İDEALİST REALİST

Ahzab Suresi’nen 70. Ayeti dün dünyanın her yanında on milyonlarca Müslüman’ın kıldığı cuma namazlarında okundu.


Çünkü, Ahzab Suresi’nin mealen “Rabbi’ni bil, doğrudan hiçbir vakit ayrılma” şeklindeki o ayeti genellikle her cuma namazında okunur. Zira, Hz. Peygamber vefatından önceki son hutbesinde o ayeti okumuştur. Barack Hussein Obama, o ayete, önceki gün Kahire’de yaptığı konuşmada gönderme yaptı. İncil ve Kitab-ı Mukaddes’e gönderme yapmadan önce Kuran’ı Kerim’den ayet okudu. Bu şayet hiçbir şeye işaret etmiyorsa, bir Amerikan Başkanı’nın bugüne dek görülmedik biçimde Müslüman duyarlılığını gözetmeyi ve Müslümanlara incelik göstermeyi yönetiminin önceliklerinin en üst sıralarına koyduğuna işaret ediyor. Bu olgu, başlıbaşına, içinde yaşadığımız dünya bakımından bir ‘yeni başlangıç’, bir ‘yeni soluk’tur. Bunu anlayamamak için ya kireçlenmiş bir kafa yapısına sahip bulunmak ya da iflah olmaz, tedavisi imkansız bir ‘Amerikan karşıtlığı’ ile malûl olmak gerekiyor. Böyleleri de var zaten. Örneğin İran’ın ‘Rehber’i Ali Khamenei, daha Obama’nın konuşmasından önce bir açıklama yaparak ‘güzel konuşmalar’ın ABD’ye karşı katı duyguları değiştirmeyeceğini, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Müslümanların, Amerikan saldırganlığına uzun süredir mazur kaldığını ve Amerika’ya karşı yüreklerinin dibinde bir ‘nefret’ duyduğunu söyledi. Konuşmayı dinledikten sonra Lübnan Hizbullahı’nın bir sözcüsü Obama’nın sözlerini ‘vaaz’ olarak niteledi. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in bir temsilcisi ise ‘pek az içerikli bir PR konuşması’ olarak. Tabii ki, Müslümanların biricik temsilcileri İran Rehberi, Lübnan şubesi ve Hamas’ın da kaynağı olan Mısır’daki köktendinciler değil ve bunların Türkiye dahil, kimi Batı ülkelerindeki ‘garip yatak arkadaşları’ndan oluşmuyor. Kocaman bir İslam dünyası var. Kaldı ki, Obama, konuşmasında ‘Müslüman dünyası’ nitelemesi yerin ‘nüfus çoğunluğu Müslüman ülkeler’ sözcüklerine özenle yer verdi. Böyle bir yaklaşım, konuşmasında değindiği ‘laik-demokratik ve Müslüman çoğunluklu’ Türkiye’nin başını çektiği ‘Medeniyetler İttifakı’ işlevine de güç katıyor. *** İslam dünyasının köktendinci unsurları, Amerikan Başkanı’nın ‘uluslararası ilişkiler iklimi’ne getirdiği ‘yeni soluk’ karşısında ‘reaksiyoner’ konuma yerleşmiş vaziyetteler. Avantaj sağlamaları ancak Obama’nın açılımının ‘lafta’ kalması ‘eyleme dönüşmemesi’yle mümkün olabilir. Neo-con eğilimli New York Times köşe yazarı David Brooks, bu noktadaki ‘potansiyel açmaz’ı dikkate değer bir tanımlama ile değerlendiriyor. “Bu konuşma gerçekçi (realist) bir yapı üzerine idealist bir façade (ön cephe) inşa ediyor” diyor ve “Bu Omaba dış politikasının açmazının özünü yansıtıyor. Başkan kitleleri harekete geçiren ilham verici bir lider olmak isterken, aynı zamanda saraylarda pazarlıklarla anlaşmalara varacak tepeden tırnağa bir realist olmak istiyor. Bu iki dürtü arasında parlak bir Chicago politikacısının dahi yönetmekte zorlanacağı bir gerilim mevcut” diye devam ediyor. Bizim mahalledeki ABD karşıtlarındaki tahlil fukaralığı ile Obama’nın Amerikalı muhalifleri arasındaki fark bundan daha iyi yansıyamaz herhalde. Bu arada, aslına bakarsanız, Amerikan dış politikası, ABD’nin ‘kuruluş ilkeleri’nden etkilenerek, 250 yakın bir süredir ‘idealizm’ ile ‘realizm’ arasında zor dengeyi kurma çabaları üzerinde şekillenmiştir. Obama’nın yeni açılımına ilişkin bir ‘ihtiyatlı’ değerlendirme, ‘İsrail Lobisi’ adlı kitabıyla kimi Amerikan ve İsrail çevrelerinin şimşeklerini üzerine çekmiş olan Harvard profesörü Stephen Walt’a ait. İzleyelim: “Söylediği en doğru şey: ‘Hiçbir tek konuşma yıllar süren güvensizliği ortadan kaldıramaz’ oldu. Ama kendisini tüm dünyanın önünde bir dizi ilke ve siyasete ilişkin yükümlülük altına soktu. Bunu göz önüne aldığınız vakit, Irak’tan açıkladığı takvime uygun olarak geri çekilme yükümlülüğünden geri dönmesinin zor olacağınıa Afganistan’ı mümkün olan en çabuk süre içinde çekilmek, nükleer silahlanma politikasında temel değişiklikler yapmak ve Ortadoğu barış süreci üzerinde bir lazer ışını gibi odaklanmak yükümlülüklerinden kolay kolay geri dönemeyeceğine hükmedilebilir. Yönetimini kamu önünde yükümlülük altına soktu ve bu onun ve ülkesinin, girdiği yolda devam etmediği takdirde daha büyük fiyat ödeyeceği anlamına geliyor. Şimdi sözlerini eylemle desteklemesi gerekiyor. Dinleyicilerinin de...” *** Obama, uluslararası sistemin ‘lider ülkesi’nin Başkan’ı olduğu için ‘dinleyicileri’ arasında yöneticisi ve yönetileni ile hepimiz varız. ‘Yeni’ şeyler söyledi, yeni ve önemli. Önümüzde ‘yeni’ bir tarihi dönem uzanıyor. Eski usullerle Amerika, Obama’nın sözlerini eyleme döktüğü -ya da dökmeye çalıştığı takdirde- hiçbir konuda hiçbirimiz yol alamayız. Ne dış politikada, ne de iç politikada. İktidarından, DTP dahil muhalefetine, Kandil’den İmralı’ya, Washington’da bulunan Genelkurmay Başkanı’ndan, yüksek yargı mensuplarına, Silivri’deki hâkimlerden, İstanbul’un medya plazalarında oturan gazete yönetimlerine, ‘Türkiye’nin tüm karar vericileri’ ve ‘kanaat önderleri’ ile ‘siyasi sorumluluk sahipleri’nin Obama’nın Kahire konuşmasını önlerine koyup, birkaç kez dikkatle okumalarında yarar var. Çünkü önümüzde, hangi yöne savrulacaksa savrulsun, herbirimizin hayatını birebir etkileyecek olan, bir yeni dönem var...
<< Önceki Haber İDEALİST REALİST Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER