Yeni Türkiye'nin 'ünlem' davası


Bakırköy Başsavcıvekili İdris Kurt, 25 Aralık yolsuzluk soruşturması haberiyle ilgili Aksiyon Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Bülent Korucu ve Yazı İşleri Müdürü Necati Kola hakkında 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan ayrı ayrı 4 yıl 8 aya kadar hapis cezaları istedi. Savcı Kurt imzalı iddianamede, 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet dosyasına verilen takipsizlik kararına ilişkin haberde eleştiri amaçlı kullanılan ünlem işareti (!) suç delili olarak sayılıyor.

Aksiyon dergisinde yer alan haber şöyle: "Bakırköy 54. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek davaya dönüştürülen iddianamede 'mağdur', yani 'ünlem işareti mağduru' olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan gösteriliyor. Basın Kanunu'na göre, yazılı basın yayın organlarında çıkan haber ve yazıdan eser sahibi sorumlu. Medyaya yönelik uygulamada, bu çok temel ve göz ardı edilemez ana bir kural. Dergide de 'Kara Kutu' sayfasını hazırlayan aslında gazeteci Emin Akdağ. Akdağ ayrıca derginin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü. Akdağ'ın ismi söz konusu haberin geçtiği sayfanın başında yazıyor ama buna rağmen derginin genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan sanık yapılıyor. Sadece bu kanuna aykırılık durumuyla bile iddianame sorunlu, asla dava konusu olamamalı. Bakırköy Başsavcı Vekili bunu bilmiyor mu? Tabii ki biliyor.

Öte yandan, Bakırköy Başsavcıvekili Kurt'un böyle bir iddianame yazmaya yetkili ve görevli olduğu tartışmalı. Çünkü Bakırköy Adliyesi'nde basın savcıları var. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun kendilerine verdiği görev, yetki alanlarında yayımlanan süreli ya da süresiz yayınları takip edip suç iddiası varsa iddianameye dönüştürmek. Bu haber de aslında basın savcılarının yetki alanında ve zaten bu konuda soruşturma açılmış. Buna rağmen, basın savcıları ve onların açtığı soruşturmalar yok sayılarak Korucu ve Kola hakkında 'cumhurbaşkanına hakaret' suçundan iddianame hazırlanıyor. İddianamede, Erdoğan'ın avukatının verdiği bir şikâyet dilekçesi ile eser sahibi Akdağ'ın savunma dilekçesi 'delil' olarak sunulmuş. Ama sanık olarak gösterilen kişi gazeteci Akdağ bile değil!

Bütün hukuk kural ve gelenekleri çiğnenerek hazırlanan iddianamenin mahkemece kabul edilmesi, onu meşrulaştırmıyor. Hukuksuzluk bir adım daha ilerlemiş, mahkemeleri de esir almış oluyor. İddianame ile ilgili buraya kadar saydığımız hukuksuzluklar, usul hukuku ile ilgiliydi. Şimdi gelelim iddianamenin içeriğinde suç unsuru olarak sayılan 'ünlem' konusuna.

İddianamenin içeriğinde suç sayılan eylem, Etiler Polis Okulu'nun AVM yapılacağı iddialarının yer aldığı 25 Aralık yolsuzluk soruşturması dosyasına dair çıkan takipsizlik kararı. Başsavcı Vekili Kurt, iddianameyi, müşteki Erdoğan'ın 16 Ekim 2014'te verdiği dilekçeden alıntıyla başlatıyor. Erdoğan'ın avukatının sunduğu dilekçede "Aksiyon Dergisi'nin 13.10.2014 tarihli nüshasında 'Etiler Polis Okulu AVM' başlığı ile kaleme alınan ve haber niteliği taşımayan yazıda müvekkilinin suçlama kastı ile basın yoluyla iftira ve hakarete maruz kaldığı" iddiası ile suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor. Savcı, suç duyurusu üzerine yaptığını belirttiği incelemede, söz konusu haberde, "İstanbul'un Etiler semtindeki kapatılan Polis Meslek Yüksekokulu'nun yeri hakikaten gözde. Hakkında takipsizlik kararı verilen (!) 25 Aralık 2013 soruşturmasında da geçiyordu (Bosphorus 36) burası. Suudi işadamı Yasin El Kadı ile Bilal Erdoğan'ın ortaklığındaki şirkete ihalesiz devredildiği ileri sürülmüştü. Konuyla dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın bizzat ilgilendiği iddia edilmekteydi." ifadelerinin geçtiği tespitini aktarıyor. Devamında, 'yazıda olayla ilgili takipsizlik kararı verildiği de belirtilmesine rağmen ünlem işareti kullanılarak ve yazı içeriğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bu konu ile bizzat ilgilendiği ve bu yere AVM yapılacak olmasının kesinleştiği' şeklinde gerçeğe aykırı, eleştiri sınırlarını aşan, suçlayıcı ve incitici ifadeler içerdiğini iddia ediyor. Bu şekilde de 'cumhurbaşkanına hakaret' suçunun işlendiğinin anlaşıldığını ileri sürüyor.

Metin o kadar yargı ciddiyetinden uzak ki suç gerekçeleri somut olması gereken bilgiler bile yanıltıcı şekilde sunuluyor. Gerçekte, Etiler Polis Okulu, Bakanlar Kurulu'nun 22 Eylül 2014 tarihli kararıyla kapatılmış, bu karar Resmî Gazete'de 9 Ekim 2014'te duyurulmuş. Yani iddianame konusu, haberin çıkmasından 3 gün önce. Aynı süreçte, imar planı değiştirilip okul yerine 100 bin metrekare inşaat hakkı tanınmış ve buna dair 'rezidans yapılacağı' haberleri çok sayıda basın yayın organınca yayımlanmış. CHP Milletvekili Umut Oran, haberde geçen iddiaları da bir soru önergesi olarak İçişleri Bakanlığı'na sunmuş. Yani bizzat Meclis'te gündeme gelmiş bir iddiayı Aksiyon haber yapıyor. Haberin bütün unsurları mevcut, 'görünür gerçeklik'. Ama savcı, 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçu oluştuğunu iddia ediyor. Halbuki haber metni, o haftanın gelişmelerinin derlendiği, artık kamuoyunun 'malumu' olduğu bilgileri bir kez daha arka plan bilgisi olarak okuyucuya aktarmaktan ibaret. Ama savcı Kurt tabii ki olaya çok hukuki(!) baktığı için, yazıda geçen ünlem işaretini de kaçırmıyor. Hemen bir suç delili yapıyor.

İnternette "Ünlem işaretinin anlamı ne?" diye sorulduğunda ilk Vikipedi'de şu manalar sayılıyor: "Cümlede sevinme, üzülme gibi ifadelerin sonuna konulur." Devamında farklı bir anlamına da işaret ediliyor. O da şöyle: "Eğer ünlem işareti, parantez işareti içinde verilirse, kendinden önce gelen ifadenin saçma bulunduğunu veya bu ifade ile dalga geçildiğini (sarkazm) belirtir." Yani en ağır hâliyle söz konusu haberde 'eleştiri' olarak kullanılmış bir noktalama işaretinden ibaret bu 'ünlem'. Ama savcı için 4 yıl 8 ay hapsi gerektirecek bir suç delili!

Öte yandan, gazeteciler hakkındaki bu iddianame, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı içerikte. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de 30 Ocak 2014 tarihli kararında, 'hakaret' suçunun oluşması için kişiyi küçük düşürmeye matuf, tahkir edici olması gerektiği ve kamu görevlilerine veya vatandaşa yönelik her türlü eleştiri ve rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilemeyeceğini belirtiyor. Bakırköy Başsavcılığı da bu tür yolsuzluk haberleriyle ilgili verdiği takipsizlik kararında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına atıfla basın özgürlüğü vurgusu yapıyor.

Somut ve hukuki bu gerçeklere rağmen, bu iddianame bir kez daha 'Yeni Türkiye'ye hâkim olan mantığını hatırlatıyor. Kanunlara uymayan, görevi olmadığı hâlde basın savcılarının alanına giren bir konuda iddianame yazan bir başsavcı vekili var ortada. Benzer haberlere basın savcılarınca daha önce takipsizlik verildiği halde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dilekçesini basın savcılarına göndermeyip bizzat kendisi iddianame yazıyor. Yazıyla alakası olmayan genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürüne dava açıyor. Bu dava, doğrudan basın özgürlüğüne bir tehdit niteliğinde."









CİHAN
<< Önceki Haber Yeni Türkiye'nin 'ünlem' davası Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER