Herkesin elindeki


Attila İlhan "herkesin Paris'i başka" demişti, çünkü herkesin dünyası başkadır. Yani "CHP'nin günün birinde tek başına iktidara geleceğini" umanlar da kendilerine özgü çarpık ve gerçek dışı bir dünyada yaşamıyorlar mı? Alın işte, herkesin Barcelona'sı başka, bizimki başka. Örneğin Carlos Ruiz Zafon'un "gotik çocuk romanları" dünyasını orada aramayınız, bulamazsınız. Barcelona'nın gotik mahallesi, yetmiş iki milletin en alt tabaka turistinin duvarlara işediği bir mezbeledir. Birtakım hediyelik eşya ve ıvır kıvır dükkânlarında da Amerikalı kızlara T-Shirt satıyorlar. Üstünde yazıyor, gözümle gördüm. Ne yani, her gelin de Kate Middleton ya da bacısı Pippa gibi zarif ve burnu havada olmaz ki canım... Herkesin de bir Las Ramblas caddesi var. Onlarınki, diğer insanlarınki, ortada iki yanı ağaçlı, basbayağı upuzun bir parka dönüşmüş "refüj" boyunca incik boncuk barakaları, bir tek gülü on beş liraya veren çiçekçiler, anahtarlık ve buzdolabı çıkartması gibi anı kırıntıları satan Katalan esnafı, aval aval seyredilip resimleri çekilen "canlı heykeller", kendilerine şekil yapıp dakikalarca kıpırdamadan duran ve üç beş avro para toplayan pantomim sanatçıları... İnanılmaz bir itiş kakış, inanılmaz bir insan seli içinde limandan Katalonya Meydanı'na, meydandan limana inip çıkmaya çalışan ama adım atılamadığı için yalnızca "çalışan" bir gezgin kalabalığı... Sudan geçtik, memişhanelerinde kâğıt da bulunmayan, çoğunun memişhanesi de kapatılmış, kilit vurulmuş kahvehaneler, masaları alüminyum, iskemleleri dingildiyor. Benim için Ramblas, 1937 yılının mayıs ayıdır. "İç savaş içinde iç savaş" günleri... Taksi şoförlerinin para almadıkları, garsonların bahşiş verene küfür ettikleri, herkesin eşit ve herkesin kardeş olduğu, şimdilerde adı El Palace yapılarak yeniden açılmış Ritz Oteli'nin askeri hastane, yemek salonunun da "1 Numaralı Emekçi Lokantası" yapıldığı bir başka Barcelona'da geçiyor olay. Daha sonra, 1939 yılının şubat ayında şehir düştüğünde, ünlü faşist gazeteci Luis Bolin oteli "bok içinde bulduklarını" söyleyecektir. Orada beş gece kaldım, eh, pırıl pırıl yapmışlardı Allah için. Benim için Ramblas, çarpışmaların göbeğidir. Stalinciler'in Troçkistler'in üzerine saldırdıkları o uğursuz çarpışmaların... İşte Ramblas 138 numara, büyük yazar, dev yazar George Orwell'in kaldığı Hotel Continental. İşte Ramblas 128, Hotel Rivoli, Stalin denilen rezilden bağımsız POUM partisinin merkezi. (Partinin diğer binası, meydana bakan Hotel Falcon... banka şubesi olmuş! Elbette.) İşte hemen yanında Cafe Moka, Ramblas 126... Stalinci polisin eline geçmişti... Önüne yığınak yapmışlar, ateş ediyorlardı. (Yetmiş dört yıl sonra dandik bir hamburgerciye dönüşmüş.) İşte karşı kaldırımda Poliorama sineması, Ramblas 115... Orwell, elinde tüfek, bunun damına çıkmıştı da orada üç gün üç gece kalmıştı, yiyecek bulamamış, hemen yakındaki, Avrupa'nın en büyük gıda pazarı Mercat de la Boqueria'dan bir topak keçi peyniri getirebilmişler, onunla yetinmiş. Çünkü pazar tamtakır. Herkes aç. Şimdi Poliorama binasına gömlek giydirmişler, kuşaklamışlar, tamir ediyorlar, içine girilemiyor. Hani "Ülke ve Özgürlük" filminden bileceksiniz, damlardan karşılıklı ateş ediyorlar da, yolun ortasından bir yaşlı teyze geçiyor, elinde sepeti, içinde bir tek lahana. O yoklukta ancak onu bulabilmiş. Kurşun teyzenin lahasına geliyor. Teyze bağırıyor: "Hayvan eşekler! Birbirinize ateş edeceğinize gidin de faşistlere ateş edin!" "Teyze çekil oradan" diyorlar, "sen karışma bu işe." "Çekilmiyorum," diyor, "sıkıysa beni de vurun. Siz ondan da utanmazsınız." Aha bu da benim Barcelona... Beğenmediyseniz gitmeyiniz.

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER