'Mustafa'nın en çok tartışılacak bölümü

Gazeteci Can Dündar'ın Genelkurmay arşivlerinden yararlanarak hazırladığı 'Mustafa' filmi uzun süre konuşulacak.

'Mustafa'nın en çok tartışılacak bölümü

ATATÜRK'ÜN BİLİNMEYEN FOTOĞRAFLARI - TIKLAYIN

Vatan gazetesi Can Dündar'ın hazırladığı 'Mustafa' filminin tartışmalara neden olacak kısımlarını haber yaptı. İşte o bölümler: Ölmeden heykelini meydanlara diktirdi Mustafa filminde tartışma yaratacak bir bölüm Atatürk'ün 1926'dan itibaren kendi heykellerini büyük kentlere diktirmesi... İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica bu amaçla Ankara'ya davet ediliyor ve İzmir Cumhuriyet Meydanı'ndaki atlı Atatürk Heykeli ile Ankara Sıhhiye Meydanı'ndaki Atatürk heykelini yaptı. Canonica tarafından yapılan ilk eseri Atatürk'ün at üstünde tasarlandığı tunç heykel,Etnografya Müzesi'nin önüne 29 Ekim 1927'de dikildi. Başkentteki ikinci eseri Zafer Meydanı'ndaki, Atatürk'ü askeri kıyafetle ayakta tasarladığı heykeli oldu. Bu da 4 Kasım 1927'de yapıldı. Canonica İstanbul'da Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı'nı tasarladı. Anıt 9 Ağustos 1928 günü açıldı. Canonica'nın Türkiye'deki son eseri İzmir'de Cumhuriyet Meydanı'ndaki atlı Atatürk heykelidir. Heykelin açılışı 28 Temmuz 1932'de yapıldı Kürtler'e muhtariyet tanınmasını istedi Filmde, Kürt sorunu da işleniyor. Mustafa Kemal 16 Ocak 1923'de, İzmit Kasrı'na davet ettiği dönemin ünlü 9 gazetecisiyle 'yazılmamak' üzere sabaha kadar görüşlerini açıklıyor. Doğu'daki görevi sırasında bölgeyi inceleyen Büyük Önder, Cumhuriyet'i ilan etmesine 9 ay kala Kürt meselesiyle ilgili şunları anlatıyor: "Başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu(Anayasa) gereğince zaten birtür yerel özellikler oluşacaktır. O halde hangi livanın(sancağın) halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir.Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz." Bu toplantıda şu gazeteciler bulundu: Vakit'ten Ahmet Emin (Yalman), Tevhid-i Efkar'dan Velit Ebuzziya, İleri'den Suphi Nuri (İleri), Tanin'den İsmail Müştak (Mayakon), Akşam'dan Falih Rıfkı (Atay), İkdam'dan Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), İzmit İleri'den Kılıçzade İsmail Hakkı ile Dr. Adnan (Adıvar) ve Halide Edip'in (Adıvar). Çevresinde kimse kalmadı, yalnız öldü Filmin tartışmalı bir yanı da Atatürk'ün son yıllarını "yalnız ve mutsuz" geçirdiğine ilişkin bölüm oldu. Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde içki sofrasında ağırladığı isimlerin birer birer azaldığı belirtiliyor. İzmir suikastından sonra yakın arkadaşlarından koptuğu ve yalnızlaştığı öne sürülüyor. "Devrimin önce evlatlarını yediği' yorumu yapılıp Dolmabahçe Sarayı ve Savanora'da büyük dram yaşadığı kaydediliyor. Ata'nın manevi kızı Ülkü Adatepe ise buna karşı çıkarak, şöyle diyor: " Evet filmi çok beğendim, çekimler çok güzel. Ama Atatürk yalnız değildi. Milleti onu hiç yalnız bırakmadı. Bunu biraz tuhaf karşıladım " diyor. Günde bir büyük rakı, 3 paket sigara Ata'nın Çankaya yıllarında kurduğu sofralar da filmde yer alıyor. Rakı içmeyi çok seven Cumhurbaşkanının geç saatlere kadar bir büyük rakıyı bitirdiği anlatılıyor. Nedenini soranlara Atatürk, "Gövdem bu kafayı kaldıramıyor. Çok yoğun düşüncelerle dolu. İçince rahatlıyorum" diyor. Günde 15 kahve ve 3 paket sigara içtiği de belirtiliyor. 'Cahillerin seviyesine inmem...' Atatürk'ün öğrencilik yıllarına ait günlüğünde gerçekleştireceği devrimlerle ilgili ipuçlar verdiği belirtiliyor. O satırlar: "Elime kudret geçerse, bir günde darbeyle sosyal hayatı değiştiririm. Neden ben bu kadar yıllık bir yükseköğrenim gördükten, uygar yaşamı, toplumu inceledikten ve özgürlüğü elde etmek için hayatımı harcadıktan sonra cahillerin seviyesine ineyim. Onları kendi seviyeme çıkarırım. Ben onlara değil onlar bana benzesin." Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı Yusuf Halaçoğlu: Atatürk hiçbir zaman yalnız değildi Atatürk'ün bir takım insani açılardan, askeri ve bilinen yönlerinin dışında sunulması doğru bir şey. Ancak Can Dündar, hangi kaynaklara ulaşarak onun yalnız olduğuna dair bir kanaat sergiledi bilmiyorum. Atatürk, yalnız değildi. Etrafındaki çoğu kişiyle gayet yakındı. Bazı endişeleri vardı. Mesela orman çiftlikleriyle ilgili birtakım çekişmeleri vardı. Dolmabahçe'de son zamanlarında yalnız olmasıyla ilgili olarak şunu söyleyebiliriz Ankara yönetim merkezi, kendisi ise İstanbul'da. Sürekli başında insanlar doktorlar var. O tarihte yoğun bakım sistemi yoktu. Yanına kimse alınmaz ki! Hastalığı, uzun sürmüş değil ki. Ankara'nın tümüyle İstanbul'a dönmesi mi bekleniyordu. Böyle şey mümkün olabilir mi? Talimatlarını verdikten sonra mesele bitiyordu. Madam Corinne'e yazdığı mektup Filmde, Mustafa Kemal'in 2 Temmuz 1915'te Çanakkale'de çarpışırken sevgilisi Madam Corinne'e yazdığı mektuba yer verildi. Büyük Önder, bu mektubunda şöyle diyor: "Askerlerimin hususi inançları çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün ya gazi veya şehit olmak. Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek. Orada Allah'ın en güzel kadınları hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar. Yüce saadet..." Dalkavuklar gizledi Filmin çarpıcı bölümlerinden biri de Atatürk'ün halkla teması.. Atatürk 1930'da halkın arasına karıştığında herkesin mutsuz ve karnını doyuramaz durumda olduğunu görüyor. Elinde dilekçelerle Ata'ya koşanların görüntüsü geliyor... Şu yorum ekleniyor "Çevresindeki dalkavuklar halkın ıstıraplarını Atatürk'ten gizleyip iyi göstermeye çalıştılar. Atatürk gerçekle yüzleşince çok üzüldü Sabaha kadar uyuyamadı." Açlıktan ölenler var Filmde yayınlanmamış günlükler de yer alıyor. Günlüklerin 7 Kasım 1916'tarihli sayfasında Tümgeneral Mustafa Kemal, Diyarbakır'dan Silvan'a giderken gördükleri inanılmaz sahneleri anlatıyor. Yollarda açlıktan ölen insanlar, ağlaşan çocuklar. Mustafa Kemal, "Yalnız kalmış 12 yaşındaki Ömer'i yanıma aldım. Bir çifte, diğer çocukları almasını istedim, almayınca azarladım. O çocuklara da para verdim" diye not düşüyor defterine... Atatürk'ün manevi oğlu gerçek evladı mı? Can Dündar'ın 110 dakikalık filminde, 5-10 saniyelik bir bölüm de çok tartışılacak. Burada Mustafa Kemal'in 1916'da Doğu'da görevliyken 8 yaşındaki Abdurrahim'i evlat edindiği belirtiliyor. Ata'yla yerel giysiler içindeki Abdurrahim'in fotoğrafına yer veriliyor. Ancak Dündar'ın Abdurrahim Tunçak'la 1998'de ölmeden önce buluştuğunda, "Atatürk'e çok benziyorsunuz, gerçek oğlu musunuz?" diye sorunca şu yanıtı almıştı: " Bazı sırlar benimle mezara gidecek, lütfen buna saygı gösterin. Abdurrahim'i Atatürk'ün Van'da görüp evlat edindi. İstanbul'da Zübeyde Hanım'ın yanına yerleştirdi. Abdrrahim, Makbule Hanım ile kendisinden 13 yaş büyük olan Fikriye Hanım'ı abla bildi. Berlin Üniversitesi'nde okuyan Ata'nın manevi oğlu elektrik mühendisi oldu ve Ankara Elektrik ve Havagazı İşletmesi'nde çalışmaya başladı. Yaşlılığında Atatürk'e benzeyen Abdurrahim Tunçak, mütevazı bir yaşamın sonunda, sırlarıyla 1998'de 90 yaşında vefat etti.

İşte bugün objektiflere yansıyanlar...

<< Önceki Haber 'Mustafa'nın en çok tartışılacak bölümü Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER