmemeli” gibilerden akıllar verirmiş, bazı korkunç raporlara imza atarmış. Bu raporlardan biri, Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla ilgiliydi. Pınar Selek adlı genç bir “aktivist”, bu hanımefendinin başında bulunduğu Adli Tıp’ın “Mısır Çarşı’sında patlayan şey bombadır” raporuyla yıllarca hapis yattı. Daha sonra, Mısır Çarşısı’nda patlayan şeyin bomba olmadığı ortaya çıktı. Bilirkişi raporları da bu “şey”in bomba olmadığını doğruladı. Peki, hanımefendi ne yaptı? Hiç. Darbeci generallerle içli dışlı ilişkisini sürdürdü. Bir iddiaya göre, hanımefendiye büyük gazetede köşe yazarlığı işini ayarlayan kişi, dönemin Birinci Ordu Komutanı imiş. Bu komutan, şu an “Ergenekon sanıkları” arasında... Hanımefendiyle ilgili “gerçekler” ortaya saçılınca, dün, merak saikiyle, eski yazılarına göz attım. Birkaç haftadır yazıları çıkmıyormuş. Bunu öğrendim. Hayatı “teknik tarafıyla” kavradığı için, geçmiş başarılarını anlattığı bir de “kişisel sitesi” varmış. Baktım, kapatmış... Ek olarak bir Twitter hesabı varmış... Yoldaşlarıyla yarenlik yapıyormuş, Bebek’te sevgilisiyle yakalanan gazeteciye laf sokup duruyormuş... Baktım, onu da kapatmış. Benim peşinde olduğum soru şu: Bu hanımefendiyi “büyük gazete”ye gerçekten Ergenekoncular mı yerleştirdi ve iki yıldır “sistematik sulandırma” çabası içinde olan bu gazete “darbe”nin neresinde? Buyur müdür, seni dinliyoruz!
<< Önceki Haber Korkunç bir kadın! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER