Fatih Altaylı'dan o gazetecilere sert ama ciddi bir soru

Fatih Altaylı yandaş basının bazı kalemlerine çok sert bir yazıyla seslendi ve önemli sorular sordu

Fatih Altaylı'dan o gazetecilere sert ama ciddi bir soru

Geçtiğimiz aylarda internete düşen ses kayıtlarıyla kamuoyunda 'Alo Fatih' olarak anılan olayın ardından Fatih Saraç aracılığıyla Habertürk Gazetesi'ne müdahale edildiği ortaya çıkmıştı. Habertürk Gazetesi yazarı Fatih Altaylı'nın da canlı yayında şikayet ettiği olayın ardından Türk basınına ciddi bir hükumet müdahalesi olduğu herkesçe bilinir hale gelmişti. Altaylı bugünkü yazısında Freedom House tarafından basını özgür olmayan ülkelere düşürülüşümüzü ve ardından gelen Davutoğlu'nun açıklamasını olumlu bulan bazı gazetecilere 'dangalak' dedi. 
İşte Altaylı'nın 'A be utanmaz' başlığıyla yazdığı o yazının ilgili bölümü...

***
A be utanmaz

FREEDOM House'un raporu yayınlandı. 
"Türkiye'de medya özgür değil" dedi. 
Son 15 yılın en kötü tablosu ortaya çıktı. 
Pek çok gazete ve gazeteci bu tabloyu eleştirdi. Ben dahil. 
"Burada notun düşmesi, ekonomide notun düşmesinden daha utanç vericidir" dedim. 
Başta Dışişleri Bakanı Davutoğlu olmak üzere AK Partililer ise "Bu rapor doğru değil. Türkiye'de medya özgür" dediler. 
Siyasetçiyi anlarım, elbette "Biz medyaya baskı yapmıyoruz" der. 
Bazıları gerçekten de yapmıyor olabilir. 
Önemli olan birilerinin kendini baskı altında hissetmesidir. Birileri eğer kendini baskı altında hissediyorsa ve bunu ortaya koyan somut olaylar da varsa, baskı vardır. 
Mesela, Türkiye'de İslamcılar yıllarca baskıdan şikâyet ettiler. 
Buna karşın laik devletin sözcüleri, "Yok böyle bir baskı. İbadetinizi rahatça yapıyorsunuz, namazınıza niyazınıza karışan mı var!" dediler. 
Bir taraf için "normal" olan, diğer taraf için baskı anlamına geliyordu oysa. 
Bugün de durum bundan çok farklı değil. 
İktidar, "Baskı yok" diyor, gazeteciler ise "Baskı altındayız" diyor. 
Emin olun iktidarı anlıyorum. 
"Baskı yapıyoruz" diyecek halleri yok. 
Ama "Baskı yok" diyen gazetecileri gerçekten anlamıyorum. 
Dün gazeteci demeye dilimin varmayacağı birisi, "Baskı falan yok. Ne baskısı" demiş. 

A be dangalak, iktidarın yaptığı her şeyi översen, Suriye politikasını bile doğru göstermek için çırpınırsan, iktidar sözcülerinin bile savunmakta zorlandığı hataları canla başla savunursan, ileride Başbakan'a "başdanışman" olacak kadar cansiperane bir tavır takınırsan sana tabii ki baskı yok. 
Sen baskıcıdan yana olursan, kim senin neyine baskı yapsın. 
O zaman sorayım bu "başdanışman" adayına veya adaylarına:
- Çok değil 5 sene önce çuval dolusu parayla transfer edilebilecek gazetecilerin büyük bölümü, normalde alacakları maaşın dörtte birine niye tek bir gazetenin çatısı altına sığınmak zorunda kaldılar. 
- Fazla okunmasa bile varlığıyla bulunduğu gazeteye prestij kazandıran Hasan Cemal veya benzeri yazarlar niye bilabedel internet sitelerinde yazmak zorunda kaldılar. 
- Yüz binlerce dolara bir kanaldan diğerine geçen televizyonların çok önemli isimleri, niye maaş bile ödeyemeyen televizyonlarda program yapıyorlar. 
- Niye "Alo"lar var. 
- Niye uçaklarda, otobüslerde, iç ve dış gezilerde akreditasyonlar var.
- Niye kürsülerde medyaya ağır hakaretler ediliyor
Bu yazdıklarıma yanıt vermek için "Ama bak, her şeyi yazanlar var" diyecektir başdanışman adayları. 
Yazılıyor da ne pahasına yazılıyor biliyor musun? 
Hadi bunların hiçbirinin farkında değilsin, çevrende, etrafında olan biteni de görmüyorsun diyelim. 
Yahu senin varlığın bile başlı başına baskının emaresi. 
O baskı olmasa, sana değil bir gazetede, el ilanında köşe yazdırırlar mı, aynaya bakmıyor musun!

<< Önceki Haber Fatih Altaylı'dan o gazetecilere sert ama ciddi bir soru Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER