Sen de “ELHAMDÜLİLLAH” de…

Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

13 Oca 2020 10:51
  • Neml Suresinde  Hz.  Musa  anlatıldıktan sonra Hz. Davud  ve Hz. Süleyman Aleyhisselamların kıssalarına  geçiliyor. Musa Aleyhisselama  zulmeden Firavun idaresi batırıldıktan sonra onların anlatılmasından ve onların “İkisi de ‘Bizi, mümin kullarının bir çoğundan faziletli ve üstün kılan Allah’a hamdolsun’ dediler.”  (Neml Suresi, 27/15)  âyetinden sonra tâ Neml Suresinin bitiminde Efendimize (S.A.S.)  de “Sen de ‘Elhamdülillah!..’  de”  (Neml Suresi, 27/93)  buyurulması enteresan gaybî bir müjdedir. İslam tarihinde çok güzel örnekler ve bizim tarihimizde de Hz. Davud ve Hz. Süleyman Aleyhisselama benzer  Sultan  Yavuzlar ve Sultan Süleymanlar gelmiştir...  Kıyamete kadar da bu müjde devam edecektir inşaallah… Yeter ki, müminler Allah yolunda ihlas, takva ve samimiyetle yollarına devam etsinler…

    OKÇULAR  TEPESİ
    Al-i İmran Suresinin 152.   ayeti Uhud Savaşının bazı safhalarını ele alarak asırlar sonrasında bile önem vereceğimiz  mühim meselelere  dikkat çekiyor:  “Allah size yaptığı yardım vaadini gerçekleştirdi. Allah’ın izniyle, o düşmanlarınızı kırıp geçiriyordunuz. Allah’ın, size,  arzuladığınız galibiyeti göstermesine kadar, böylece bu vaad yerine geldi. Ama sonra siz isyan ettiniz, (Peygamber Efendimiz tarafından, Uhud Savaşının başında, okçuların  malum tepeden asla ayrılmamaları gerektiğini bildiren)  verilen emir hakkında, çekiştiniz, yılgınlık gösterdiniz. O esnada KİMİNİZ  DÜNYA  MENFAATİNİ  istiyordu, KİMİNİZ  DE   HİCRET  MÜKAFATINI…  Sonra Allah, sizi imtihan edip denemek için, onlara karşı SİZE  VERDİĞİ  DESTEĞİ  GERİ  ÇEKTİ,  BOZGUNA  UĞRADINIZ…  Bununla beraber sizin kusurlarınızı  bağışladı da!.. Zaten Allah müminler üzerine fazl (bol lütuf, inayet )  sahibidir.” (3/152)

    Bu âyetin son cümlesi “Vallahû zû fazlin ale’l-mü’minîn.” dir. “Fazlın” deki tenvin sayılırsa 2076 sayılmazsa 50 rakamı düşer. Atıf harfi vav harfiyle beraber karşılığı 2026 eder. Eğer atıf sayılmazsa 2020 olur.  En doğrusunu Cenab-ı Hak bilir. “Zû fazlin” deki tenvin  belirsizliği ifade eder ki, “Bilemediğimiz, süpriz bir fazl, büyük bir lütuf ve inayet olarak”  müminlerin itibar kazanmasına bir işaret olabilir. Yine doğrusunu  Allah bilir, demek zorundayız… 2076 tarihinde bu mazhariyetin zirvesi olabilir.
    Bu  Al-i İmran Suresinin devamındaki âyetler de, Uhud Savaşının bazı safhalarını anlatmaya devam ediyor:  “O vakit siz savaş meydanından uzaklaşıyor…  Dönüp hiç kimseye bakmıyordunuz. Peygamber ise peşinizden sizi çağırıp duruyordu. Bunun üzerine Allah, KEDER  üzerine KEDER  vererek sizi cezalandırdı. Allah’ın sizi affetmesi, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelen felâkete ESEF  etmemeniz içindir. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Sonra o kederin peşinden üzerinize bir GÜVEN  DUYGUSU  indirdi. Sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hali verdi. Bir kısmınız ise can derdine düşmüş, Allah hakkında Cahiye Devrine benzer, gerçek dışı şeyler düşünüyorlar. ‘Bu işin (Uhud Savaşının) kararlaştırılmasında bizim yetkimiz mi var?  Ne gezer!’  diye söyleniyorlardı. De ki: ‘Bütün yetki ve karar Allah’ındır.’  Onlar aslında içlerinde, sana karşı açığa vuramadıkları bir şeyler saklıyor ve kendi aralarında:  ‘Bu emir ve komuta işinde bir payımız olsaydı, şimdi burada olmaz, öldürülmezdik’ diyorlardı. De ki, ‘Siz evlerinizde dahi olsaydınız, haklarında ölüm takdir edilenler mutlaka düşüp ölecekleri yerlere doğru çıkacaklardı. Allah, sizin içinizde olanı sınamak ve kalblerinizi her türlü vesveseden ve kirden arındırıp pırıl pırıl yapmak içindir ki, bunu başınıza getirdi. Allah, sinelerin özünü dahi bilir.”  (A l-i İmran Suresi, 27/153-154) 

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Yirmi Beşinci Söz’ün Dördüncü Nokta’sında “Lafzındaki FES HAT-I  HARİKASIDIR” başlığı altındaki bölümde, bu  Al-i İmran Suresinin 154.  ayeti içinde harf  tekrarlarındaki harika durumu gözler önüne sermişti:  “Hece harflerinde ‘yâ’ ile ‘Elif’ en hafif ve birbirine kalbolduğu için (bu âyetle) iki kardeş gibi her birisinin 21 kere tekrarı var. ‘Mim’ ile ‘Nun’ (tenvinler de Nun sayılır) birbirinin kardeşi ve birbirinin yerine geçtiği için her birisi otuz üçer defa zikredilmiştir. ‘Sâd’, ‘Sin’ harfleri mahreççe, sıfatça, sesçe kardeş oldukları için,  her biri üçer defa, ‘Ayn’,  ‘Ğayn’  kardeş oldukları halde ‘Ayn’  daha hafif altı defa; “Ğayn” sıkleti için yarısı olarak üç defa zikredilmiştir.  ‘Tâ’,  ‘Zâ’, ‘Zel’,  ‘Ze’  harfleri mahreççe, sıfatça, sesçe kardeş oldukları için her birisi ikişer defa; ‘Lâm’,  ve ‘Elif’  beraber ikisi “Lâ” suretinde ittihad ettikleri ve ‘Elif’in  ‘Lâ’ suretindeki hissesi ‘Lâm’ın yarısıdır. Onun için ‘Lâm’ 42 defa, ‘Elif’ onun yarısı olarak 21 defa zikredilmiştir. ‘Hemze’,  ‘He’ ile mahreççe kardeş oldukları için  ‘Hemze’ 13, ‘He’ bir derece hafif olduğu için 14 defa, ‘Râ’, ‘Lâm’ın kardeşidir. Fakat ebcet hesabıyla ‘Râ’  200, ‘Lâm’ 32 dir. Altı derece yukarıya çıktığı için altı derece aşağı düşmüştür. Hem ‘Râ’ teleffazu tekerrür ettiğinde sakil olup yalnız 6 defa zikredilmiştir. ‘Noktalı  Hı’, ‘Hâ’  ‘Peltek Se’  ‘Dât’ sıkletleri ve bazı münasebetler için birer defa zikredilmişlerdir.”

    Şeyh Muhyiddin İbn-i Arabi, bu ayetin İsm-i Azam olduğunu ifade etmiştir. Dünyevî veya uhrevi bir maksad  için bu âyet 29 defa güzel bir niyet ve istiğfar ile okunabilir…  29 defa okumanın sebebi, bu âyetin 29 harfin hepsini birden içinde bulundurmasıdır… 

    13 Oca 2020 10:51
    YAZARIN SON YAZILARI