Hangisi kazansın? Beyaz kuvvetler mi, kara kuvvetler mi?


Sadece askerci gazeteleri okuyanlar, basını rehavet içinde sanabilir. Eğer Taraf'ı, Bugün'ü ve demokrasi yanlısı diğer gazeteleri de okusalardı, gündemin cayır cayır olduğunu apaçık görürlerdi. Gelin olayların ardında kimler olduğuna bakalım: PKK'nın daha fazla zayiat vermemesi için (insansız hava aracı) 'Heron'u, militanlardan uzaklaştırmaya çalışanlar... PKK'ları koruma çabası Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından ortaya çıkarılınca, başlatılan soruşturmayı yıllarca sürüncemede bırakanlar... Emniyet tarafından apaçık bir dille uyarılmalarına rağmen, tedbir almayarak PKK'dan baskın yiyenler... PKK baskınını, Heronlar aracılığıyla Ankara'da anbean izlerken, zor duruma düşen askerlere yardım göndermeyip şehit olmalarını bekleyenler... Hatay Dörtyol'da, malum milliyetçi partiyi kullanarak kitlesel bir Türk-Kürt çatışmasını körükleyenler... Ergenekon soruşturması sırasında yakalanan bombaların kardeşlerini, seri numaralarını silmek üzere toplamışken, yakayı ele verenler... "Eylem Planı" hazırlama emri verdikleri kişi; adıyla sanıyla, ıslak imzasıyla ortaya çıkınca, "Terfi edilmediği için yaptı" gibi çocukça gerekçelerle, cezadan kurtulmaya çalışanlar... Haklarında tutuklanma emri olan kişileri, yasadan kaçırmak üzere orduevlerinde barındırarak, yardım ve yataklık edenler... *** Yukarıda saydığım olayların ortak bir noktası şu: Hepsinin kaynağında silahlı bürokrasi var. Tamamında silahlı bürokraside çalışan personel yer alıyor. Türkiye siyasi ve toplumsal tarihi hakkında biraz okumuş kişiler için bu durum hiç şaşırtıcı değil. 6-7 Eylül 1955'i, 1 Mayıs 1977'yi, "Maraş, Çorum, Malatya" katliamlarını, Gazi'yi ve Sivas'ı, onlar yaptı ve yaptırdı. Binlerce "infaz" olayı, JİTEM'in iğrenç cinayetleri, Danıştay Saldırısı ve aydınlara suikastlar onların eseridir. Emekli Koramiral Atilla Kıyat, 1990'lardaki yargısız infazların devlet politikası olduğunu söyledi. Açık sözlülüğü dolayısıyla kendisine teşekkür ederiz ama söyledikleri bizim için malumu ilamdır. *** Tam da öyle olduğu için... Yani bu bürokrasinin zihniyetini az çok bildiğimiz için, geçen gün burada, "İçişleri Bakanı Beşir Atalay, herkesi ikna edebilir, beni edemez" demiştim. Birkaç gün sonra Beşir Atalay da, İnegöl ve Dörtyol olaylarının hiç de dışarıdan gözüktüğü gibi olmadığını açıkladı. Biraz sabredin... Daha neler çıkacak ortaya, neler! Nereden mi biliyorum? Benim "postal civelekleri" gibi haber getiren, "masamın üstüne dosya bırakan" minik kuşlarım yok. *** Ama şunları görünce gerisi geliyor: 1960 darbesinde kurup, 1980 darbesinde tahkim ettikleri medya düzeni bozuldu. Kontrol ettikleri medyanın kapasitesi gerçekleri saklamaya yetmiyor. Bir zamanlar MİT onlara çalışırdı. Ama zamanla teşkilat sivilleşti ve demokrasiden yana tavır alır oldu. Üç yıl önce başlayan Heron soruşturmasında yalan söyleyince, ses kayıtları tepelerine iniverdi. Emniyet çağa ayak uydurdu. İki fakülte bitirmiş elemanlarla yükselen teşkilat, demokrasiye köstek değil, destek olmaya başladı. VE EN ÖNEMLİSİ: Dürüst, zeki, bilgili, gerçekten profesyonel, demokrasi ve hukuk devletine saygılı, dünyanın gittiği yeri gören bir asker kuşağı yetişti. Bugün Türkiye vesayetten kurtularak demokratikleşme yönünde ilerliyorsa, onların sayesinde oluyor. Onlar "kara" değil, "beyaz kuvvetler." İşte bu faktörleri alt alta koyup topladığınızda işin varacağı yer de ortaya çıkıyor: Bütün kirli çamaşırlar ortaya dökülecek. Biraz sabredin.
<< Önceki Haber Hangisi kazansın? Beyaz kuvvetler mi, kara kuvvetler mi? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER