'Okullar kimin olursa memnun olursunuz?'

Samanyoluhaber.com yazarı Akif Coşkun bugünkü yazısında Türk okullarının kapatılma uğraşlarına değindi. Coşkun, kağıt üzerinde yeni projeler geliştiren hükümet için "eğer bu projelerde Türkiye'nin milli eğitim problemlerini çözen ellerden çıkacaksa vay yurtdışındakilerin haline" dedi.

'Okullar kimin olursa memnun olursunuz?'

Akif Coşkun'un Türk okullarını kapattırma çabalarıyla ilgili yazdığı yazının tamamı:

Cumhurbaşkanı'nın Afrika'daki okullarla alakalı çıkışı, siyasi olduğu kadar imaj açısından da en az Ak Saray'ın yaptığı tahribatı yaptı. İcraat meşrulaştırma dairesi ve imaj belirleyicilerin acziyetleri her hallerinden belli. Nereden baksanız kötü bir çıkış, baltayı kaydırıp kendi bacağını biçme gibi bir şey; modern kullanım ile berbat bir PR. Sorumlu ekibin tasviyesi eli kulağındadır.

Seküler açıdan “Okul kapatan!” bir görüntü bütün dünyanın dikkatini çeken ve oluruna bırakamayacağı siyasi bir yanlış. Hiç kimse “dil sürçmesi, boşluğumuza geldi, onu demek istemedik! Oruçluyduk, başımıza vurdu, mazur görün!” gibi makul mazeretler de üretemiyor. Söz sahibinin “dediğim dedik!” huyu malum. Dünyanın değişik yerlerindeki okulların geçirdiği rutin incelemeleri bile, el çırparak “okullar kapatılıyor!” sevinciyle veren malum medya tetikçilerine, ab-ı hayat olacak sadra şifa haberler de gelmiyor; o zaman gelsin asılsız haber ve yorumlar. Onlar da en az imaj'cılar kadar tedirgin. Okullar hakkında algıyı değiştiremezlerse onların akıbeti de, bir göz hareketiyle kapının önüne konu verilen medyadaşlarına benzeyebilir.

Türk Okulları'nın uyardığı iyi intiba bir anda sökülüp atılacak cinsten değil. Olimpiyatlarda dünyanın yüz elli ülkesinden gelen orta ve lise seviyesindeki çocukların sonradan öğrendikleri bir dille ortaya koyduğu dil, sahne ve sanat performansları dillere destan oldu. Kendi icat ettikleri lig'de birbirleriyle yarışıyorlar. Rakipleri de kendi içlerinden ve heyecanları zirvede tutmayı da ustalıkla beceriyorlar. Ülkemizdeki yabancı okulların başarılarına aşina kesimler bile, bu mütevazi gayretlerin yakaladıkları yükselme grafiğini takdir etmekten kendilerini alamıyorlar. O programlara katılıp da hislenmeyen, duygu tufanı karşısında etkilenmeyen pek az vicdan sahibi kalmıştır. Yürekli olanlar bu günlerde, bu okullarla alakalı kanaatlerini çekinmeden gürül gürül seslendiriyorlar.

Medyanın “ağır abileri” de okulların bu başarısını görmezden gelemedikleri için, durum analizi konusunda bir üslup yakalayamadılar, bu yüzden ağızlarının tadı yok. Daha iyi bir örnek, olmadı kıyas için bile olsa bir çıkış yolu bulsalar kullanacaklar ama, nafile. “Okullar iyi de...” tereddüdüyle başladıkları cümleler boşlukta kaybolup gidiyor. Okullar meselesinde şiş ve kebap ayarını dengelemeleri için çıkış yolları ararken zorlanıyorlar. En son çare olarak “Okullar kimin?” sorusuna yine kendi cevapları ile çıkışa yol vuruyorlar. Paralel yapı (!) ve cemaat şeklinde sunulan iki şıklı tercihte, okulların göz kamaştıran halleri elbetteki cemaat'in tarafına düşüyor. Böyle bir adres belirlemede güya, Türk insanının samimi, içten ve karşılıksız civanmertliğine kadirşinaslıklarını göstermiş oluyorlar. Dolayısıyla, muktedirlerin ürettiği “Paralel çılgınlığı”nın önüne su serperek, bir yıldır yapılan zulüm, haksızlık, tedhiş ve nefret ortamının meşruiyetine yardımcı olunuyor. Yani yedi ay önce suçsuz yere içeri alınan emniyet görevlilerine reva görülen zulüm ve haksızlıkta mahsur yok, onlar “Paralel” kategorisine sokulabilirler. Taksimin ne işe yaradığını görüyorsunuz. Dedik ya, medyanın ağır abileri zor durumda; ya mesleğe yeni ısınan ve amiri için olmadık akrobasileri deneyen toy delikanlılar ne yapsın!

Akıllıca bir izah gibi duran bu ikili Taksim de dahil, genelde cemaate, özelde şimdilik okullarla gündeme gelen şahsi kin ve düşmanlık, muktedirlerin durma bilmez öfkelerini izaha yetmiyor. Geçen yıl, on yılı aşkın süredir Türk dili için en büyük organizasyonu tertip eden Türk okulları, kendi vatanlarında bu faaliyetleri için, bizzat muktedirlerce konulmuş engellerle karşılaştılar. Hatırlarsınız, organizasyonlar demokratik bazı ülkelerin ev sahipliğinde başka ülkelerde, yani yine okulların vatanları gibi gurbette yapıldı. Zaman geçtiği için Türk siyasi hayatında, ne pahasına olursa olsun teorisyenlik oynamayı tutku haline getiren modası geçmeye yüz tutmuş kalemler unutmuş olabilir; biz hatırlatalım.

Aynı yazarlar, Türk Okulları'nın bulundukları ülkelerde, hükümet aleyhinde propaganda yaptıkları iddialarına sarılıyorlar. Kimisi yirmi, bazıları on yılı aşkın süredir Türkiye'den çok uzaklarda ve mevcut iktidar döneminden çok önceleri açılmış, milli değerlerine bağlılıklarını orada kaldıkları süre içinde defalarca ispat etmiş hayırsever Türk müteşebbislerin, vatan ve millet sevgisini ölçebilecek bir mizan ve mihenk şu an ki iktidar ve yandaşlarının boyunu çok aşar. Sadece “müteşebbisler” dedik, siz buna, öğretmenleri, anne-babaları, yakınları, orada doğmuş ikinci nesli ve oraya gitmiş, geri gelememiş olanları ilave edin.

Problem ve rahatsızlık, iktidar açlık ve hırslarını demokratik ortamın avantajlarıyla, üstü örtülü zulüm ve ötekileştirmeye dönüştürenlerin gerçek yüzlerinin ortaya çıkması ise, bunu da birinin izah etmesine ve karşıt propaganda geliştirmesine gerek yok. Bugünün iletişim vasıtaları ağızdan çıkanları yere düşmeden bütün dünyaya servis ediyorlar. Dikiş tutmayan kısım, kendisini dev aynasında görenlerin alemi “moron” zannetmesinde. Ayrıca, gurbetin onlarca belirsiz zorluklarına katlanma pahasına gittikleri yerlerde tutunmaya çalışan bu vatanın kendi çocuklarını, oraların idarelerine tezvir, fişleme, ispiyon, açık rüşvet ve tehdit gibi yüz kızartıcı üsluplarla şikayet edip sindirmeye çalışanlar, karşıt politika yaftasını kullanırken aynaya iyi bakmalılar. Eğer sözünüz geçiyor ve kıdeminiz para ediyorsa, birilerinin şirazeden çıkan hırs ve gemlenemeyen iktidar şehvetlerini dile getirin. Biz de o zaman ne kadar “ağır abi” olduğunuzu görelim.

Muktedirlerin gönüllü ve ısrarlı siyaset teorisyenlerine kaç kez “aklınızı kendinize saklayın!” yollu istiskal ve aşağılama tabirleri kullandıklarını not etmedik. Buna rağmen hala olmadık tevillerle vaziyeti yumuşatmak ve makul izahlarla durumu tatlıya bağlama huylarından neden vazgeçmezler de aynı eşikte yüz eskitirler, anlamak gerçekten zor. Tutkuları, bütün düşünce fakültelerini etkisi altına almış olmalı. Halbuki bir yıldır olanları, müstebit idarelerin alışılmış taktikleri olarak değerlendirselerdi, şimdiki seviyeye hiç inmemiş olurlardı. Bilerek geçmiş zaman kipi kullandık, zira vaziyeti kurtarmak ve telafi etmek için bugün bile çok geç.

“Türk Okulları” meselesini çözmeye azimli hükümet, kağıt üzerinde yeni projeler geliştirmeye devam ediyor. Eğer bu teklifler de Türkiye'nin milli eğitim problemlerini çözmekten sorumlu ellerden çıkmışsa vay yurt dışındakilerin haline! Ama devam etsinler, hızlarını almışken önlerinde durmayalım, terleri soğumasın.

<< Önceki Haber 'Okullar kimin olursa memnun olursunuz?' Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER