Tavandan sarkan, boyunlara geçirilmeye hazır, ilmiklenmiş yağlı urganlar...


JOHANNESBURG Boğulur gibi oluyorum, boyunlara geçirilmeye hazır ilmiklenmiş yağlı urganları tavandan sarkar halde görünce... İçim daralıyor, ırkçılığa isyan edenlerin yıllar boyu yattığı dapdaracık hücrelere adım atınca... Apartheid Müzesi! Irkçılığın insan ruhuna bulaştırılmış ne korkunç bir illet olduğunu daha beter hissettiğim için boğulur gibi oluyorum. İçim gerçekten daralıyor. Tavandan sarkan ilmik ilmik yağlı urganlar, ırkçılığa karşı mücadele verenlerin boynuna çok sık geçirilmiş, özellikle 1962 ile 1986 yılları arasında. Asılarak idam edilen özgürlük savaşçılarının isimleriyle, idam sehpalarının karanlık fotoğraflarının ıslak taş duvarlardaki iç içeliği bir an tüylerimi ürpertiyor. 1979’da idam sehpasına giderken seslenmiş Solomon Mahlangu: “Benim kanım, özgürlük meyveleri verecek ağacın köklerini sulayacaktır. Halkıma söyleyin, ben onları çok sevdim. Mücadeleye devam etmek zorundalar. Beni merak etmesinler. Kaygılarını, ırkçılığın acısını yaşamakta olanlara ayırsınlar, bu bana yeter.” O dapdaracık hücrede yıllarını geçiren Nelson Mandela’nın karanlığı delen kadife gibi yumuşak sesi yükseliyor müzenin bir köşesinden: “Hiçbir yerde özgürlüğe açılan kolay bir yol yoktur. Özgürlüğün hüküm sürdüğü tepelere ulaşmak istiyorsak, şu iyi bilinsin, ölümün kol gezdiği vadilerin karanlık gölgelerinden defalarca geçmek zorundayız.” Sesin geldiği yere yürüyorum. Allahım, ne kadar keder yüklü bir ses. Oturuyorum tahtadan banka. Miriam Makeba’yı dinliyorum. Yaşlı, siyah bir kadın. Bir mahzende söylüyor. Etrafına kadın erkek siyahlar toplanmış, bazılarının yanaklarından yaşlar süzülüyor. Güney Afrika’da siyahların yaşadığı tüm acıları hüzün dolu sesiyle öylesine dile getiriyor ki, ben de bir an içimde hissediyorum o acıları, bir nebze de olsa... Mandela, Miriam Makeba için “Irkçılığa karşı mücadelemizin anası” diyor. 31 yıl sürgünde yaşadıktan sonra 1990’da, Mandela hapisten çıkınca, Güney Afrika’ya dönmüş... Bir gece öncesi gözümün önünde. Sandton Meydanı’ndaki o güleryüzlü dev Nelson Mandela heykelinin çevresinde futbol kaçıkları vur patlasın, çal oynasın! Vuvuzelalar ciyaklıyor. Biralar içiliyor. İspanyollarla Hollandalılar final öncesi eğleniyor. Bu rengarenk karnaval havası içinde, Güney Afrika trikosunu sırtına geçirmiş, ufacık tefecik bir siyah kız dikkatimi çekiyor. Elinde kartondan bir pankart var. Tahta bir sopanın üstüne asmış. Bütün yüzünü kaplayan ve inci gibi bembeyaz dişlerini ortaya çıkaran sempatik gülümsemesiyle o pankartı Mandela heykelinin çevresinde eğlenenlere sallayıp duruyor: Birleşik Güney Afrika! Mandela bunu savunduğu için, ırkçılığa isyan ettiği için vatan haini damgası yemişti. 1990’da hapisten çıkana kadar, dile kolay, tam 27 yıl Apartheid rejiminin insanlık onurunu ayaklar altına alan bu dapdaracık hücrelerde yattı. Ama acılarının esiri olmadı. Yaşananları unutmadı elbette. Fakat barış ve demokrasi elini uzattı ‘beyaz adam’a. 1990’da hapisten çıkarken söyledikleri, müzenin bir kenarında yazıyordu: “Beyaz hakimiyetine karşı mücadele ettim. Siyah hakimiyetine karşı mücadele ettim. Siyah beyaz bütün insanların uyum içinde, fırsat eşitliği içinde yaşayacakları özgür ve demokratik bir toplum düzeni idealini yaşattım kafamda. İşte bu benim yaşamak ve gerçekleştirmek istediğim ve de gerekirse uğruna ölebileceğim bir idealdir.” Yine dikkat ediyorum. Mandela’nın sesi ne kadar yumuşak geliyor, kadife gibi. Sesini yükseltmeden her şeyi söylüyor. Sesini yükseltmeden kendisini can kulağıyla dinletebiliyor. Müzenin yapayalnız bir köşesine, yeşil çimlerin üstüne, tek bir bank koymuşlar. İsteyen oturabilir de... Yeşil zemin üstüne beyaz harflerle yazmışlar: “Sadece Avrupalılar içindir!” Müzenin ön bahçesinde, ziyaretçilere hoş geldin diyen yedi direk dikili, hepsinin üstünde birer sözcük var: Demokrasi, uzlaşma, çoğulculuk, sorumluluk, saygı, özgürlük, eşitlik... Johannesburg’daki Apartheid Müzesi çok güzel, etkileyici bir müze. İnsanın geçmişle yüzleşmesini, geçmişe akıl erdirmesini ve de ruhlara sinmiş çirkin önyargıların temizlenmesini kolaylaştırıyor. Müzenin çıkışında ise hepimizi bir poster uğurluyor: “Apartheid şimdi tam olması gereken yerde; Apartheid Müzesi bugün açık!” Nefret ve düşmanlık üzerinden hayat ya da barış kurmak olanaksız. Nelson Mandela, bu büyük insan, bu gerçeği çok iyi bildiği için ülkesindeki kısır döngüyü kırabildi. Güney Afrika’dan yirminci yazı, yani sonuncusu yarın.
<< Önceki Haber Tavandan sarkan, boyunlara geçirilmeye hazır, ilmiklenmiş... Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER