Dünyanın gözü bu davada !

Anayasa Mahkemesi, AK Parti hakkında açılan kapatma davasını karara bağlamak için bugün görüşmelere başlıyor.

Dünyanın gözü bu davada !

Türkiye'nin yanı sıra Amerika ve Avrupa başta olmak üzere bütün dünya mahkemeden çıkacak kararı bekliyor. Herkesin üzerinde durduğu temel konu Türk demokrasisinin geleceği ve bunun bölgeye olan etkisi. Kapatma davasını açıldığı günden beri çok yakından takip eden Brüksel, en kötü senaryoya karşı tavır belirlemeye çalışıyor. Halktan büyük bir vekalet alarak iktidara gelmiş partinin şiddeti teşvik etmedikçe kapatılmasını "en kötü senaryo" olarak kabul eden AB, kararın "kapatmama" yönünde gerçekleşmesini arzu etmekle birlikte, kapatılmanın kesinlikle bedeli olacağı konusunda hemfikir. Bu "bedelin" ne olacağı konusunda ise farklı yaklaşımlar var. Türkiye muhalifleri parti kapatan bir ülkenin demokratik olamayacağı ve AB'ye gireme- yeceği tezini geliştirmeye hazırlanıyor. AB kurumları ise hem parti kapatmanın hoş görülemeyeceğini vurgulamak hem de Türkiye muhaliflerine koz vermek istemiyor. Müzakerelerin askıya alınması gibi sert bir tedbirin AB'deki Fransa, Avusturya ve Almanya (hükümetin büyük ortağı Hıristiyan Demokratlar) gibi ülkeleri sevindireceği ve aynı zamanda Türkiye'deki AB karşıtlarını güçlendireceği hesapları yapılıyor. Ancak iktidar partisini kapatmanın bir maliyeti olmayacağını söyleyen çevrelere de mesaj verme ihtiyacı hissediliyor. Partinin bu hafta kapatılması durumunda AB'nin hemen somut tepki vermesi beklenmiyor. Yaz tatiline girmiş olan AB'nin net tepkisinin eylül ayı ile birlikte yavaş yavaş netleşmesi öngörülüyor. AB Dışişleri Bakanları yaz tatilinden hemen sonra 5-6 Eylül'de Avignon'da gayri-resmi "Gymnich" toplantısında bir araya gelecek. Türkiye'yi yakından takip eden Avrupalı siyasetçi ve uzmanların muhtemel bir kapatma kararında AB'nin nasıl tepki verebileceğine dair kanaatleri şöyle: Graham Watson AP Liberal Grup Başkanı: Kapatılma durumunda tabii ki Avrupa'nın tepkisi olumsuz olacaktır. Kapatılmanın Türkiye ile müzakereleri askıya almaya kadar gidecek bir dizi olayı tetikleyebilecek bir kıvılcıma dönüşme ihtimalini dışlamıyorum. Tabii ki hadiselerin bu noktaya gelmesini asla istemem. Parti kapatıldığı gün AB'den hemen net bir tepki bekliyorum. Kapatılmanın gerekçeleri, AK Parti'nin ne yapacağı gibi ayrıntılara bakacak herkes. Avrupa'da kimse Türkiye'nin acı çekmesini istemiyor. Ancak Parti'nin kapatılması durumunda Avrupalıların çoğu Türkiye'de gerilimin yükseleceği ve bir ihtilaf havasının doğacağı kanaatinde. Avrupalıların çoğunun Kemalist düzenin AK Parti'yi kapatma teşebbüslerini yanlış bulduğunu söyleyebilirim. Ve Anayasa Mahkemesi raportörünün "partiyi kapatmayın" tavsiyesini büyük bir memnuniyetle öğrendik. Bu muhteşem bir haber. Ümidimiz hakimlerin raportörün tavsiyesine uyması ve partiyi kapatmamasıdır. Hannes Swoboda AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı: Üyelik müzakereleri yürüttüğümüz bir ülkede iktidar partisinin kapatılmasını kabul edemeyiz. AB, AK Parti kapatılırsa kesinlikle tepki verecektir. Zira insanların oy hakkı ellerinden alınmış olacak ve bu hakları sınırlandırılacak. Böyle bir durumda en makul tepki müzakereleri resmen askıya almak değil ama kesmek olacaktır. Resmen olmamalı zira resmen müzakereler askıya alınırsa tekrar başlatmak belki imkansızlaşacak. Müzakerelerin kesilmesi ise Türk yetkililere bu sorunun çözümü konusunda vakit verecek. Biz Sosyalistler olarak bu çizgiyi takip edeceğiz, yani böyle bir kararın kabul edilemez olacağını, demokratik ilkelerle bağdaşmadığını ve müzakerelerin bir süreliğine kesilmesi gerektiğini tavsiye edeceğiz. Müzakerelerin nasıl kesileceğine dair resmî bir mekanizma yok, bunu gündeme getirirken bazı müzakere fasıllarının dondurulmasını filan da teklif etmiyorum, belki temaslara ara verilebilir. Bu arada, Türkiye'ye parti kapatmaları imkansız hale getirecek anayasal düzenlemeleri bir an evvel yapması gerektiği mesajı vermeliyiz. AK Parti kapatılırsa bu siyasi bir karar olacak, hukuki değil. Türkiye'ye "bir daha böyle hadiseler yaşanmaması için ne gerekiyorsa yap" demeliyiz. Belki genişleme komiseri Olli Rehn Ankara'ya gidebilir ya da siyasi parti liderleri ile Brüksel'de görüşebilir. Böylesine AB'ye muhalif ve haksız bir karar çıkması durumunda mesele Strasbourg'daki mahkemeye götürülmelidir ve mağdur olanlar bu yolu seçerse Sosyalist Grup'un tam siyasi desteğini alacaklarını bilmeliler. Joost Lagendijk Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eşbaşkanı: AK Parti kapatılırsa bana göre AB'nin tepkisi 3 noktada billurlaşacak. Bunlar: 1- Bu karar kesinlikle AB normları ile Venedik Komisyonu ilkeleri ile bağdaşmıyor. Bunun altı kalınca çizilecek. 2- Kapatma kararının sıradan bir hadise, Türkiye'nin iç işleri olarak algılanıp, susulması mümkün değil. Bunun kabul edilemez olduğu vurgulanacak. 3- Komisyon da, Konsey de, Parlamento da kapatmadan sonra ne olacağına bakacak. Yeni bir parti ihtimali ve Erdoğan'ın siyasi hayatının nasıl etkileneceği incelenecek. Net tepki bir sonraki hükümetin AB reformlarına ilişkin tutumuna göre alınacak. Yani bir anlamda ilişkilere mola verilecek. Şöyle diyebiliriz, eğer AB ile Türkiye arasındaki en yüksek organ olan Ortaklık Konseyi eylülde planlansaydı, parti kapatılması durumunda bu toplantı ertelenirdi. Bu AK Parti'nin kapatılmasına ses çıkarmadığımız gibi yorumlanabilir. Bu yorum kesinlikle yanlış. Parti kapatmaya verilebilecek en sert tepkiyi vereceğiz ama müzakerelerin askıya alınmasını Türkiye'nin Avrupa'daki muhalifleri ile Türkiye'deki AB muhalifleri istiyor. Bu tuzağa düşmemeliyiz. Nükleer seçeneği tercih etmemeliyiz. Müzakereleri askıya alırsak Türkiye'nin üyeliğini zaten istemeyen Fransa, Avusturya ve Almanya'yı sevindirmiş oluruz. Daniel Gros (Avrupa Siyaset Çalışmaları Merkezi Direktörü): Parti kapatılırsa, AB bunun demokratik olmadığını ve Kopenhag Kriterleri ile bağdaşmadığını vurgulayacak. Meselenin bir an evvel Strasbourg'daki mahkemeye intikal ettirilmesini temenni edecek. Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) intikal ederse kararın kapatma aleyhine olacağına kesin gözüyle bakılıyor. AB, Mahkeme sürecinin bir an evvel neticelenmesini ve ivedilikle Türkiye'de uygulanmasını isteyecek. AİHM'nin kararına neden kesin gözüyle bakılıyor diye sorulacak olursa AK Parti'nin şiddete bulaştığına, şiddet çağrısı yaptığına dair delil yok. Mahkeme bu tür karineleri çok önemsiyor. AB, muhtemel kapatmanın sonuçlarının olumsuz olacağını söyleyecek ve kendi iç kamuoyu tüketimi için güçlü tepkiler verecek; ancak bir yandan da Türkiye ile irtibatı kesmemeye çalışacak. Türkiye'nin "bir kısmının" yaptığı için bütün Türkiye'yi cezalandırmak istemeyecek. Ancak böyle bir karar Türkiye'nin üyeliğini destekleyenler için hiç de iyi bir haber olmayacak, köstekleyenler için de "işte gördünüz Türkiye demokrasi değil" demek için yeni bir fırsat üretecek. Cem Özdemir AP Milletvekili: Ben hâlâ partinin kapatılmayacağını umuyorum. Şayet kapatılırsa AB daha fazla demokrasi istemeli yani acilen Anayasa'nın parti kapatma, parti içi demokrasi yani Partiler Kanunu'nda reform talep etmeli. Anayasa'nın Avrupa normlarına getirilmesi ısrarla istenmeli. Ancak kaş yapalım derken göz çıkarmamak lazım. Yani AK Parti'nin kapatılmasını isteyenler aynı zamanda AB ile ilişkilerin de noktalanmasını isteyen çevreler. Müzakerelerin askıya alınması gibi sert tedbirler, AB'nin yanlış çevrelerle ittifak yapması anlamına gelir. Kapatma Türkiye'nin dış politika etkinliğini kaybettirecek, AB süreci zarar görecek Bir yandan İsrail-Suriye dolaylı görüşmelerine aracılık eden ve İran nükleer krizinde devreye girerek dikkatleri çeken Türkiye, diğer taraftan da iktidardaki AK Parti'ye açılan kapatma davası ile tüm dünya tarafından yakından izleniyor. Gözler Anayasa Mahkemesi'ne çevrilirken, davanın kapatma ile sonuçlanması durumunda son yıllarda aktif bir dış politika izleyen Türkiye'nin bu etkinliğini yitireceği belirtiliyor. Emekli diplomat ve uzmanlar, partinin kapatılması durumunda gündemin doğal olarak iç siyasete kayacağına dikkat çekerek içine kapanan bir Türkiye'nin dış meselelere vakit ayıramayacağı uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, uluslararası konjonktürün şu anda Türkiye'nin rol oynamasına müsait olduğunu belirterek, yeni bir hükümet kurulup taşlar yerine oturduğunda bu uygun zeminin olmayacağını kaydediyor. Bu durumda da en büyük zararı Avrupa Birliği (AB) sürecinin göreceği ve zaman kaybedileceği konusunda emekli büyükelçi ve uzmanlar hemfikir. USAK Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner kapatma kararının çıkması durumunda Türkiye'nin enerjisinin içeri döneceğini ifade ederek "bu durumda o enerjiyi götüremeyeceğini ve motorunu kaybedeceğini" kaydediyor. Laçiner ardından şu uyarıda bulunuyor: "Dışarıda odağını kaybetmiş bir Türkiye de olayları belirlemede daha az belirleyici bir güç olur." Sedat Laçiner, 'devlette devamlılık esastır' ilkesine ise şöyle karşı çıkıyor: "Devlette devamlılık vardır ama herhangi bir siyasi partiden değil hükümetten, daha doğrusu Başbakan'dan bahsediyoruz. Başbakan'ı giderse bu hükümetin tren kaza yapmış demektir. Kaza yapan bir trenin gideceği yer de sınırlıdır." 1-2 yıl sonra AK Parti ya da başka bir partiyle o trenin yoluna devam edebileceğini dile getiren stratejist Laçiner, "Ama zaman kaybı olur, enerji kaybı olur." diyor. Uluslararası ortamın Türkiye'nin pozitif katkılarına çok uygun olduğuna vurgu yapan Sedat Laçiner, "Türkiye yarın başka bir ortam bulabilir. Şu anda çok müsait bir ortam var, Türkiye'nin etkisini artırmak için." görüşünü dile getiriyor. Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk de 'kapatma tartışmalarının' bile Türkiye'nin uluslararası arenada imajını olumsuz etkilediğini dile getiriyor. "Kapatma davasının gündeme gelmesi bile bir şey." diyen uzmanlar partinin kapatılması durumunda Türkiye'nin AB sürecinin baltalanacağı konusunda birleşiyor. Avrupalı kurumların Türkiye'de temsilî demokrasiye halel getirebilecek gelişmelerden rahatsız olduğuna dikkat çeken AB Uzmanı Cengiz Aktar, "AKP ve DTP'nin kapatılması demek, oyların yüzde 53'ünün çöpe gitmesi anlamına gelir. Bu da Batı'nın anlayabileceği bir durum değil." değerlendirmesinde bulunuyor. "Partiler kapatılırsa müzakere süreci illa ki etkilenecek." diyen Cengiz Aktar, müzakerelerin belirli bir süre ve şart ileri sürülerek dondurulabileceğini düşünüyor. USAK Başkanı Laçiner de AB'de Türkiye'nin üyeliğini destekleyen ve karşı çıkan iki kesimin olduğunu hatırlatarak, "Normalde birbiriyle anlaşamayan iki grup Türkiye'ye blok halinde birleşecek, saldıracak." fikrini savunuyor. Sedat Laçiner, müzakere sürecinin zaten problemli gittiğine değiniyor ve "Kapatma, Türkiye-AB sürecine normal seyrine göre en az 5 yıl zaman kaybettirir." ikazında bulunuyor... Arabuluculuğun kaynağı Erdoğan Batılı diplomatik çevreler de, dış politikada yaşanacak kırılmalara dikkat çekiyor. Ankara'da görev yapan Batılı bir diplomat Türkiye'nin son yıllarda dış politikadaki etkinliğinin bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "karizma ve vizyonu"ndan kaynakladığını düşünüyor. İsrail-Suriye dolaylı görüşmelerinin başlamasını örnek gösteren diplomat, bu gelişmede Suriye lideri Beşşar Esad'ın Başbakan Erdoğan'a duyduğu güvenin inkar edilemeyeceğine vurgu yapıyor. Suriye, Lübnan, Filistin ve İran'da Ankara'nın oynadığı yapıcı rollere dikkat çeken Batılı yetkili, bu gelişmede Başbakan Erdoğan'ın 'Müslüman' kimliğinin görmezden gelinemeyeceğini savunuyor. Selçuk Gültaşlı, Servet Yanatma - ZAMAN
<< Önceki Haber Dünyanın gözü bu davada ! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER