SENİN ÖTEKİLERDEN NE FARKIN VAR?

Zülfü Livaneli’yi severim... Kendisini buna inandıramadım, arada sitemlerine maruz kaldım ama, gerçekten severim.


Bir defa, iyi bir adam... Değerli de bir adam... Müzisyenliği, yazarlığı, sinemacılığı, aranjörlüğü... Sesi kötüdür, detonedir, mikrofondan uzak tutulasıdır, şudur budur ama, Ravel’le, Haçaturyan’la, hatta Peter Gabriel’le yarışacak, hatta bazen onları geçecek bestelere sahiptir. Hiç abartmıyorum... Sinemacılığı da öyledir... ‘Şahmaran’ abukluğunu saymazsak, yönettiği iki film de ‘ortalama’nın hayli üzerindedir. ‘Yer Demir Gök Bakır’ı nasıl unutabiliriz? Romanlarını pek tutmuyorum. Bunu yazdım da... Bunu yazdığım için kırıldı; ‘Sanırım dikkatli okumadınız’ sitemiyle birlikte imzalı kitaplarını gönderdi, ben de telefon açıp teşekkür etmeyi akledemedim, bu inceliğini kaba bir vurdumduymazlıkla geçiştirmiş oldum. Bu vesileyle kendisinden hem özür diliyorum, hem de teşekkürlerimi sunuyorum. Romanlarını ‘dikkatli’ okumuştum oysa... Hatta, düşüncelerimi yazarken, pek tutmadığım halde yazdıklarının hakkını vermiş, Naipaul’dan, Coetzee’den, Kertesz’den, ‘En çok Nobel alamayan Türk yazarı Yaşar Kemal’den, ödül için her türlü tuhaflığı yapmaya hazır Orhan Pamuk’tan hiçbir eksiği olmadığını söylemiştim. Demek ki bu yetmiyor Livaneli’ye... Daha çok övülmek, daha çok taltif edilmek, daha çok sevilmek istiyor. Ben de işte ondaki bu ‘açlığı’ sevmiyorum. Bir de, denetleyemediği, bastıramadığı ‘bir şeyler olmak’ hırsı ve gizlemeyi başaramadığı megalomanisi... Bunu bazen öyle uluorta ve bağıran bir dille ifade ediyor, öyle gözümüze gözümüze sokuyor ki, ‘Tamam işte’ diyorsunuz, ‘Zülfü Bey yine görülmek, anlaşılmak, farkedilmek istiyor...’ Diyelim ki CHP’yi mi eleştiriyor... Hayır, aslında CHP’yi eleştirmiyor. Bu partideki ‘kadir kıymet bilmez’ ve yola Deniz Baykal’la devam etmekte kararlı güruhu eleştiriyor. Kendisi bu partiye genel başkan olsa böyle mi olacaktır? Olmayacaktır... Bir tarihte ‘solu toparlayacak lider adayı’ diye gaz vermişlerdi buna. Eli yüzü düzgündü, ağzı laf yapıyordu, solcuydu, arkasında ciddi bir hayran kitlesi vardı... Eh uluslar arası piyasada da tanınıyordu... Gorbaçov’la arkadaşlığı, Elia Kazan’la kankalık durumları filan... Baykal’la oluyordu da, kendisiyle niçin olmasındı? Hep bu gazla yaşadı ve inatla ‘keşfedilmeyi’ bekledi. Öyle ki, ‘bölünmüş sol’ görüntüsü veren liderlerden anlayış göstermelerini, mümkünse kendisi lehine çekilmelerini bile istedi. İnanmayacaksınız ama, bunu bile yazdı... Neyse... Bu kadar laf, dünkü ‘Türkiye’de sol var mı?’ başlıklı yazısını tartışmak, kendisini teyit etmek içindi. Livaneli, Türkiye’de sol olmadığı görüşünde. Sadece kendisini sol sanan yapılar varmış. Ben de aynı kanaatteyim. Livaneli’ye göre, ‘işçi sınıfı mücadelesi, korkunç hale gelen gelir dağılımı adaletsizliği, sömürü’ gibi klasik sol konular, hiçbir zaman ‘bu sol’un gündeminde olmadı. Ben de aynı kanaatteyim ama, Livaneli’nin ‘bu sol’ nitelemesine katılmıyorum. Demek ki başka bir ‘sol’ var. Öyleyse Livaneli bize bu ‘başka sol’un nasıl bir sol olduğunu yahut olması gerektiğini izah etsin. Bir de, mümkünse, hangi noktalarda sürekli eleştirdiği ‘bu sol’dan farklı düşündüğünü anlatsın. Ben bir fark göremiyorum... Çok partili parlamenter sistemi ‘karşı devrim’ olarak niteleyen, statükoya toz kondurmayan, laikliği ve cumhuriyeti ‘fetişleştiren’, gördüğü her sakallıyı ‘mürteci’ sanan Livaneli’nin de diğerlerinden farkı yok çünkü...
<< Önceki Haber SENİN ÖTEKİLERDEN NE FARKIN VAR? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:  
ÖNE ÇIKAN HABERLER