"Gül orada kalsın, Erdoğan buraya gelsin!"


Başbakan Erdoğan'ın Kahire Üniversitesi'nde yaptığı konuşmaya ilgi büyüktü. Opera Salonu yeterli olmayınca dışarıya barkovizyon kurulmuş. Özellikle gençlerin ilgisi ve yaptıkları tezahüratlar dikkat çekiciydi. Konuşma öncesi çok sayıda izleyici ile görüşme fırsatı buldum. İşte o ilginin sebepleri... Birincisi, Mısırlılar Erdoğan'ı "güçlü lider" olarak görüyorlar. Özellikle "one minute" ve "İsrail büyükelçisinin sınır dışı edilmesi" gibi İsrail'le ilgili olaylardan etkilenmişler. İkincisi, AK Parti'nin "muhafazakâr demokrat" kimliği ile yakaladığı başarı ilgilerini Erdoğan'a yöneltmiş. Mısır'da siyasi yasaklar ve baskılar altında ezilmiş kesimler, Erdoğan'ın başarısından olumlu bir rol model çıkarmışlar. Kasım ayı sonunda ilk "şeffaf ve adil demokratik seçimi" gerçekleştirecek olan Mısırlılar'ın bu ilgisi, bir yönüyle kendi siyasilerine de mesaj niteliği taşıyor. Anne tarafı Türk, Mısırlı bir gazeteci, Mısırlılar'ın Mübarek sonrası için "güçlü lider arayışı" içerisinde oluşunu twitter'da dolaşan şu espri ile aktardı: "Türkiye ikisinden birini bize versin. Gül orada kalsın, Erdoğan buraya gelsin!" Üçüncüsü, Erdoğan'ın "Tahrir devrimi" sırasında yaptığı destek açıklamaları özellikle gençler arasındaki ilgiyi artırmış. Erdoğan da bu ilginin farkında olarak, Kahire Üniversitesi'ndeki konuşmasında, Mısır gençliğini "elf mebruk" diyerek Arapça tebrik etti. Tahrir devrimini gerçekleştiren gençlere, İstanbul'un fethiyle genç yaşında çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet'i örnek gösterdi. *** Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi için bu ilgi "sermaye" olarak kullanılabilir. Ama önünde iki engel var. Birincisi, kasım ayındaki seçimlerden nasıl bir tablo çıkacağı bilinmiyor. Hatta Mısır'ın gerçek demokratikleşme yaşayacağından kendileri bile umutlu değil. İkincisi de, Türkiye Mısır ilişkilerinin dayanağı "İsrail karşıtlığı" olamaz. İsrail'in özür dileyerek geri adım atması, ardından askeri teknolojik işbirliğinin canlanması halinde bu ivme geriye doğru gider. Ya da Mısır İsrail ilişkileri yeniden canlanabilir, hatta daha da güçlenebilir. Dolayısıyla Ortadoğu'nun bu iki güçlü ülkesi, ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda karşılıklı adımlar atarak işbirliğini pekiştirmeliler. Türkiye-Mısır dış ticaret hacmi geçtiğimiz yıl 3 milyar doları aştı. 5 yılda müthiş bir artış yakalandı. Erdoğan ilk hedefin 5 milyar dolar olduğunu ifade etti. Türk yatırımcıların, Mısır'da 1 buçuk milyar dolarlık yatırımları söz konusu. 80 milyonluk Mısır'la ticaret hacmimizin bunun çok üzerine çıkarılması mümkün. Kültürel olarak da önemli adımlar atılıyor. Mısır'da Türkçe eğitim veren çok sayıda Türkoloji bölümü var üniversitelerde. Yine Türkler'in açtığı okullar ve dil kursları var. Burada okuyan Türk öğrenciler de var. Ama iki ülke arasındaki kültürel derinlik bunun çok ötesinde. Beş asır birlikte yaşamış halklar iki ülke. Mısırlılar yüzyıllara yayılan bu birlikteliği, "Biz sizden söz alıp söz verdik, saz alıp saz verdik, kız alıp kız verdik" diye anlatıyor. Arap milliyetçiliğine dayalı Nasır devrimi ile Türkiye'nin Ortadoğu'yu ihmali üst üste gelince bir kopma yaşanmış durumda. Tabii ki tamiri hiç zor değil. Gayret ve sabır istiyor. Her iki ülkenin de ortak çıkarlarının, "ekonomik ve siyasi nüfuz rekabetinde değil, çok yönlü işbirliğinde olduğunu" görmeleri ve buna göre hareket etmesi gerekiyor. Türkiye ve Mısır arasında güç birliği, sadece Ortadoğu'da değil Doğu Akdeniz'de de güvenlik, istikrar ve refahı artırır. Aksi halde ne olacağı ise bir asırdır ortada...
<< Önceki Haber "Gül orada kalsın, Erdoğan buraya gelsin!" Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER