Emniyet eski İstanbul İstihbarat şube müdürü konuştu

Ergenekon ve Balyoz operasyonları sırasında İstanbul Emniyeti istihbarat şube müdürü olarak görev yapan Ali Fuat Yılmazer, Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı'ya konuştu.

Emniyet eski İstanbul İstihbarat şube müdürü konuştu

Yılmazer, dinlemelerle gündeme gelen teknik takibin tüm dünyada kullanılan bir yöntem olduğunu söyledi. Yolsuzluk operasyonlarının ve isnatlarının muhalefete değil, iktidara yapılmasının doğal olduğunu belirten Yılmazer kayıp dinleme cihazlarının da MİT'te olduğunu ima etti. Muazzam operasyonlar yaptıklarını ve siyasi iradenin kendilerini hep desteklediğini belirten Yılmazer "Sayın Başbakan benim ve ekibimin yaptığı onca operasyondan birine yüzünü ekşitti mi? Hayır, tam aksine çok memnundu herkes.’’  diye konuştu.

İşte Fatih Altaylı'nın köşe yazısında kaleme aldığı Ali Fuat Yılmazer'in görüşleri;

***

ÖNCEKİ gün Ankara büromuzdaki odamda yazılarımı yazıyorum. 
Cep telefonum çaldı. 
Tanımadık bir numara. 
Genelde tanımadığım numaralardan gelen çağrılara cevap vermem. 
Nedense açtım. Birkaç gündür Habertürk TV’de üst üste program yaptığım ve davet ettiğimiz siyasetçilerden yanıt beklediğim için, “Belki onlardan birinin numarasıdır’’ diye düşündüm. 
Karşımdaki ses, “İyi günler Fatih Bey, ben Ali Fuat Yılmazer’’ dedi. 
Bu ismi biliyorsunuzdur herhalde. 
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bir dönem çok tartışılmış İstihbarat Şube Müdürü, Ergenekon, Balyoz gibi davaların açılmasında büyük rol oynamış, daha sonra görevden alınmış ve şimdi artık emekli olan kişi. 
Allah biliyor ya, hayli şaşırdım. 
Çünkü Ali Fuat Yılmazer’in başına gelenlerden beni sorumlu tuttuğu ve bana hayli kızgın olduğu dedikodusu ulaşmıştı. 
“Buyrun Ali Fuat Bey, sizi dinliyorum’’ dedim. 
“Fatih Bey, sizi aramakla doğru mu yaptım bilmiyorum. Çünkü hayatımda sizinle iki kez konuştum. İkisinde de başım belaya girdi’’ diye başladı. 
Ben de “Eh bu da üçüncü olur o zaman’’ diye gülerek yanıt verdim. 
O da güldü, ama haklıydı. 

YILMAZER’İ YİĞİT BULUT TANIŞTIRMIŞTI

Bir kere yüz yüze görüşmüştük. Şans eseri gerçekleşen bir görüşmeydi aslında. 
O dönemde Habertürk’te çalışan, şimdinin Başbakan Başdanışmanı Yiğit Bulut, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü ile çok yakın, çok samimi bir ilişki içindeydi ve sık sık görüşüyorlardı. 
Ben de Yiğit Bulut’u bu konuda uyarma ihtiyacı hissetmiş ve “Bir emniyet mensubu ile bir gazetecinin bu kadar yakın olması doğru olmaz’’ demiştim. 
O günlerde bir gün Habertürk yönetim katındaki kütüphaneden bir kitap almaya girdiğimde şoke oldum. 
Yiğit Bulut, Ali Fuat Yılmazer ve tanımadığım bir kişiyle beraber yemekteydiler. 
Ben, “Kusura bakmayın burada olduğunuzu bilmiyordum’’ diyerek çıkmak isterken Yılmazer, “Lütfen Fatih Bey, buyurun siz de katılın. Anlatacaklarımı siz de dinleyin’’ deyince ben de masaya iliştim.
Yılmazer’in o gün anlattıklarını da ertesi gün bu köşede yazdım. 
Tabii kıyamet koptu. 
Ali Fuat Yılmazer sabah erken saatlerde hem beni, hem Medya Grup Başkanı Kenan Tekdağ’ı arayarak beni “kendisine komplo kurmak, tezgâha getirmek, Ergenekoncu olmakla’’ suçladı. 
Benimse kendisine tek bir yanıtım oldu:
‘’Ali Fuat Bey, ben gazeteciyim. Bana yetkili bir ağızdan anlatılanları yazarım. ‘Bunlar off the record’ deseydiniz ve yazsaydım haklısınız, ama demediniz. Ben de yazdım’’ dedim. 
Zannederim Ali Fuat Yılmazer, benim onunla yakın temas halinde olan gazetecilerden olmadığımı “sadece gazeteci’’ olduğumu anladı ve konu kapandı. 
Ama galiba benim bu yazı Yılmazer’in başına epey bir dert açtı. 
İkinci görüşmemiz ise telefonda oldu ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın bir yazıma verdiği yanıtı iletmek için aradı. 
Aslında Ali Fuat Yılmazer hatırlamıyor galiba, ama bir kez de bir davet üzerine gittiğim İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde karşılaşmıştık. Yılmazer orada bana, “Fatih Bey, siz o makama nasıl yükseldiniz. O mevki için çok temiz, çok ilişkisizsiniz’’ anlamında bir şeyler söylemişti. 
Ali Fuat Yılmazer’le olan bu geçmişi hatırlattıktan sonra yeniden kendisiyle yaptığım önceki günkü konuşmaya dönebiliriz...
Yılmazer’in bunca yıl sonra beni bir kez daha aramasının nedeni, salı günü bu köşede yer alan ve CHP Milletvekili Çetin Soysal’ın emniyetteki dinleme yapılanmasını 2011’de anlattığı basın toplantısını hatırlatan yazım. 

‘AYDINLIKÇILARIN ARGÜMANLARI HÜKÜMETİN OLDU’

Ali Fuat Yılmazer, “Çetin Soysal’ın söylediklerini neye dayandırdığını, hangi somut verilere dayandırdığını merak ediyorum. Lütfen bunları da kamuoyuyla paylaşsın. Rica ediyorum’’ dedi. 
Ama asıl söyleyeceği bu değildi. 
“Fatih Bey, sizin kimsenin yanında olmadan, kimsenin adamı olmadan ne olup bittiğini anlamaya ve aktarmaya çalışan bir gazeteci olduğunuza inandığım için sizi arıyorum. Yoksa neler yazıyorlar cevap bile vermiyorum’’ dedikten sonra başladı anlatmaya:
“Fatih Bey, bakın bugün hükümetin emniyetle ilgili ürettiği hiçbir argüman yeni değil. Bu argümanların tümü daha önce aynı kelimelerle gündeme getirildi. Kim tarafından biliyor musunuz? 
Aydınlık Grubu tarafından. Dün Doğu Perinçek ve arkadaşları, yani Aydınlıkçılar ne demişse, bugün hükümet aynı kelimelerle aynı şeyi söylüyor.
Ergenekon davası sanıklarından ve mahkûmiyeti şu an Yargıtay aşamasında olan Serdar Öztürk ne demişse, hükümet bugün aynısını söylüyor.’’ 

‘BU HÜKÜMET DÖNEMİNDE DEFALARCA SORUŞTURULUP AKLANDIK’ 

Ali Fuat Yılmazer’e “Peki Aydınlıkçıların veya diğer Ergenekon sanıklarının haklı olma ihtimali olamaz mı?” diyorum. 
“Elbette olabilir, ama tüm bu iddialar bu hükümet döneminde, bu hükümetin iki bakanı tarafından ayrı ayrı soruşturuldu ve biz aklandık’’ dedi. 
Ben “Nasıl oldu bu’’ diye sorunca detaya girdi. 
“Sizin yazınızda da adı geçen ve Çetin Soysal’a bu bilgileri verdiği iddia edilen Hanefi Avcı kitabında yazmış. Hanefi Avcı, emniyette var olduğunu iddia ettiği yapılanmayı anlatmak için bakanlar, başsavcılar, genel müdürler, yani yetkili mevkide kim varsa hepsine gitmiş ve ‘Ben derdimi kimseye anlatamadım’ diyor. Aslında anlatmış. Kitabında yazıyor hepsi, ‘Denetleyeceğiz’ demişler ve denetlemişler. 
Beşir Atalay, bu iddialarla ilgili olarak üç kez soruşturma açtırdı. 
Hiçbir şey bulunamadı, hiçbir şey çıkmadı. 
Adalet Bakanlığı soruşturma açtırdı, hiçbir şey bulunamadı. 
Üstelik HSYK daha değişmemişti. Anayasa gereği HSYK’da yapılan değişiklik henüz gerçekleşmemişti. 
Bu soruşturmalardan hiçbir sonuç çıkmadı. 
Sonra ben, Hanefi Avcı’ya dava açtım, kazandım. 
O da önemli değil.’’

‘EMNİYET İSTİHBARAT 2 YIL ÖNCE KOMPLE DEĞİŞTİ’

Ali Fuat Yılmazer burada sözü Emniyet İstihbarat’ta yapılan değişikliğe getiriyor. 
“Fatih Bey, 2 yıl önce Emniyet İstihbarat komple değiştirildi. O güne kadar çok başarılı işler yaptığı söylenilen arkadaşlar hep beraber görevden alındılar. İki yıldır bu suçlanan arkadaşlar orada yok. Bakan 2 yıldır denetliyor. Ne buldular? Hukuk dışı ne var? Bir şey yok. Sadece iddialar var. Oradan ayrılan arkadaşlar bazı cihazları götürmüşler. Havadan dinleme yapan, illegal dinleme yapan cihazları götürmüşler iddiaları. Ama iki yıldır bununla ilgili bir kanıt yok. 
Bu cihazlar varsa ve götürülmüşse, her şey elinizin altında. Kim götürmüş, bulun gösterin. Burası devlet. Her şeyin kaydı kuydu, belgesi vardır. Kime zimmetliyse, kim kullanmışsa bellidir. Bul çıkar. Ama çıkmaz; çünkü öyle bir cihaz yok. O cihazlar Türkiye’de var ama emniyette yok. Ona da geliriz sonra.’’

HÜKÜMET YAPTIKLARIMIN ARKASINDAYDI’

Yılmazer o dönemde yaptıklarını hatırlatma gereği duyuyor ve o dönem yaptıkları dinlemeleri savunuyor. 
“O dönemde benim yaptığım tüm operasyonlarda siyasi otorite arkamda değil miydi! Sayın Başbakan benim ve ekibimin yaptığı onca operasyondan birine yüzünü ekşitti mi? Hayır, tam aksine çok memnundu herkes.’’
Yılmazer’e göre teknik takip ve teknoloji kullanımı sayesinde polise yönelik “kötü muamele ve işkence’’ iddiaları da son buldu. 
“Fatih Bey, teknik takip bir delillendirme yöntemidir. Tüm dünyada kullanılır, polis kullanır, istihbarat teşkilatları kullanır, devletler kullanır. Çağın sunduğu bir imkândır. 
Biz eskiden ne yapardık. 
Bir sanık bulup sanıktan delile gitmeye çalışırdık. 
Polis alırdı bir sanığı, bir şüpheliyi, çeşitli yöntemlerle konuşturur, delile veya organizasyona ulaşmaya çalışırdı. Sonra da dayak, işkence, kötü muamele iddiaları ortalığa saçılırdı. 
Bizim dönemimizle ilgili böyle bir iddia var mı? Başka yerde de yok aslında. Çünkü teknik takip buna gerek bırakmıyor. Bir şüpheliden yola çıkarak bütün ağa, bütün organizasyona ulaşabiliyorsunuz. Tüm delilleri topluyorsunuz. İşkence yok, kötü muamele yok, yargısız infaz yok.’’ 

‘DİNLEMELER FAZLA OLMUŞ OLABİLİR’

Burada araya giriyorum. “İyi de bu dinlemenin de b.ku çıkmadı mı’’ diyorum. 
“Haklısınız, biraz fazla olmuş olabilir. Kimileri lüzumsuzdur. Kimileri doğrudan dinleme olmadığı halde kayıt altında olmuş olabilir, ama bu dinlemelerle muazzam suçlar ortaya çıkarılmıştır. Kimi kamuoyunda çok konuşulan, kiminin üzerinde çok durulmayan ama toplum için çok önemli. Ergenekon bunlardan biri. Yargılamada haksızlık olmuş olabilir. Bizim de eksiğimiz olmuş olabilir, ama özünde doğru bir iştir.’’

‘ZARRAB’LA KONUŞURSAN DİNLENİRSİN’

Sözü yeniden emniyetten götürüldüğü söylenen kayıp cihazlara getirmek istiyorum ve neredeyse bir milli güvenlik sorunu haline gelen dinlemelere. 
“Bakanlar ve Başbakan dinlenmiş. Bu normal mi?’’ diye soruyorum. 
“Bakın Fatih Bey, bunlar olup biterken ben zaten görevde değilim. Ama şunu söyleyebilirim ki, bakanlar doğrudan dinlenmemiştir.’’ 
“O ne demek?’’ diye soruyorum. 
“Bir yöntem olarak bilgi vermek için söylüyorum. Bu iş şöyle gelişir: Bir potansiyel şüpheli izlenmeye başlanır ve sonra da onun ilişkiler ağı ortaya çıkar. Reza Zarrab, yaptığı işler ve hakkındaki iddialar nedeniyle şüphe uyandırınca izlemeye alınmıştır. Bu dinleme sonucunda Zarrab kimle görüşüyorsa kayda girer. Zarrab’ı dinleyenler bu işin bakanlara, bakan çocuklarına gideceğini nereden bilsin. Ama takip oraya doğru gitmişse bu dinleyenlerin suçu mu?”

‘YOLSUZLUK SORUŞTURMASI HER YERDE İKTİDARLA İLGİLİ OLUR’

“Ama hükümet bunu iktidara karşı komplo olarak görüyor’’ diyorum. 
Yanıtı anlamlı. 
“Fatih Bey, dünyanın her yerinde yolsuzluk soruşturmalarının ucu hükümete dayanır. Yolsuzluk varsa iktidar hedef olur. Çünkü sorumlu mevkide o vardır. Güç ondadır. Ya yolsuzluğa bizzat bulaşmıştır, ya göz yummuştur, ya da fark edememiş hesap soramamıştır ve bunların hepsi gücü ve yetkiyi elinde bulunduran iktidarın suçu olarak görülür. Yetkisiz muhalefetin değil.’’ 
Tüm bu dinlemeler emniyetteki yapılanmaya ve Cemaat’e mi ait? Toplumdaki algı tamamen bu yönde. Hatta bu dinlemelerin emniyetten götürülen cihazlarla yapıldığı iddia ediliyor.’’ 

‘O CİHAZLAR EMNİYETTE HİÇ OLMADI’

Sohbetin başından beri ilk kez Ali Fuat Yılmazer sinirleniyor. 
Ben bu teşkilata girdiğimde Cemaat mi vardı Allah aşkına. Bakın Fatih Bey, emniyetin kendi iç yapısında yüzde yüz açıklık vardır. Ben şahsen hiçbir dönemde korunmadım. Söylediğim gibi, Beşir Atalay beni soruşturdu. Defalarca. Daha ne diyeyim. Varsa kayıp cihaz bulsunlar. Bakın Fatih Bey, bu dinlemeler yargı safhasına gelinceye kadar müdür, amir, memur 2000 kişiye yakın elden geçiyor. O söyledikleri cihazlara gelince, ben o cihazlardan hiç görmedim. Olsa İstanbul Emniyeti’nde olurdu. Çünkü en önemli yerdir. En faal yerdir. İstanbul’da bu cihazları, havadan dinleme yapan cihaz olduğunu görmedim. Olsaydı görürdüm. Ama o cihazların nerede, kimde olduğunu herkes biliyor.’’
Şaşırdım. 
“Ben bilmiyorum’’ dedim. 
Tartışmalara yeni bir boyut kazandıracak bir iddiada bulundu: 
O zaman söyleyeyim size. Bu cihazlardan Genelkurmay İstihbarat’ta vardı ve MİT’te vardı. Daha sonra Genelkurmay’dakiler sakıncalı bulundu ve Genelkurmay’ın bu cihazları da MİT’e devredildi.”
Telefonu kapatmadan daha önceki tartışmamızı hatırlatarak, “Bana daha önce anlattıklarınızı yazdığım için çok kızmıştınız. Ben de off the record demediğinizi söylemiştim. Bu kez ben kendim sorayım. Bunları yazabilir miyim?’’ dedim.
Güldü. 
“Yazabilirsiniz ama lütfen başımı yine belaya sokmayın. Artık emekliyim ve bu işlerle uğraşmak istemiyorum.’’

FATİH ALTAYLI / HABERTÜRK
<< Önceki Haber Emniyet eski İstanbul İstihbarat şube müdürü konuştu Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER