Amacın Camia’ya kumpas olduğunu net biçimde ifşa eden hata

Türkiye bu filmi ilk defa seyretmiyor, daha önce defalarca görmüştü. 54 yıl önce, öğrencilerin öldürülüp kıyma makinesinden geçirildiği, üstlerine asfalt döküldüğü gibi yüzlerce asparagas haber yapıldı.

Amacın Camia’ya kumpas olduğunu net biçimde ifşa eden hata

Zaman Gazetesi Yazarı Hanım Büşra Erdal'dan savcı Serdar Coşkun’un Hizmet Hareketi'nde karşı yürüttüğü 'cadı avı' operasyonuya ilgili çarpıcı analiz: Bu talimatla Ayşe teyze de ‘darbe şüphelisi'

30 ilin emniyet müdürüne gönderilen 23 maddelik talimatın içeriğine bakıldığında daha 4’üncüsü, amacın Camia’ya kumpas olduğunu net biçimde ifşa ediyor. Şöyle ki: ‘Cemaat üyelerinin’ son 10 yılda gerçekleşen olaylardaki rolünün araştırılması isteniyor. İlginçtir, Hizmet Hareketi yıllardır bu ülkenin bir gerçeği iken savcılık niye son 10 yılı baz almış, hukuki açıdan anlamak mümkün değil. 10 yıldan daha önceleri değilmiş de, 2004’te birden mi “çete” olmuş? Ya da, 2004 MGK’sında alınan karar gereği takipler, fişlemeler yapılmaya başlandığı için mi araştırmalar bu yılla sınırlı?

Böylece, 27 Mayıs darbesinin hemen sonrasında cuntanın psikolojik harp yöntemleri ile Demokrat Partilileri halkın ve Yassıada Mahkemesi’nin nezdinde hapsetme taktiğinin gereği icra edildi. İrticacı fişlemeleri,  Fethullah’ın ölüm komandoları’, ‘İrtica PKK’dan tehlikeli’, ‘Ordudan balans ayarı’ gibi manşetler sonrasında 28 Şubat darbesi yaşandı. Bugün de aylardır hepsi tekziplerle yalanlanan yüzlerce iftira haberinin arkasından Camia’ya yönelik bir “darbe soruşturması” başlatıldı. Geçmişte hükümetleri yıkmak için uygulanan yöntemler, bugün sivil toplum hareketi olan ‘Hizmet’i bitirme amaçlı olarak iktidar eliyle yapılıyor. Hedef farklı olsa da, kullanılan yöntem aynı. İkisinde de “hukuksuzluk” merkezde. En çok eleştirilen yargı süreçlerinin bile temel hukuk ilkelerinden nasibini aldığı göz önüne alınırsa, Camia’ya yönelik eylemin bir hukuk sürecinden ziyade “darbe taktiği” olduğu çok net anlaşılıyor. Bundan 6 yıl önce, AK Parti’nin kapatılması iddianamesini ‘Google’dan delil toplandığı için eleştirmiştik. Bugün o iddianameyi bile aratacak yöntemler izlenerek, olmayan suç ve deliller üzerinden “suni çete” oluşturuyor. Polise, “delil bul ya da oluştur” anlamına gelecek talimatlar veriliyor, hem de milletin oyuyla iktidara gelmiş hükümet üyelerinden.

Sürecin gayri hukukiliğini anlamak adına savcı Serdar Coşkun’un Hizmet camiasına yönelik yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarına bakalım. Geçtiğimiz haftalarda Coşkun’un polise hukuksuz talimatları ortaya çıkmıştı. Bugün, hukuksuzlukların arttığı, polisi eyleme geçiren 23 maddelik yeni bir talimat gündemde. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanı Turgut Aslan, 30 ilin emniyet müdürlüğüne gönderdiği yazıda ‘cemaati, üyelerini araştırın, delil toplayın, delil oluşturun’ diyor.   

Suç da yok, suçlu da

Anayasal düzene karşı işlenen suçlar dahil olmak üzere tüm ceza soruşturmaları belirli bir suç eylemi ve bunu doğrulayan suç delillerine göre başlatılır. İlk önce bir suç eylemi olması gerek ki yargısal süreç başlasın. Peki, savcılığın ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün soruşturma talimatlarında işlenen bir suçtan bahsediliyor mu? Hayır. Ortada belirli bir suç ya da suçlu yok. Dosyada suçlu yok ise bu soruşturma kime karşı? Hizmet’e gönül vermiş, “öğretmen, öğrenci, esnaf, ev hanımı, gazeteci, işadamı, dernek/vakıf yöneticileri, üyeleri…” herkes şüpheli. Peki, Camia’ya girmek resmî evrakla olmadığına göre, bu kişiler nasıl tespit edilecek; tek tek fişlemeyle... Aylardır, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını “darbe girişimi” diye diline dolayanlar, bugün somut bir suç ve suçlu gösteremiyor. Devlet, suç ve suçlu oluşturmak için en hafif tabirle şu an suç işliyor. Savcılığın talimat yazısının hayata geçirilişi de hukuk devleti ve insan hakları ilkelerinden nasibini almamış, tam bir “Ali kıran baş kesen” yargısına işaret ediyor. Büyük bir fişleme furyası, yargı eliyle yapılmaya çalışılıyor. Birçok AKP mensubunun çocukları da Camia’ya gönül verenlerin kurduğu yurtlarda kaldı, okullara gitti. Onların babaları AKP’li olduğu için mi cadı avından kurtulup, suç örgütü üyesi sayılmayacak?

Ergenekon eylemleri Camia’ya yıkılıyor

30 ilin emniyet müdürüne gönderilen 23 maddelik talimatın içeriğine bakıldığında daha 4’üncüsü, amacın Camia’ya kumpas olduğunu net biçimde ifşa ediyor. Şöyle ki: ‘Cemaat üyelerinin’ son 10 yılda gerçekleşen olaylardaki rolünün araştırılması isteniyor. İlginçtir, Hizmet Hareketi yıllardır bu ülkenin bir gerçeği iken savcılık niye son 10 yılı baz almış, hukuki açıdan anlamak mümkün değil. 10 yıldan daha önceleri değilmiş de, 2004’te birden mi “çete” olmuş? Ya da, 2004 MGK’sında alınan karar gereği takipler, fişlemeler yapılmaya başlandığı için mi araştırmalar bu yılla sınırlı? Aynı maddede, “Cemaat üyelerinin rolleri bulunduğu iddia edilen Aziz Santoro cinayeti, Hrant Dink’in öldürülmesi, Danıştay saldırısı, Zirve Kitabevi katliamı, Necip Hablemitoğlu ve Üzeyir Garih’in öldürülmesi gibi olaylar ile irtibatlarının araştırılması” deniyor. Bunları iddia eden kim? Hükümet medyası soruşturmanın savcısı mı? Son 10 yılda gerçekleşmiş bu cinayetlerin tamamına yakınının tetikçileri belli, azmettirenler, irtibatları yargı önünde ortaya çıktı. Şimdi ise, ilk önce hükümet medyasının bu konuda yaptığı haberler yargı sürecinin mimarı olmuş.     

Hak ihlaline karşı şikayetçi olunmalı

Talimatta, “Fethullah Gülen ve cemaatinin elinde silahlı bir güç bulunup bulunmadığı ve silahlı bir eyleme kalkıştıklarında hükümeti ve anayasayı ortadan kaldıracak güçleri olup olmadığının tespiti” isteniyor. Yani soruşturmayı yapanlar, suçu bilmediği gibi Camia’nın bu suçu işleyecek gücü olup olmadığını da bilmiyor.  Devamında ise daha garabet bir durum var:  Cemaat üyesi olup, aktif olarak hükümeti devirmek ve anayasal düzeni yıkmak için faaliyette bulunanların cep telefonu ve elektronik iletişimlerinin denetlenip izlenmesi, geriye dönük, cep telefonu görüşme kayıtlarının alınıp üzerinde çalışma yapılması..” talimatı. Daha darbe suçu var mı, bilmiyor, Cemaat’in o suçu işleyip işleyemeyeceğini de bilmiyor ama “Cemaat üyesi olup, aktif olarak hükümeti devirmek ve anayasal düzeni yıkmak için faaliyette bulunanlar” diye yazıyor. Bu noktada yine hatırlatmak gerek, geçmişte Başbakan Tayyip Erdoğan, Camia’ya “haşhaşi” dediğinde bazı kişiler yargıya şikayet etmişti. Yargı da, “Cemaat üyesi olduğunu ispatla” diyerek suç duyurusunu geri çevirmişti. Peki bu durumda polis nasıl ispat edecek? Cemaat’e katılmak için form doldurulmadığına göre, gönül bağını da sonraki maddelerde dile getirilen “davranış modellerine” göre yani “fişleme” ile mi belirleyecek? Bu durumda, Hizmet’e gönül bağı olan ya da bir şekilde selam vermiş herkesin telefonu dinlenecek-dinleniyor. Elektronik iletişimi takip ediliyor. Haberleşme, iletişim özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ihlal suçları işleniyor. Her birinin hapis cezaları var. Bu durumda, bu suçların mağduru olan vatandaşların da yargıya başvurma hakkı doğuyor.

Ortaçağ usulü suçlu bulma taktiği

Talimatın sonraki maddelerinde, “Cemaat mensuplarının davranış modellerinin belirlenmesi…” de isteniyor. Polisin belirlediği bu “davranış modelleri” hangi suç tipinin araştırması? Böyle bir tarif ne kanunda ne de hukukun evrensel değerlerinde var. Bir grup insanı (bugün Camia yarın başka bir kesim) davranış modellerine göre suçlu yapmak, olsa olsa ‘kadınların cadı diye yakıldığı orta çağ usulü suçlu bulma taktiği’ olabilir. Ya da 28 Şubat BÇG’sinin fişleme modelinden mütevellit yeni 28 Şubatçı fişleme taktiği olarak görülebilir. Ceza kanunlarında ya da özel kanunların hiçbirinde ‘davranış modelleri’ne göre suç tespit etme yok. Polis, davranış modeline göre suçluları nasıl belirleyecek? Örneğin elinde Cevşen, dua kitabı olan ya da zikirmatikli biri mi suçlu olacak? ‘Ya davan ya damadın’ manşetleri atılarak hedefe konulan İBB Başkanı Kadir Topbaş da, yakınlarının davranış modeli haritasına göre, sözde darbeci yapıdan mı sayılacak? ‘Bunlar badem bıyıklıdır’ denilip, yoldaki her vatandaş potansiyel suçlu mu ilan edilecek?  Talimatın 7. maddesinde “Cemaat’e sızan ve örgütlenen, karar alıp uygulayan ve Cemaat’in mensuplarını kullanan kişilerin kimler olduğunun tespiti” deniliyor. Burada da mantık hatası var. Cemaat zaten örgüt ise, niye birileri sızdığı için suçlu olsun? Madem sızanları araştırıyorsan, tümden Cemaat’i niye suçluyorsun?

19. maddede, Cemaat’in 2003’ten itibaren devleti ele geçirmeye başladığı ve aktif olduğu iddia edilerek, sonraki dönemde yapılan soruşturma ve davalarda mağdur edilenlerin müşteki sıfatıyla olay, kişi ve yer hatırlatması yapılarak ayrıntılı ifadelerinin alınması talimatı veriliyor. Buna göre, 2003’ten beri süren davalarda mahkum olan tüm suçlular Camia hakkında müşteki olabilir. Geçmişte olduğu gibi, 11 yıldır soruşturmaları yapan Türk yargısı, hakim ve savcılarıydı. Bu noktada devletin hakim ve savcılarının yaptığı bütün işlemler nasıl Cemaat’e mal edilebilir? Madem 2003’ten beri suç işlendi, hükümetin Adalet Bakanlığı niye harekete geçmedi? Balyoz’dan tahliye olan Engin Alan’ın dediği gibi, “Hükümet her şeyi biliyordu” ise mağduriyetleri bilip de eyleme geçmediyse, o zaman suçlu hükümet değil mi? Madem mağdurdular, Başbakan niye “Ergenekon’un savcısıyım” dedi?

Son olarak, savcılığın suç oluşturma taktiğinin izlerine yine talimatta çok kolay ulaşılıyor. Gizli tanık bulma, Cemaat’ten ayrılanları konuşturma, Cemaat aleyhine yazılmış kitapların bulunması talimatları hep kumpas amacına hizmet ediyor.
<< Önceki Haber Amacın Camia’ya kumpas olduğunu net biçimde ifşa eden hata Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER