Futbolun acımasızlığı, futbolun güzelliği...


JOHANNESBURG Ağla futbol ağla! Kara Afrika’nın son temsilcisi Gana’yla, futbol tarihinin en büyüğü Brezilya turnuvadan elendiler. Ne tuhaf, vuvuzelaların sesi birden değişti. Kulak tırmalayan ciyaklamalar yitip giderken hüzünlü inlemelerle, bir matem havası kapladı, 85 bin futbolseverin ağzına kadar doldurduğu Soccer City’yi. Ne yazık! Kim bilir inleyen vuvuzelalar belki de Uruguay karşısında hiç hak etmediği bir son dakika yenilgisiyle kupaya veda eden Gana’nın çektiği acıları cümle aleme hissettirmek istiyordu. Belki de turnuvadaki son temsilcisini hiç beklenmedik bir anda kaybeden Kara Afrika’nın gözyaşlarını cümle aleme göstermek için inliyordu vuvuzelalar... Futbol bu işte. Son saniyeye kadar tüm sonuçlara açık, her türlü sürprize gebe bir oyun. Son anda kaybeden Ganalılar için futbolun acımasızlığı... Her şey bitti derken, son anda kazanan bir futbol ülkesi Uruguay için futbolun güzelliği... Biri kaçırdı penaltıyı, biri attı! Bu kadar basit. Vurduğun top çerçeveyi bulacak, atacaksın! Futbolun şaşmaz kuralı bu. Son dakikada, tam hakemin bitiş düdüğü çalarken bir penaltı yakala, fakat üst direği nişanla... Sonra iş penaltılara kalsın, iki tane de orada kaçır ve elen! Evet, acı ama... Viyana’da duygu fırtınalarıyla dalgalandığımız o geceyi anımsadım, Gana’yla Uruguay arasındaki dramatik dakikaları heyecan içinde izlerken. 2008 Avrupa Şampiyonası’nda Hırvatistan’la oynadığımız çeyrek final maçı... Uzatmada, 118’de yemiştik o golü. Bu iş bitti derken, Semih’in o müthiş sol volesiyle 120+’da beraberliği yakalayıp dirilmiştik. Bu sefer Hırvatlar yıkılmış, biz ise bir anda depoladığımız moralle penaltıları gole çevirip yarı finale çıkmıştık. Hiç unutmam. Basın toplantısında en ön sırada oturuyordum, havayı daha iyi alabileyim diye. Futbol kadar gitar çalmayı da bilen Hırvatların teknik direktörü, “Hayatım boyunca unutamayacağım bir yenilgi aldık” derken gözleri dolmuştu. Son anda yarı finale çıkmanın heyecanını dolu dolu yaşayan Fatih Hoca, basın toplantısı bitince bana dönmüş, “İşte böyle bir şeydir futbol” diye seslenmişti. Güney Afrika’nın Zulu kabilesinden şoförümüz Isaac da çok üzgündü. Her daim muzip çizgilerle değişen sempatik yüzü gülmüyordu maç sonrası. Onun gibi bütün Kara Afrika’nın da kalbi geçen gece Gana için atmıştı. Ama olmadı işte. Ya Brezilya?.. Dünya Kupası’nı bugüne kadar beş kez kaldıran ve futbol tarihinin hiç kuşkusuz en iyisi olan koca Brezilya da devrildi gitti. Oysa neredeyse herkes, hepimiz Sambacılar’ın vagonuna binmiştik. Manchester United’in efsanevi hocası Sir Alex Ferguson’ın da, final maçı için burada beklenen Amerikan dışişleri bakanlarından Henry Kissinger’ın da favorisi Brezilya’ydı. Brezilya zaten her Dünya Kupası’nın peşin favorisidir. Anımsayın, 2006 Almanya’da da öyleydi. Hiç unutmamam o geceyi. Sanıyorum, yine bir çeyrek finaldi, müthiş bir maç seyretmiştik. Fransa’nın eski tüfekleri, Zinedin Zidane, namı diğer yaşayan efsane Zizou, sonra Viera, Thuram, Henry olmuştu, 2006’da Sambacıları büyük hayal kırıklığına uğratan... Bu kez Hollanda duvarına çarparak dağıldı Sambacılar. Robben’le Sneijder, Kuyt hazırladı, Brezilya’nın acı sonunu... Benim nazarım da değmiş olabilir Sambacılara. Şili maçından sonra onları yere göğe koyamamıştım. Geleneksel ‘samba futbolu’nun sonunu ilân etmekle övünen Brezilyalı teknik direktör Dunga, kendinden çok emindi. Alman futbol imparatoru Beckenbauer’in rekorunu da yakalamak istiyordu. Bir başka deyişle: Brezilya kaptanı olarak daha önce kaldırdığı Dünya Kupası’nı 2010’da bu kez teknik direktör olarak kaldırmak! Çok iyi de bir takım kurmuştu, ayakları yere basan. Defansı da sağlamdı, orta sahası da... Golcüleri de vardı, yaratıcı adamları da... Ama olmadı işte. Hollanda’nın hocası Bert van Marwijk işinin ustasıydı. O da, Brezilya’nın samba futbolu gibi kendi ülkesinde doğan ‘total futbol’un da(hep birlikte hücum, hep birlikte savunma, kaleci hariç herkesin her işi yapabildiği futbol anlayışı denebilir) devrini tamamladığını biliyordu. Portakallar’dan genç bir takım kurmuştu, tam 12 maçtır yenilgi yüzü görmeyen bir takım... Johan Cruyff’lu Hollanda 1970’lerde zirvelerde dolaşmıştı. Cruyff, van Basten, Gullit, Bergkamp, Rijkaard gibi futbol büyükleri çıkarmıştı sahneye. Ama bir türlü kupayı kaldıramadılar. Çok iyi başlayıp, sonunu getiremediler. Hep gönüllerin şampiyonu olarak kaldı Hollanda. 2008 Avrupa Şampiyonası’nda da öyle olmuştu. Fırtına gibi girmişler, İtalya’yı, Fransa’yı devirmişler ama Rusya’nın karşısında dağılıp elenmişlerdi. Bu kez yarı finali yakaladılar. Bakalım finale çıkabilecek mi Portakallar? Futbol hakkında anlatılan ölümsüz hikayelerden biridir. Sambacılar bir Dünya Kupası’nda elenince, Brezilyalılar apartmanların tepesinden atlamışlar! (*) Futbol çılgınlığı, geçen gece de Brezilya şehirlerinde yaşanmış olabilir mi?.. Oğlum Isaac dalga geçiyorsun, gaza bas gaza, geç kalıyoruz. Haydi maça maça! ________________________ * Simon Kuper’la Stefan Szymanski’nin “Futbolun Şifreleri” isimli kitabından, sayfa 295.
<< Önceki Haber Futbolun acımasızlığı, futbolun güzelliği... Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER