Cezaevlerinde neler oluyor?

Tuğba Varol

Tuğba Varol

16 Ara 2019 11:20
  • “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” 
    Tolstoy

    Türkiye’de cezaevlerinin toplam kapasitesi 120 bin kişi olmasına rağmen şu an 288 bin tutuklu ve hükümlü cezaevlerinde tutuluyor. Yani yaşam alanı, avlusu, yatak sayısı, tuvalet ve banyosu 10 kişiye yetecek şekilde yapılan bir cezaevi koğuşunda ortalama 25 kişi kalmak zorunda bırakılıyor. Ortalama sayı bu olmakla birlikte 16 kişilik koğuşlarda 45 kişinin tutulduğu cezaevleri de bulunmakta. Gerçekleştirilen kitlesel tutuklamalar nedeniyle kimi cezaevlerinde, penceresi bulunmayan atölyeler sözüm ona “iyileştirmeler” yapılarak cezaevi koğuşu haline getirildi. İnsanlar, ışık girmeyen, yeterince hava almayan, soğukta ısıtılamayan, sıcakta serinletilemeyen bu odalara hapsedilmiş vaziyetteler. Bu sayının artmasındaki en büyük etken kuşkusuz son yıllarda muhalif kimlik taşıyan kişilerin topluca tutuklanması ve bu hapse konulduktan sonra mümkün olduğunca uzun süre cezaevlerinde tutulmasının hedeflenmesi.  Adli suçlarda yaşanan patlama da tutuklu sayısını bu seviyelere çıkaran sebepler arasında sayılabilir.

    Cezaevi idarecileri tutuklulara yönelik “Ben devletim, benim dediğim olur” diyerek yasalarda bulunmayan ipe sapa gelmez keyfi kurallar dayatıyor. Tutukluların “düşünce ve bedenleri” üzerinde hakimiyet kurmak isteyen cezaevi personelinin yaptığı kötü muameleler de eklenince, cezaevlerindeki yaşam daha da zorlaştırılıyor. 

    Türkiye’de bulunan cezaevlerindeki kötü muamelelerin mağduru, yalnızca siyasi tutuklular değil elbette. Haklarını arama konusunda yeterince bilgisi olmayan adli tutukluların durumu da onlardan aşağı kalır değil. Siyasi tutuklulara “düşman ve hain” muamelesi yapılırken, adli tutuklular da “nasıl olsa suçlu, bunları hak ediyor” muamelesine maruz bırakılıyor. 

    Cezaevlerindeki doluluk koğuşlarda hijyen sorunları yaşanmasına sebep oluyor. Kimi yerlerde sıcak suya ve temizlik malzemesine erişimde zorluklar yaşanıyor. Temizlik problemi bulunması yanında binaların da eski olması, böcekleri bir çok cezaevi koğuşunda cirit atar hale getirmiş. Kimi tutuklular nemli ve rutubetli banyolar yerine, tuvaletlerde yıkanmayı tercih eder hale gelmişler.

    Cezaevlerinde sağlığa erişim de, kapasite üstündeki sayı nedeniyle önemli bir sorun halini almış durumda. Yeterli doktor ve revir imkanı bulunmuyor. Hastaneye sevkler ise aksatılıyor. Hastaneye sevk gerçekleşse de, kimi doktorların zaman zaman bilimsel ve etik davranışlardan uzaklaşması yaşanıyor. Şayet sesinizi duyurabilecek biriyseniz, bu konuda biraz daha şanslısınız demektir. Halkın yüzde 11,7’inin oyunu alan bir partinin eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın yaşadığı sağlık sorununa karşı dahi duyarsız kalınan günümüzde, diğer hasta tutukluların yaşadığı zorlukları tahmin etmek zor değil. Halihazırda, cezaevlerinde 2000’in üzerinde hasta bulunmakta. Bunların 500’e yakını ağır hasta. Bu kişiler sürekli bir tedavi ve refakatçiye ihtiyaç duymasına rağmen hücrelerde tek başına tutulduğundan yeterli bakımları da yapılamıyor. 

    Yasaların sağladığı haklar kağıt üstünde kalıyor

    Anayasanın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı, Adli Tıp’ın ‘sürekli hastalık, sakatlık ve kocama' raporu verdiği kişilerin cezalarını kaldırma yetkisine sahip. Bu yetki, yakın tarihte Abdullah Gül tarafından Merhum Necmeddin Erbakan için kullanılmıştı. Bugün cezaevlerindeki ağır hasta sayısı 500’ü bulmasına rağmen bu yetki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından neredeyse hiç kullanılmıyor. Bu durum cezaevindeki ölümleri beraberinde getiriyor. Son 17 yıl içinde, arasında 97 yaşındaki bir kişinin de olduğu 1700 kişi yaşlılık ve hastalık sebebiyle cezaevinde öldü. Vergi affı, para cezası affı, imar affı gibi ekonomik konularda duyarlılık gösteren Cumhurbaşkanı’nın insan yaşamını doğrudan ilgilendiren bir konuda isteksiz davranması insan yaşamına verilen değerin bir göstergesi. İnsan hayatının da maddi bir karşılığı olsaydı, belki bu konuda da adım atılırdı.

    Hasta tutukluların tahliye edilmesinin bir diğer yolu da İnfaz Kanunu’nda yer alan “infazın ertelenmesi.” 5275 Sayılı İnfaz Kanunu’nun 16. Maddesinde ağır hastaların hapis cezası infazının ertelenmesi hak olarak yazılmış. Gelin görün ki, yaşam hakkını güvenceye alan bu hak hastalara verilmiyor. Kimi zaman Cumhuriyet Savcılıkları talepleri reddediyor, kimi zaman da doktorlar bu yönde rapor vermekte çekimser davranıyor. Son yıllarda 3 bin 663 hasta tutuklunun yaptığı ceza erteleme başvurusundan sadece 343’ü kabul edildi. Bu durum haliyle cezaevlerinde gerçekleşen ölümleri de beraberinde getiriyor. 

    Peki ya hamile ve yeni doğum yapmış kadınların tutuklanması? İnfaz Yasası’nın 16. Maddesi hamile kadınların ve yeni doğum yapmış kadınlarında tahliye edilmesini zorunlu kılıyor. Fakat yasanın bu açık hükmüne rağmen hamile ve yeni doğum yapmış kadınlar tahliye edilmiyor. Bu konuyu sonraki yazımda ele almaya gayret edeceğim...

    16 Ara 2019 11:20
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR