Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında şok gerçek!

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında üst üste verilen tahliye kararlarına ilişkin çarpıcı bir analiz...

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında şok gerçek!

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile birlikte 6 şüpheliyi tahliye eden Sulh Ceza Hakimi Hulusi Pur, bazı şüphelilerin CMK 138’de düzenlenen ‘tesadüfî delillerle’ suçlandığını ve bunların hukuka aykırı delil olduğu için soruşturmada kullanılamayacağını iddia ederek karar veriyor. Baştan sona yanlış bir kararla şüphelilerin adeta aklanmasının yolu açılıyor.

Zaman Gazetesi'nden Hanım Büşra Erdal'ın haber analizine göre, 17 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirilen yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerin toplu tahliyesi, günlerdir sürdürülen yargıya müdahalenin görünen bir ucu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü, 6 şüphelinin tahliye kararındaki gerekçe bütün yolsuzluk dosyasının içeriğini boşaltıyor adeta. Hâkim Hulusi Pur kararı üzerinden yolsuzluk dosyasının ‘hukuka aykırı delil’ ile kapatılmak istendiği anlaşılıyor. Hâkim kararında, delillerin hukukî durumunun dava açıldığı sırada tespit edileceğini belirtse de, kendi kanaatinin bu yönde olduğunu söylüyor. Yani, açılmamış bir davanın hâkimi olup hüküm veriyor. Eğer, baştaki mahkeme ismi okunmazsa, altı sayfalık bu karar bir sanık avukatının elinden çıkmış savunma metni sanılabilir. Ama kararın tek eleştirilecek noktası ‘savunma’ amaçlı olması değil, daha vahimi hâkimin kararına kanun maddelerini yanlış aktarması. Öyleyse, biz de adım adım yolsuzluk soruşturmasının kanunî dayanaklarını ve hukukî boyutunu inceleyelim.

Ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar çıkan eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, evindeki kasalarda 1 milyon TL para bulunan Barış Güler başta olmak üzere yolsuzluk şüphelilerine atılı suçlar şöyle: Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüt kapsamında faaliyet göstermek, rüşvet almak ve rüşvet vermek. Bu suçlar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinde belirtilen ‘katalog suçları’ arasında yer alıyor. Katalog suçlar, teknik takip, telefon dinleme, araçla takip, görüntü ve ses kaydı alınarak delil toplanan suçlar grubuna giriyor. Buna göre de, yolsuzluk şüphelileri savcılığın talebi, mahkemelerin kararıyla dinlendiler, takip edildiler, ses ve görüntü kayıtları alındı ve bu şekilde deliller dosyaya girdi. Yani adli süreçlerin, kanunların gereği ne ise o yapıldı.

Son nokta ise, 135. ve 140. maddelere göre mahkeme kararıyla delil toplarken 3. kişilere yönelik elde edilen ‘tesadüfî deliller’. Öncelikle tesadüfî delil nedir? “Yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma (dava) esnasında o soruşturma veya kovuşturma ile ilgisi olmayan, o soruşturma veya kovuşturma kapsamında ulaşılması hedeflenmeyen ve hakkında soruşturma yapılan suçun dışında başka bir suçun işlendiğini gösteren delillere ‘tesadüfî deliller’ denir. Hâkim Pur’un kararında yazdığı gibi, CMK 138’de düzenleniyor. Ama karara baktığımızda, hâkimin sadece kanun başlığını ve konusunu ‘doğru’ yazdığı, geri kalan kısmının ise yalan yanlış olduğu görülüyor. Hâkim Pur, biraz da kelime oyunu ve arada boşluklar bırakarak diyor ki: “Dosyadaki tesadüfî deliller bulunduğu anda başsavcılığa bildirilmedi, tesadüfî deliller tek başına delil olamaz, hukuka aykırı delillerdir…”

Bu ifadeleri CMK’ya göre tek tek düzeltmek ise bize düşüyor. Bir kere, CMK’da tesadüfî delillerin böyle bir ‘yok ve hiç’ sayılma durumu yok. Kanun yapıcı, ‘katalog’ suçlarda tesadüfî delilleri suç delili olarak dosyaya alıyor. CMK 138/2’ye göre telefon dinlemesi ile elde edilen ‘tesadüfî delil’in, yalnız katalog suçlardan biri ile ilişkili olması durumunda muhafaza altına alınıp cumhuriyet savcılığına bildirileceği düzenleniyor. Arama el koyma ile elde edilenler zaten yasal delil oluyor. Dolayısıyla, yolsuzluk soruşturması kapsamında delillerin bir kısmı ‘tesadüfen elde edilmiş’ dahi olsa, suçlama rüşvet ve suç örgütü olduğu için, bunlar da ‘yasal delil’ oluyor.

Bir de kanun, polisin teknik takip sırasında bulduğu ‘tesadüfî delili’ gecikmeksizin ‘cumhuriyet savcılığına’ yani soruşturmayı yürüten savcıya bildireceğini düzenlerken, tahliye veren hâkim kararına “CMK 138’e göre başsavcılığa bildirilir.” diye yazıyor. Bu da çok açık şekilde kanunun tahrif edilmesi oluyor. Hâkim, daha önce örneği yaşanmayan şekilde, soruşturma sürerken savcılıkça dinlenen savunma tanığı ifadelerini de tahliye gerekçesi yapıyor. Daha soruşturma aşamasındaki bir davaya ilişkin bu ‘tuhaf tahliye’ gerekçesi, Şubat 2009’da Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un ‘hukuka aykırı delil’ gerekçesiyle hukuk dışı tahliyesine çok benziyor. Ama hukuk, bu tür ayak oyunlarını sonsuza kadar sürdüremiyor, Tolon mahkûmiyeti bunun en ciddi örneği.
<< Önceki Haber Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında şok gerçek! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER