Selam Tevhid dosyasındaki çok çarpıcı ayrıntı

Bugün Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak, Selam Tevhid dosyasında yer alan konuşmaları ve adı geçen kişilerle ilgili çarpıcı iddiaları köşesine taşıdı.

Selam Tevhid dosyasındaki çok çarpıcı ayrıntı

 "Emin" ile "Furgan" ne görüştüler?

Selam Tevhid dosyası, “MİT Müsteşarı ve Başbakan da dinlendi” iddialarıyla, giderek daha ciddi bir hal alıyor. Çünkü, suçlamalar karşısında, ister istemez savcılar da kendilerini savunuyorlar.

Sabah Gazetesi, “Eski AK Parti milletvekili Faruk Koca ile Hakan Fidan’ın 1 Şubat ve 8 Aralık 2013 tarihli telefon görüşmeleri kaydedilmiş” diye yazıyor. Sabah’a göre, Hakan Fidan’ın karşısında, ikinci görüşmede “Emin” kod adı kullanılmış.

Dosyanın savcısı Adnan Çimen ise, Faruk Koca’nın dinlendiğini, Hakan Fidan’ın onunla görüştüğü için dinlemeye takıldığını belirtiyor.

Aslında, hem gazetenin hem savcının beyanları birbiriyle örtüşüyor: Hakan Fidan, Faruk Koca ile görüşürken kayda alınmış.

Burada sorulacak çok önemli bir soru var: “Hakan Fidan neden şüpheli Faruk Koca ile irtibat halindeydi?” Zira dosyanın diğer bölümlerinden, Faruk Koca’nın, Devrim Muhafızları Ordusu’nun generali olduğu söylenen Mir Vakılı’yla ve Hakkı Selçuk Şanlı’yla zaman zaman temas ettiğini biliyoruz. Şanlı, Kudüs Örgütü’nün Türkiye yapılanmasını kuran kişi. Bu örgüt kapsamındaki eylemlerinden dolayı 12 yıla mahkûm olmuştu.

Bu durumda, “Acaba neden Hakan Fidan, Faruk Koca’yı aramış ve ne konuşmuşlar” diye sormak hakkımız değil mi?

Dinleme kararı alanları (polis-hâkim-savcı) casus ilân ettiler. Acaba Hakan Fidan, Faruk Koca ile devlet sırrı niteliğinde bir hususu mu konuştu? Bu yüzden mi, onu dinleyen polisler casus ilân ediliyor? Peki İran’a casusluk dosyasından izlenen bir şüpheli ile MİT Müsteşarı, niçin bir devlet sırrını paylaşıyor?

Bunun yanı sıra, “Emin” kod adını Hakan Fidan’a veren polisler mi? Yoksa, şüpheliler aralarında Hakan Fidan’dan “Emin” diye mi bahsediyorlar? Bütün bunları öğrenmek istememiz yanlış mı?

Selam Tevhid dosyasının savcısı Adnan Çimen açıkladı: “Faruk Koca’nın (Furgan kod) 3 No’lu hâkimlik kararıyla, 0533’le başlayan telefonu dinlenmektedir. 23 Ekim 2013, saat 10.24’te, 0532 ile başlayan telefondan Hakan Fidan (Emin kod) tarafından aranmış ve 49 saniye görüşülmüş. Görüldüğü üzere, burada takip edilen Faruk Koca’dır. MİT Müsteşarı olduğu iddia edilen numara Faruk Koca’yı arayınca dinlemeye takılmış ve tape düzenlenmiştir. MİT Müsteşarı hakkında alınmış bir karar yoktur. Haklarında dinleme kararı bulunan şahısların yaptıkları tüm görüşmelerin, dinlemeyi gerçekleştiren görevli memur tarafından tapeye dökülmesi yasal sorumluluktur. Çünkü hangi görüşmelerin soruşturmaya esas alınacağının takdir yetkisi Cumhuriyet savcılarındadır.”

Eğer Hakan Fidan suçu işleyen biri olarak değerlendirilseydi, soruşturmaya dahil edilip, hakkında hâkimden dinleme kararı istenirdi. Özel soruşturma usulüne tabi olduğu için de kurumuna müracaat edilirdi. Böyle bir işlem yapılmamış, mahkeme kararı alınmamış; tapelere de Hakan Fidan, Faruk Koca ile konuşurken geçmiş.

Yargıda kim kadrolaştı?

Yolsuzluğu, hırsızlığı ve casusluğu takip eden polislerin yanı sıra, hâkimler ve savcılar da okkanın altına atılmaya çalışılıyor. AK Parti’nin iktidara geldikten sonra, yargıda kendisine yakın düşüncede olan muhafazakâr insanları belirli görevlere getirdiği doğru. Şimdi bütün bunlara “paralel” demek moda oldu. Aslında, daha ziyade, milliyetçi muhafazakâr yapıyı yansıtan bir yargı, hükümetin kanatları altında kuruldu; serpildi.

Bize unutturulmaya çalışılan bazı görüşmeleri hatırlarsak, bu tespitimizin doğruluğu da ortaya çıkar.

Tayyip Erdoğan: Şimdi bir dosya konuşmuştuk ya bu Aydın Doğan.

Sadullah Ergin: SPK ile ilgili evet.

Erdoğan: Yarın galiba onun duruşması varmış alt mahkemede… Yani sen yakın takibe şey yaparsan, salı günü de olabilir duruşma. Bir takip et de yani ihmale uğramasın, yazık olur.

Ergin: Zaten takipteydik.

Erdoğan: Görünen şey, onunla ilgili çok ağır bir şey olacak. Onun için önem arz ediyor.

Erdoğan’ın, Aydın Doğan’ı mahkûm ettirmeye çalıştığı bu satırlardan anlaşılıyor. Zaten Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in şu sözleri de, AK Parti’nin yargıda gücünü artırmak için kadrolaştığını ortaya koyuyor: “Avukatlıktan gelen yaklaşık 2 bine yakın arkadaşımız transfer oluyor sisteme.”

Bu kadronun hangisi paralel, hangisi yandaş, hangisi tarafsız ve adil… Bunları anlamak kolay değil. Ama, yolsuzluğun, usulsüzlüğün izini sürdüklerine göre, “cesur ve yürekli hâkimler, savcılar” diyebiliriz.

Tapelerle yükseldi


Başbakan’ın eski koruma ekibinden Mehmet Yüksel, Erdoğan’ın çalışma ofisine böceği koyan kişi olarak nitelendirildi ve gözden düştü. Bu arada Yeni Şafak (21 Haziran 2014), Yüksel ile Erdoğan arasındaki mahrem ilişkiyi istemeden ele verdi. Yeni Şafak, “Tapelerle yükseldi” manşetini attı ve şöyle yazdı: “Paralel yapılanmanın Başbakan’ın koruma ekibini ele geçirmek için akıllara durgunluk veren bir taktik izlediği ortaya çıktı. Erdoğan’ın yakın çevresini dinleyen şebeke, tapeleri koruma ekibinden Mehmet Yüksel’e verdi. Tapelerle Erdoğan’ın güvenini kazanan Yüksel, Başbakanlık Koruma Daire Başkanı oldu.”
***
Demek sistem şöyle işliyordu: Ver bir tape, al bir makam…



İçi dışı bir

İstiklâl Marşı mısralarıyla Çanakkale Şehitleri’ni karıştırınca kendisini alaya alan Başbakan’a, Ekmeleddin İhsanoğluEdebiyat değil, edep bilmek önemli” cevabını vermişti. Ahı mı tuttu bilinmez, Başbakan öyle bir gaf yaptı ki!

NTV’de “Benim için bir ara neler dediler. Gürcü dediler. Affedersiniz daha çirkinini dediler, Ermeni dediler. Ama ben Türk’üm” diye konuştu.

Tayyip Erdoğan’a Ermeni diyenler, Ergenekon talimatıyla özel kitap yazanlardı. Elbette iyi niyetle davranmıyorlardı. Onların amacı, Başbakan’ı kitlelerin gözünden düşürmekti. Aslında bu bile, Türkiye’de ne kadar vahim bir anlayış olduğunu sergiliyor. Lâkin Erdoğan, “Bana da Ermeni dediler ama değilim” demek yerine, vatandaşlık hukukuna, edep ve adabına uymayan bir cümle kuruyor. “Affedersin” diyor, sonra “Daha çirkinini söylediler” diye devam ediyor, “Ermeni dediler ama ben Türk’üm” diye sözlerini bağlıyor.

Sanki, Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlı olan Ermeniler, Yahudiler, Rumlar Türk değil.

Ne diyelim: İçi dışı bir Başbakanımızın, içi dışına vurmuş.
<< Önceki Haber Selam Tevhid dosyasındaki çok çarpıcı ayrıntı Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER