Memur, itirazında neden haklı?
Bir ülkede sosyal gelişmeyi sağlayabilmenin şartlarından birisi, orta tabakalaşmanın gerçekleşmesidir. Yani, iktisadi gelişme ile birlikte fert başına isabet eden milli gelirin fertler arasında sosyal adalet ölçüsüne göre taksimidir.
Ülkemizde de orta tabakanın önemli bir kesimini memurlar oluşturmakta. Bu kesim içerisinden geçmekte olduğumuz maaş pazarlığı sürecinde hükümetle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Memurun beklentisi ile hükümetin teklifi arasındaki derin uçurum uzlaşma ihtimal ve imkânını da zora sokmuş durumda. Başbakan’ın, hükümetin teklifinin arkasında durduğunu gösteren “hesabımızı iyi yapmazsak Yunanistan’a benzeriz” açıklaması da vicdanlarda makes bulmuyor. Neden mi?
İlk başta, hükümet bu konuda çok kötü bir sınav verdi. Yılbaşından bu yana, memura verilecek zam oranı adeta yılan hikâyesine döndü. Geçen her bir ay memurun umutlu beklentisini küllendirirken, ümitler bir sonraki aya ertelendi. Beklentiler bir sonraki ayda da boşa çıkınca, son bir ümitle gelecek ay beklenir oldu. Böyle devam ede gelen geride bıraktığımız 6 ay, sadece memurun cebine girecek parayı değil, hükümetin kredi ve güvenilirliğini de olumsuz anlamda etkiledi. Oysa güven, itibar gibi kavramlar maddi kıstaslarla ölçülemeyecek kadar önemliydi.
Aslında millet, devlet ve ülkesinin selameti adına kemerini sıkabilir. Gerçekten imkân olmadığına, istediği oranda olmasa bile, daha makul bir zam yapıldığında ülkenin Yunanistan gibi olacağına inansa, hükümeti bu konuda çok zorlamayabilir. Ancak maalesef bu noktada da iktidar inandırıcı olamıyor.
Millet biliyor ki bu iktidar son derece güçlü bir hükümet. Acelesi olan ve arzu ettiği kanunları, her hangi ciddi bir engelle karşılaşmadan çıkartabiliyor. Yeter ki istesin ve arzu etsin.
Evet, eminim bu konuda herkesin aklına milletvekili maaşlarına bir gecede yapıla(bile)n astronomik zam geliyor. Hatırlanacağı gibi o günlerde memurun maaş zammı netleşmemişken ve milletvekili maaşı hiç gündemde değilken, emekli olacak milletvekili maaşlarına yüzde 60’lar civarında zam yapılmıştı. Bu oran vekilin cebine olumlu yansırken, hükümetin itibarına gölge düşürmüştü.
Yönetici, ilk başta kendisi “emin” olacak ki inandırıcı olabilsin. Yönettiğinin boğazından geçmeden, kendi boğazından tek bir lokma geçemeyecek ki kalplere girebilsin. Kendine kıstas olarak, mümkün mertebe, en fakirin ekonomik durumunu belirleyebilecek ki kavminin efendisi olabilsin. Bırak yanlış bir şey yapmayı, su-i zanna sebep olabilecek davranışlardan bile uzak duracak ki en önemli kredisi olan itibarını kaybetmesin.
İktidar, yukarıda bahsi geçen iki önemli neden dolayısıyla, masaya memurdan daha güçsüz oturmuş bulunuyor. Şu anda memurlar ve onların temsilcileri hem mağdur hem de haklı konumundalar.
Bu şartlarda iktidarın, hem daha inandırıcı olabilmesi, hem de daha fazla kredi kaybetmemesi adına, memurun ve milletin karşısına vicdanların kabul edebileceği teklif veya tekliflerle çıkması gerekiyor.
Taha Ünal-Din sosyolojisi uzmanı
tahaunal80gmail.com
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

Sadırıları ilk durduran taraf İran oldu

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

'İzzet Ulvi Yönter dökümü' MHP'de bir il teşkilatı...

MHP'de yaprak dökümü sürüyor! Konya'dan sonra Kili...


