Suat Kılıç: Denge unsuru olmak istiyorum


Cumartesi günü yazdığım "Suat Kılıç Federasyon'u onaylıyor mu?" başlıklı yazımla ilgili Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç aradı. Fotoğraflarına baktığımda daha "janti" bir ses bekliyordum açıkçası. Hiç de öyle değilmiş. Son derece etkili bir ses tonu var ve son derece kendine güveni yüksek algısı yaratıyor. (Basın danışmanı, dağıtılan fotoğrafları biraz daha samimiyet testinden geçirse iyi olur. Çünkü çok sentetik duruyorlar. Kılıç ise sesiyle daha cana yakın bir tablo çiziyor.) Her neyse, mesleki deformasyonun yarattığı ders verme sendromunu bir tarafa bırakırsak, Kılıç "Kadıköy'de de Trabzon'da da göğsünü gere gere dolaşmak istediğini" belirti. Benim de yazdığım gibi futbolun siyasi sömürü alanı olarak kullanılma potansiyelinin yüksek olduğunu ve bu yüzden de çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Şike konusunun hukuki boyutunun yargıda olduğunu, yargının da özerk olduğunu, idari boyutunun TFF'de olduğunu, onun da UEFA ve FIFA kuralları çerçevesinde özerk olduğunu, bu nedenle de konuya doğrudan müdahalesinin söz konusu olamayacağını belirtti. Kılıç, "Denge unsuru" olmak istediğini, tüm çabasının böyle yorumlanması gerektiğini ifade etti. Küfürsüz, kavgasız tribünler hayal ettiği için futbolun tarafları ile bu nedenle bir araya geldiğini "isteklerini" Türkiye Futbol Federasyonu'na iletmeleri gerektiğinin altını özellikle çizdiğini vurguladı. Üstüne basa basa da dedi ki: "Kesinlikle bizim tarafımızdan Meclis'e götürülecek bir yasa teklifi olmayacaktır." Bu şu demek: Kulüpler yasalardaki varolan şike maddelerine kendilerini uyarlayacaklar. Örneğin ligler bitmeden kimseyle transfer görüşmesi yapamayacaklar. Şike yaparlarsa da ağır hapis cezalarından kurtulamayacaklar. Olması gereken de bu. Sayın Bakan'a ilgisi için teşekkür ediyorum. Bu konuya devam edeceğim. Kendisine katıldığım noktalar var, katılmadığım noktalar var. Hepsini yazacağım. Yakında burada... Alma mazlumun ahını... Uzan ailesi "Türkiye Cumhuriyeti bize haksızlık yaptı, mallarımıza el koydu" diye uluslararası hakeme gitmiş ve 10.1 milyar dolar tazminat istemişti. Mahkeme Uzanlar'a bilekten kurmalı bir kol saati vererek kapıyı gösterdi. Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Hem Türkiye hem salt adalet adına hem de kendi adıma... Uzan ailesi o kadar mal varlığına, o kadar paraya pula, o kadar ticari büyüklüğe; Telsim'e, elektrik santrallerine rağmen Türkiye'nin gelmiş geçmiş en "aç gözlü" en "merhametsiz" ticaret adamları olarak tanındılar. Ticarette çirkefleşmenin zirvesini, sayısız dalga dubarayı ve de cahil cesaretini Türkiye onlarda gördü. Düşünün, daha önce de yazdığım gibi, AGB'nin televizyon izleme ölçümleri denetçisiyken AGB'ye istedikleri örneklem değişikliklerini yaptırmayınca araya adam koyup "Dikkatli olsun çocukları var" diye beni de tehdit etmişlerdi. Uzanlar'ın yanlarında çalışanlara yaptıkları pislikler hâlâ sektörde dilden dile anlatılır. "Başarılı olamayan TV yöneticisi "E.K'nın kafasına silah dayatıp yazılan çeki geri alma" olayı doğruluğu kanıtlanmasa da Uzan efsaneleri koleksiyonunun en önemli parçasıdır. Bugün sektörde çirkefleşen, "aç gözlü, merhametsiz" işadamları yok mu? Tabii ki. Yaptıkları Uzanlar'ınkiyle yarışacak kadar büyük olmasa da var. Ne yazık ki bu konularda daha fazla bilgi veremiyoruz. Zamanı gelince hep birlikte onların da kimler olduklarını göreceğiz. Bizim açıklamamıza gerek kalmayacak, onlar kendilerini ele verecekler. Hani ne demişler, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Biraz klişe ama yapacak bir şey yok aynen öyle... Çekirgelik "Üzüntüsü sahte olanın ağlaması gösterişli olur." (Tolstoy)
<< Önceki Haber Suat Kılıç: Denge unsuru olmak istiyorum Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER