Freedom House'tan Türkiye raporu: İfade özgürlüğünün sistematik çöküşü

Merkezi Washington'da bulunan düşünce kuruluşu Freedom House, “Türkiye'de temel özgürlüklerin geliştirilmesi” politika raporu serisinin dördüncüsü yayımladı

SHABER3.COM

Merkezi Washington'da bulunan düşünce kuruluşu Freedom House, “Türkiye'de temel özgürlüklerin geliştirilmesi” politika raporu serisinin dördüncüsü yayımladı. İpek Z. Ruacan tarafından yazılan "Türkiye’de İfade Özgürlüğünün Sistematik Çöküşü" isimli rapor, terörle mücadele mevzuatı ve kültür savaşları özelinde ifade özgürlüğünün gerileyişini inceliyor.

Raporun başlangıcında şunlar yazıldı;

"Türkiye’de temel özgürlüklerin durumu ciddi endişe uyandırır niteliktedir. Hukuki süreçler 2013’teki Gezi Parkı protestolarından beridir muhalefeti sindirmek için araçsallaştırılırken, bu özgürlüklere yönelik sıkça yapılan saldırılar da sistematik boyut kazanmıştır. Daha önce terörle mücadele yasasıyla kısıtlanan ifade özgürlüğü, Türkiye toplumu dindar muhafazakârlar ve ilerici özgürlükçüleri karşı karşıya getirecek şekilde bölündükçe kötüleşmektedir. Perde arkasında Türkiye hükümetinin vatandaşları sistematik olarak susturma çabalarının olduğu bu bağlamda, özellikle de Haziran 2023’te yapılması planlanan genel seçimler öncesinde bu rapor vatandaşların kamu algısını ve katılımını sağlamak için dört politika önerisinde bulunmaktadır."

Raporda iş insanı Osman Kavala, İzmir tweetleri davası, dezenformasyonla mücadele yasa teklifi gibi konular yer aldı. Sonuç kısmında ise ifade özgürlüğünün geliştirilmesi için dört adet politika tavsiyesinde bulunuldu.

Freedom House raporunda İzmir Tweetleri Davası hakkında, "İzmir tweetleri davası (2014), sadece sosyal medya paylaşımlarına ve 'halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik etmeyi' yasaklayan Türk Ceza Kanunu Madde 217’ye dayanarak, barışçıl protestocuların suçlu gösterilmeye çalışılmasında yeni bir dönemin başlangıcını ilan etmiştir. Madde 217’de konu edilen suçlar -genelde barışçıl yürüyüşleri hedef almak için kullanılmış olan- 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa ek olarak getirilmiş, böylelikle Türkiye’de ifade özgürlüğünün hedef alınmasının yeni bir yolunu açmıştır. Birbirlerini bildiklerine dair delillerin yokluğuna rağmen, 29 sanık birlikte yargılanmış ve 28’i beraat etmiştir. 29’uncu sanık Türk Ceza Kanununun 125/3 sayılı maddesine göre 'kamu görevlisine karşı', yani o vakitte başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretten hüküm giymiştir. Erdoğan başkan olduktan sonra ise siyasi açıdan taraflı 'cumhurbaşkanına hakaret' (Madde 299) suçlaması, gazeteci Sedef Kabaş ve Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da dahil olmak üzere, sistematik olarak muhaliflere karşı kullanılmıştır" denildi.

Sivil toplum kuruluşlarına yönelik davalar ise şu şekilde özetlendi;

"Sivil toplum kuruluşları (STKlar) çok sayıda suçlamayla karşı karşıyadır; örneğin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu aile yapısını parçalama, ahlaka aykırı faaliyetlerde bulunma, cumhurbaşkanına hakaret ve terör faaliyetine katılan kadınları savunmakla suçlanmaktadır. İddianameleri ise, aslen bir Birleşmiş Milletler kararına riayet etmek amacıyla tasarlanmış olmasına rağmen pratikte toplanma özgürlüğüne ağır kısıtlar getiren, 31 Aralık 2020’de yürürlüğe giren Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin 7262 Sayılı Kanunu takiben hazırlanmıştır."

Dezenformasyonla Mücadele Yasa tasarısı hakkında da şu ifadeler kullanıldı;

"5651 Sayılı Kanun kapsamında Aralık 2020’den bu yana yaklaşık 467.000 sitenin erişime engellendiğini tahmin eden bir raporun yazarları Türkiye’de internetin 'sansürlendiğini' ifade etmektedirler.  'Dezenformasyon' yasası bu engellilik durumunu sadece daha da kalıcı hale getirecektir.

Yasa, halk arasında korku ve panik yaratmak ya da ulusal güvenliği ve kamu düzenini ya da barışını tehdit etmek gibi gerekçelerle, halkı yanıltıcı bilgilerin alenen yayılmasını üç yıla kadar hapisle cezalandırılabilecek yeni bir suç olarak tanımlamaktadır. Yasa, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun internet sitelerini kısıtlama ve engelleme yetkilerini genişletmekte ve internet haber sitelerini Türkiye’nin halihazırda baskıcı 5187 Sayılı Basın Kanunu altında düzenlenen 'süreli yayınlar' kapsamına almaktadır. Bu yasa ile haber siteleri, tüm sitelerin resmi olarak tescillenmiş iş adresi göstermesi dahil, basılı gazeteler ile aynı şartları sağlamakla mükellef olacaklardır. Bu şartlar ofis alanına bütçesi yetmeyen ya da Basın Kanununun başka zorunluluklarını yerine getiremeyen küçük ve bağımsız internet gazetecilik ve haber kaynaklarını yok edecektir.

2020’de kabul edilen bir yasa ile Türkiye, ülkede bir milyondan fazla günlük kullanıcısı olan sosyal medya sitelerini, Türkiye vatandaşı bir kişiyi resmi şirket temsilcisi olarak atamak zorunda bırakmıştı. Yeni yasa teklifi bu temsilcinin Türkiye’de ikamet etmesini zorunlu kılmaktadır. Yasadaki daha kısıtlayıcı maddeler WhatsApp gibi cep telefonu mesajlaşma ve video uygulamalarını hedef almakta, kullanıcı verileri, numaraları ve sesli/görüntülü arama sürelerive paylaşılan mesaj sayısı bilgilerini paylaşmalarını zorunlu kılmaktadır. Başka maddeler sosyal medya şirketlerinin yeni suç ilan edilen dezenformasyon
ile mücadelede Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile etkin iş birliği yapmasını ve belli başlı içerik üreticilerinin bilgilerini emniyet yetkilileri ile paylaşmasını şart koşmaktadır. Emniyet yetkilileri zaten anonim olmayan sosyal medya kullanıcılarının kimliklerini ve konumlarını saptayabilmektedirler; ancak bu son şart emniyet güçlerinin anonim olarak içerik paylaşan kullanıcıların da kimliklerini ve konumlarını belirlemesine yardımcı olmak amaçlıdır. Kanunlara uyum sağlamayan şirketlere ağır para cezaları ve yaptırımlar uygulanabilecektir. Bir uzmanın dikkat çektiği üzere, eğer yeni yasa geçecek olursa sosyal medya şirketleri Türkiye’deki operasyonlarını durdurabilirler."

<< Önceki Haber Freedom House'tan Türkiye raporu: İfade özgürlüğünün... Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER