DAHA NE KADAR..?!


Şöyle bir hayat düşünün; İlk ve orta öğrenimi Gaziantep merkezde, 1988-92 yılları arasında Bursa-Işıklar Askeri Lisesi’nde, 1992-96 arasında Ankara-Kara Harp Okulu’nda oku… Sonrasında evlilik ve 14 Ay Eğirdir Komando Temel Kursu ve Tuzla Piyade Okulu’nda Subay Temel Kursunu başarıyla bitirdikten sonra kur’a ile Doğubeyazıt/Ağrı’ya tayin. İki yıllık görev süresince yazları Ağrı ve Tendürek Dağları’nda, kışları Erzurum, Bingöl-Genç ve Kiğı, Diyarbakır-Lice ilçelerinde tim komutanı ve vekaleten bölük komutanı olarak yaz ve kış operasyonlarında. Sayısız çatışmalarda... Bu kısa süredeki tüm görevlerde üstlerince tercih ve takdir edil. Görev sürenin tamamını arazide geçir, ilk iki çocuğunun doğumunda bile eşinin yanında bulunama. Ve Y.A.Ş.’ın (Yüksek Askeri Şura) ayırma kararı geldiğinde yine Ağrı Dağı’nda bir operasyonda ol. Oldu olacak ya; ilişik keserek ordudan ayrılışın da büyük depremin yaşandığı 17 Ağustos 1999’a tevafuk etsin..! Size böyle bir hayat tanıdık geliyor mu? Bu köşeyi takip ediyorsanız; Yer yer akıl almaz gibi gelse de, ülkemizin bir acı gerçeği haline gelmiş hayat hikayelerinden birisi olduğunu, olabileceğini anlarsınız.. Bir hayata düşülmüş bu notlar da bize gönderilmiş bir mektuptan, ‘YAŞzede AHMET DOĞAN’dan.. Ordudan inancı gereği atılmış, şu an ise hayatta kalabilmek için sayısız işler yapmış birisinden. Onun başına neler neler geldiğini bilmek isterseniz, mektubunun devamını okuyunuz lütfen: “Harp Okulu’nda namaz kılanlar olarak baskı altına alınmıştık. Namaz haricinde hiçbir şey yapmamamıza rağmen, ‘kaşının üstünde gözün var’ kabilinden eften püften sebeplerle, bazen da yalan ve iftiralarla cezalar alıyorduk. Aylarca hafta sonunu oda hapislerinde geçirip izin yüzü görmediğimiz oldu. İçerde ve dışarıda izleniyor, devamlı baskı altında tutuluyor değişime zorlanıyorduk. Bir kısmımız namazı terk etti. Terk etmeyen bizler de okuldan itibaren atılmaya başlandık. Mezun olmayı başarabilenler her altı ayda bir YAŞ’larda atılmaya devam edildi. Hayatımız altı aylık depresyonel dilimlere bölünmüştü. Antidepresanlarla o zamandan beri tanışıyoruz. Bazı arkadaşlar atılmamak için uzun yıllar evlenmedi. Ben mezun olur olmaz evlendim. Kapalı bir bayanla, severek. Çilemiz de katmerlendi. Tuzla Piyade Okulu’ndayken ilk oğlum dünyaya geldi. İçmeler’de kiralık evde oturuyorduk. Birliğime bildiremediğimden izin alamadım, eşimle yeteri kadar ilgilenemedim. Hastaneye komşu götürüp getirdi. Doğubeyazıt’daki ilk yılımda yine korkumdan eşimi gösteremedim, evli olduğumu söyleyemedim, Kışladan uzakta kiralık ev tuttum. Eşimi yeni doğmuş çocuğumuzla bıraktım bir başına, yabancı bir halk içine, terör bölgesinde. Anamızdan emdiğimiz sütü fitil fitil getirdiler burnumuzdan. Bl,Tb ve Tug K.larım markaja aldılar beni. Değiştirme ve dönüştürme seanslarına başladılar. İnanç ve hayatımızla… en çok da hanımımın başörtüsüyle alay ettiler, dalga geçtiler, aşağıladılar: “Gerici, yobaz, mürteci, sıkmabaş…” dediler. Başörtülü diye eşimle beraber gittiğimiz askeri piknik yerlerinden kovulduk. Yanımızda misafirimiz vardı, hanımı da açıktı. Eşim de ordu evinde başı açık arkadaşının yanında çay bahçesinden kovuldu, gözyaşları içerisinde. Bizim açıklarla bir problemimiz yoktu ama vicdanı kapalıların bizimle vardı demek ki. En nihaiye “Ya işin, ya eşin” dediler. Bu süreçte tüm zor ve uzak operasyon görevlerine beni gönderdiler. Dinlendirmeden, abartısız diğerlerinden 2-3 kat fazla görevlendirdiler. Başkasının yerine defalarca ölüme sundular beni ölüm tehlikeli bölgelere.. Yazları Ağrı dağından on beş günde bir iner orduevinde elbisemi değişir gizli giderdim evime, en fazla bir geceliğine. Kışları Bingöl, Diyarbakır arazilerinde kış operasyonlarında geçirirdim. Yağmur ve kar, bazen şimşekler, bazen da çığlar düşerdi etrafımıza. Bazen da kendi helikopterlerimiz bombalardı yanlışlıkla. Pusuya düştük, çatışmalara girdik, günlerce aç susuz kaldık, ıslak elbiselerle titredik soğuk gecelerde. Nice arkadaşları şehit verdik. Aylar sonra birlik değişiminde gelir hazır dinlenmiş birlikle geri giderdim. Yıkanan çorabım kurumazdı, “hazırlan yine gidiyorsun” haberi gelene kadar. Değil dinlenmek, başkasının yerine ölüme gönderilmenin haberini bile çok görürlerdi bize, ona göre hazırlanalım diye; eşim memleketteyse dönüşe geçtiğimizde, gel dediysem eğer, birkaç gün sonra yeni gidişimle yine kalakalırdı bir başına. Biiznillah başarısızlık yüzü görmedim. Atışta, sporda, eğitimde, operasyonlarda.. Gözümde korku gören de olmadı elhamdulillah. Doğubeyazıt Kışla’da tüm tugay sb-astsb.’ın koşu denetlemesinde, en önde Paşa’nın makam aracı, hemen arkasında bir teğmen, askerlerin binasını geçerken geride başka gözüken yok, “bir teğmen Mercedes’i kovalıyor” deniliyordu. Ağrı Dağı’nda timimle pusuya düştük, zayiatsız çıktık. 2-3 gün aç ve susuz kaldık. Çantamda ton balığı vardı da yiyememiştim susuzluktan. Bulunca da deliler gibi içmiştik kokan kuyudan. Bir kurban bayramı günü gece silahıyla nöbetten kaçan ve hainlerle buluşmaya çalışan terör yanlısı askeri, Tendürek Dağlarında tüm tugay birlikleri içinden timimle biz yakaladık. Kiğı arazilerinde en tehlikeli yerlerde görevlendirildim. Askerlerimin cevapsız kalan sorularıydı “Niye hep biz?!” Bölgedeki timlerden 1 Ütğm 12 asker çığ altında şehit oldu. Bir askerin şehit olup, bir Üsteğmenin yaralandığı yerde timimle ben de vardım; bölüğümün en ilerisinde. 6 sağ, 30 ölü. İki Ütğm.’ni bir yana, ben Tğm. olarak bir yanaydım bölük komutanımın gözünde. Şimdi de onlar bir yana ben başka bir yana.. “ER” olma yolunda, olabilirsem eğer, Mevlam nasip ederse.. İkinci yılın başında öğrendiler evli ve bir çocuğum olduğunu ve kirada oturduğunu. Öğrenmişlerdi, ben Kiğı arazilerinde ölüm gezerken de kışla dışına içme suyu servisi yapmışlardı, kiradaki uzman çavuşların evlerine varıncaya kadar, kapısını çalıp, “Bir ihtiyacınız var mı?” diye soran olmamıştı, evim bir subay evi olsa da. “Lojmana gireceksiniz” diye emir verdiler, girdik. Bu arada kızım dünyaya geldi. “Ya eşini açıp baloya kokteyle getir, ya da boşan” dediler. Yapmadık. Çilemiz katlandı. Lojmanı boşaltıp eşyayı ve ailemi memlekete gönderdim. Yalnız, baskılara dayanamayıp depresyona girdim. Geri gidip sadece ailemi getirdim, gece yolda aracımla takla attık, ölmedik. Her gün binlerce kez ölürken, bir kere ölemedik. Ailemi orduevi otel odasına yerleştirdim gizlice, hapis hayatına. Haftada bir gizli dışarı çıkar, yiyecek bir şeyler alır girerdim hapse. 20 gün hapis yattım Tugay Tutuk Evi’nde. Pencerelerimiz birbirine bakardı. Altı ay sonra bir YAŞ kararıyla çıkardılar bizi hapisten. Daha doğrusu öyle sandık, hapisten kurtuluyoruz zannettik. Meğer başka bir hapse nakilmiş bizimkisi; sahipsizlik, yalnızlık hapsine.. Karar geldiğinde Yine Ağrı Dağı’nda operasyondaydım, Mehmetçikle nöbette, gözler hedefte, iman yürekte. Beklerken vatanı ayırt etmedik, kapalı olanla - olmayanı. Ama bizi ayırdılar, nöbetten, Mehmet’ten. Araziden indirdiler, beylik silahımı, kimliğimi, sağlık karnelerimizi alıp kapı önüne koydular. Birkaç gün sonra Ütğm rütbesi takacağım Ağustos ayında elime “Er olarak terhis edilmiştir” diye bir belge tutuşturdular, “Er”liğin manasından bihaber. Oyak kesintilerimi 3 yıl dolmamış diye vermediler. (15 gün kalmıştı) Dedeme anlatamadım; ‘Peygamber ocağı’ndan, namaz ve başörtüsünden dolayı ihracımı... Öz babam sofrasından ve evinden kovdu… Vebalıymışız gibi herkes uzaklaştı.. Asgari ücretle çalışırken, öğrenim masraflarımı icra edip faiziyle beraber tahsil ettiler. Büyük çocuğu annemlere bırakmıştık geri dönerken, bakkala gönderip kandırarak. Geri döndüğümüzde bizi tanımadı. Yılların iyi edemeyeceği yaralar açıldı onda da, bizde de. İstanbul’da Antep’te firma firma iş ararken, bilmiyorduk; form doldurup ‘CV’ verdiğimizde, “biz sizi ararız” cevabının anlamını. Nihayet bir fabrika işe aldı; beraber başladığımız lisans mezunları seviyeli başlarken ben asgari ücretten başlatıldım ve hep gerilerden takip ettim onları. Farkı kapatmak için de hep gayret, performans yükselttim, fazla mesai yaptım, İngilizce, bilgisayar.. çalıştım, tüm boş vakitlerimde. Evimin hastane, alışveriş dâhil tüm işleri 2 çocukla hanımın üstüneydi yıllarca. Hastane yollarında, SSK ilaç kuyruklarında yalnızdı, defalarca ameliyat oldu, yalnızdı. Ben denenmedeydim çünkü rızkımızı kazanmak için kendimi ispat etmem gerekiyordu. Askeri diploma, başarı ve kurs belgelerim bir anlam ifade etmiyordu özel sektörde. Referans, torpil de olmadı. İlk ayrıldığımız sıralarda hanım, bileklerinden “carpal tunnel” denilen sinir sıkışmasına yakalanmıştı. Önce sağlık güvencemiz yoktu, olduğunda da masrafları karşılayana kadar ameliyat olamadı aylarca. Geceleri ellerini ovuşturup ağlarken uyanırdım, için için. Bu veballeri yüklenenler hesabını verebilirler mi hiç! Çektirdikleri ıstıraplar neyle nasıl tazmin edilebilir!? Ey sevgili silahım, beylik tabancam, belimdeki kılıcım, 16’lı Barettam; mecbur kalmasaydım satmazdım seni. G36438Z Geri aldıktan sonra, bir sürü masraf ederek, Konya-İstanbul’a giderek, hanımın üstüne devrederek; terörden daha tehlikeliyim diye bana vermedikleri için. … Bazen başarılı bazen başarısız şu ana kadar 1999-2011 arası 13 yılda toplam 13 işyerinde fakat 15-20 iş, meslek veya pozisyonda çalıştım, denendim; bazılarında başarılı, bazılarında başarısız oldum, her birinde belirsiz maaş ve deneme süreciyle “SIFIR”dan başlatılarak. Yeni bir patron, yeni iş, yeni ortam, belirsiz şartlar, arada işsiz, maaşsız ve sağlık güvencesiz aylar, takla atan ev ekonomisi yeni kemer sıkma politikaları. Elektrik İşçiliği-İnşaat (Telsim Baz istasyon Montajı), İşletme Md, Kablo Pazarlama, Sevkiyat Şefi: El Terminali ile Ürün Sevki, Depo Sorumlusu: Stok Takip, Logo Unity irsaliye girişi, İSO, İade Sorumlusu: Kalite Kontrol-Muhasebe, M.Axess Depo Prg, Muh. Ve Per. Md., Logo lks-2 İmplementasyon, El terminali ile Girdi Kontrol, Şube Merkezi Yönetim Otomasyonu, Vegawin İmplementasyon, Bilg.Donanım&Vegawin Teknik Servis, Bilg.Satış&Teknik Servis, Züccaciye Dükkanı, Şoförlük , Hisse/Dönem Pazarlama, Girdi Kontrol, Logo-Go, Büfe/tost,çiftçilik, Muh. Ve Per. Md. Denediğim/denendiğim/yaptığım iş-meslek çeşitleri. Yıllar böyle geçti; ailemi ihmal ederek… Çocuklarım, sevmeye fırsatım olmadan büyüdü. Bazen geçimimiz genişledi, bazen daraldı. Bir ev ve bir araba sahibi olduk ama aylarca evimizin et görmediği, 2,5 TL spor parasını veremediği için utancından kızımın 2 ay beden dersine giremediği, işsiz günlerde eve gidemeyip geceyi sokaklarda geçirdiğim günler oldu. Ve özel sektöre uyum sağlayamama başarısızlığımla ben hâlâ “SIFIR”ım. “Her bilim dalından biraz bilsin” mantığıyla verilen Harp Okulu’nun genel yönetici yetiştirme programı olan “Sistem Mühendisliği” lisansıma uygun hareket ettim; her işten biraz yaptım, hiçbir işte yıllanmış mütehassıs olamadım ve hala mesleğimin adı yok, çocuğum forma yazmak için sorduğunda verecek cevap bulamıyorum. Her yeni iş teşebbüsümde hemen yeni dal ve ortamda belirsiz maaş ve akıbetle “sıfır”dan denenmeye alınıyorum, emsallerim Kıdemli YüzbaşıBinbaşı rütbelerinde makam odaları, makam arabalarında gelecek kaygısı çekmezken… 11 Yıl Silahlı Kuvvetler’de her türlü atış, eğitim, sporda komutanlarım denemedi mi? Bu kadar dosyamdaki diploma, kurs, başarı belgelerim neyin nesi? Kıtada zor ve zorlaştırılmış görevlerde yeteri kadar denenmedik mi? Yaz ve kış şartları, hain terör ve pusu, patlayan mermiler, açlık, susuzluk ve uykusuzluk yeteri kadar denemedi mi bizi? Sivilde 12 yılda 13 işyeri, yirmiye yakın meslek, dal ve branşta yeteri kadar denemedi mi bizi patronlarımız..” Diyor ve ekliyor YAŞzede AHMET DOĞAN: “Ey sevgili milletim ve onun yüce Meclis’i! Ne olur karar verin artık; ne olduğumuza, notumuza, hakkımıza.. Sınavdan çıkarın da bizi, biriken hastalıklarımızla ilgilenelim; hâlâ çekmekte olduğumuz kış ve yaz operasyonlarından kalan, soğuk ve mikrobik ortamlardan kaptığımız… Hep antidepresan ilaçlar mı tedavi edecek stresimizi, sine-i milletin merhemi kanayan yaramıza ne zaman sürülecek?!” Soruyu ilgililere ve bütün vicdan sahiplerine havale ediyorum; sözün bittiği bu yerde! -Her birisi birbirinden yaralayıcı bu mektupları tek tek okumak ve yazmak… Ruhumda derin izler açıyor. Ama bunu üstlenmenin de her vicdan sahibine bir borç olduğunun farkındayım. (07.02.11) [email protected]

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER