"PKK'yı CHP'lileştiremezler" söyleminden BDP-CHP yakınlaşmasına...


Silivri-Kandil ilişkisiyle ilgili değerlendirmeler acaba AK Partili'lerin uydurduğu spekülasyonlar mıdır, yoksa kendisini derin devlet gören bazı çetelerin PKK'yı yönlendirme çabaları mıdır? Her seçimden önce gördüğümüz siyaset mühendisliği girişimlerinin terör saldırısı şeklindeki provokatif olayları kullandığı hep konuşuluyor. Türkiye ne zaman kritik bir eşikten geçse, ne zaman önemli bir süreç yaşansa provokasyonlarla gidişat yönlendirilmeye çalışılıyor ve bu provokasyonlar da genelde terör örgütünün eylemleri şeklinde ortaya çıkıyor. Örneğin referandum sabahına uyandığınızda Karakol baskını haberiyle karşılaşabiliyorsunuz. Bu durumun çeteler ile terör örgütü arasında organik bir ilişkiyi ortaya koyduğu iddia edilmiyor, ancak bir örgütün tetikçiliğini yaptığı eylem farklı odaklarca yönlendirilebiliyor, birinin yaptığı diğerinin değirmenine su taşıyabiliyor. Türk siyaset tarihinde bu şekilde onlarca provokasyon yaşanmıştır. Gerek Ergenekon iddianamelerinde bunun izlerini görüyoruz, gerek PKK'dan sızan yakınmalarda böyle bir izlenim ediniyoruz. Terör örgütü tek bloktan oluşmuyor. İçinde farklı klikler, eğilimler, gruplar var. Bunların hangi karanlık odaklar tarafından yönlendirildiğini tespit etmek mümkün olmayabilir, ancak bunun izlerini hissetmek mümkündür. PKK içinde bazı grupların çetelerce yönlendirildiğini AK Parti'den önce Öcalan kendisi söylüyor. 2009'daki görüşme notlarında Öcalan şunları söylemişti: "Bu Reşadiye olayını ben anlamadım. .. PKK'nin, gerillanın binlerce kolu, birimi vardır. Nasıl olduğunu, kimin ne amaçla yaptığını bilmiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim, Tokat benim aklımın köşesinden dahi geçmezdi. Ben 1999'da PKK'den istifa edeceğimi söylemiştim, istifa etme noktasına geldim. Bu benim yaratmak istediğim PKK değil dedim. Çünkü PKK bizim istediğimiz tarzda tam gitmiyordu. .. Ben her şeyi de bilemiyorum. Mesela Hogir'in Ergenekon'la bağlantılı olduğunu yirmi yıl sonra öğrenebildim. Bunun gibi birçok kişinin Ergenekon'la bağlantısını çok sonraları fark edebildim. Herşeyden de beni sorumlu tutmasınlar. Bizim mücadele tarzımız bu şekilde değildi. Bunlar birçok çete oluşturdular, dörtlü çete, Hogir ve Şemdinler. Ergenekon'la da işbirliği yaptılar. Bilge köyü gibi birçok köy basıp çoluk çocuk katlettiler. .. Bunlar beni de öldürmek istediler. Daha sonra bu anlayış alçak Osman-Botanlarla devam etti. Bunlar bizim mücadelemizi de heba ettiler. Birçok insanın infazına göz yuman, öldürülmelerini sağlayan bu insanlar rahatlıkla gidip diğerleriyle işbirliği yapabildiler." Öcalan'ın bile dert yandığı bu ilişki son dönemde daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Birileri PKK'yı kullanarak siyasete biçim vermek istemekte, önemli süreçleri sabote etmeye çalışmaktadır. Öcalan, "Aynı şekilde PKK'yı da ele geçirmeye çalıştılar. 1984'te ilk birlikleri dağa gönderdiğimde henüz JİTEM öncesi oluşumlar aralarına sızdı, yüzlerce değerli kadromuzu kaybettik. Bizde Halil Ataç vardı. Kendisi 'hiç kimse Hogir'e laf geçirtemiyor' diyordu. Bu Hogir okur yazarlığı bile olmayan birisiydi. Sızma olma ihtimali de var. Dörtlü Çete, Çürükayalarla geliştirilen tasfiyecilik süreçleri oldu. Ben bunu PKK'nin CHP'lileştirilme çabası olarak adlandırıyorum. Bunu başaramayacaklar, PKK'yi CHP'lileştiremezler" diyor. Öcalan, bu ilişkiyi PKK'nın CHP'lileştirilmeye çalışılması olarak nitelendirirken örgütün dizayn edilmeye çalışıldığından yakınıyor. Oysa bu ilişki PKK'yı dizayn etmek kadar Türk siyasetini şekillendirmek ve gelişmeleri akamate uğratmak için kurgulanıyor. Bu gerçeği görmemek için kendinizi kandırmanız veya kafanızı kuma gömmeniz gerekir.

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER