Obama'nın unuttuğu ülke?


Ortadoğu'daki yıllanmış rejimleri silip süpüren tsunami karşısında, birçok ülke gibi bazen pozisyon belirlemekte zorlansa da Türkiye'nin son dönemde izlediği dış politikayla dünyanın her yerinde dikkat çektiğine kuşku yok. Özellikle AB ile ilişkilerin hâlâ yürüdüğü ve İsrail'le normal ilişkilerin sürdüğü dönemde Türkiye, hem Batı hem Doğu ile konuşabilen bir yıldız gibiydi. BM Güvenlik Konseyi için adaylığını koyduğunda 151 ülkenin desteğini alması; bir yandan AB ile üyelik müzakereleri yaparken, diğer yandan ilk kez demokratik usulle belirlenen İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği görevini üstlenmesi; Arap Ligi'nden Afrika Birliği'ne, Körfez İşbirliği Konseyi'nden En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı'na birçok platformda görünmeye başlaması, bu parlak tablonun sadece birkaç işareti. Uzun zamandır birçok konuda bekle-gör siyaseti izleyen Türkiye'nin; Kıbrıs, Ermeni ve Kürt meselesi gibi kangren olmuş kendi sorunlarını çözme yönünde adım atmakla kalmayıp, Filistin, Lübnan, Suriye ve İran'ın taraf olduğu dev sorunların çözümü için rol almaya başlaması, kaçınılmaz olarak dikkatleri Türkiye'ye çevirdi. Evet, ne kadar iyi niyetli olunsa da içte ve dıştaki bu problemlerin çözümünde henüz istenen netice alınamadı. Bu girişimler, yer yer boyundan büyük işlere kalkışmak diye sorgulandı. İran, Suriye-İsrail ve Lübnan'daki bazı girişimlerden sonuç alınamaması, belki Türkiye'nin etkisinin sınırlarını görmesine yardımcı oldu. Ancak bazen kıskançlığa bazen rekabete yol açan bu çabalar, ekonomiye somut katkı sağladığı gibi, Türkiye'nin şimdiye kadar pek farkında olmadığı yumuşak gücünü görmesini sağladı. Bu sayede bölgede ve dünyada var olan edilgen Türkiye imajı değişti. Alacağı tavır merak edilen ve liderlerinin konuşması dikkatle izlenen bir aktör haline geldi. Dinamik sivil toplumundan ekonomik performansına, tarihî derinliğinden demokrasi tecrübesine birçok faktörün rol oynadığı bu sürecin ivme kazanıp görünür hale gelmesinde Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu üçlüsünün büyük katkısı oldu. İzlenen yeni siyasetin, dış ticaretten turist sayılarına en somut ayağı, komşularla sıfır problem politikasıydı. 2008'de Rusya'nın, Türkiye'nin en büyük dış ticaret ortağı olması ve komşularla ticaretin 7 kat artması, aslında bu siyasetin sonuçlarını görmek için yeterli. Ancak şimdiye kadar komşuların bu yeni Türkiye'ye bakışını ve yaşanan değişimi nasıl okuduğunu el yordamıyla biliyorduk. Fatih Üniversitesi'nin, Doç. Savaş Genç'in koordinasyonunda 7 komşu ülke aydınları üzerinde yaptığı Türkiye algısı araştırması, bu eksiği giderme adına çok önemli. Detayları dün medyaya yansıyan ve siyaset yapıcıların tek tek üzerinde durması gereken araştırmanın sonuçları çarpıcı. Komşu ülkelerin aydınları, kahir ekseriyetle Türk dış politikasının son dönemde çok aktif olduğu ve Türkiye'nin dünyada ağırlığının arttığı görüşünde. Dış politikadaki bu olumlu değişimi ise 3 temel faktöre bağlıyorlar: AK Parti iktidarı, AB süreci ve ekonomide liberalleşme. Dış politikanın en fazla altı çizilen özelliği, Doğu ile Batı arasındaki dengeli yaklaşımı. Türkiye'nin İslam dünyasına yaklaştığını düşünenler olsa da özellikle Müslüman olmayan komşular, bu siyasetin sürdürülebilirliği noktasında kuşkulu. Güçlenen ve demokratikleşen Türkiye'nin Ermenistan'da bile fırsat olarak görülmesi; felaket anında Türkiye'nin sığınılacak ilk adres olarak düşünülmesi çok anlamlı. Araştırmada, Türkiye'nin İran girişimiyle ilgili eleştirel bakıştan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki bölgesel güç algılarına başka sonuçlar da var. Ama en dikkat çeken sonuçlardan biri, araştırmaya katılan isimlerin yüzde 62'sinin Türkiye'yi Ortadoğu için model olarak görmesi. Bu sonucu daha anlamlı kılan ise TESEV'in 2010'da Arap ülkelerinde yaptırdığı araştırmanın sonuçlarıyla örtüşmesi. O araştırmada, Türkiye'yi model olarak görenlerin oranı yüzde 66 çıkmıştı. Çıplak gözle de görülen ve araştırmaların teyit ettiği bu gerçeğe rağmen tuhaf olan, toplum olarak bizim bu durumun yeterince farkında olmamamız ve Batı'nın bu yeni Türkiye'yi ısrarla göz ardı etmesi. Avrupa'nın kaba engellemeleri zaten ortada, peki ABD Başkanı Obama'nın Ortadoğu vizyonunu anlattığı konuşmada Endonezya, Hindistan, hatta Brezilya'dan bile söz ederken, Türkiye'yi es geçmesine ne demeli? İlk ikili ziyaretini Ankara'ya yapan Obama'nın neden şimdi Türkiye'yi unuttuğunu ve Libya, İran, Suriye'deki kritik yeni gelişmeler ışığında Türkiye'nin bugüne kadar kazandığı krediyi nasıl koruyup geliştireceğini de düşünmek lazım.
<< Önceki Haber Obama'nın unuttuğu ülke? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER