Bakanlıklar keneye savaş açtı

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı ile mücadele için 3 aşamalı bir plan öngördüklerini belirtti


Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı ile mücadele için 3 aşamalı bir plan öngördüklerini belirterek, bu yöntemleri, ''direkt kenelerle mücadele, bilgilendirme ve tedavi'' olarak sıraladı. Mirmahmutoğulları, keneyle, KKKA hastalığı ile ilgili olarak sezonun yaklaştığını, sezon yaklaşmadan önce ''aynen savaş öncesi tatbikat gibi'' çeşitli tedbirler aldıklarını bildirdi. Mirmahmutoğulları, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Nihat Tosun, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Hasan Zuhuri Sarıkaya, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sadettin Sabaz, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Mustafa Ertek, Diyanet İşleri Başkanlığı Başkan Yardımcısı İzzet Er'in de katıldığı basın toplantısında, KKKA hastalığı ve bununla mücadele konusunda bilgi verdi. Olaylar başlamadan önlem alındığı takdirde etkili sonuçlar alındığını, daha sonra yapılan müdahalelerde etkinliğin azaldığını dile getiren Mirmahmutoğulları, ''Kuş gribinde bunu yaşadık. Kuş gribi başlamadan savaş gibi tatbikatlar yaptık, keneyle daha doğrusu KKKA hastalığı ile ilgili olarak sezon yaklaşıyor. Sezon yaklaşmadan önce aynen savaş öncesi tatbikat gibi bizler, buradaki bütün kurumlar çeşitli tedbirler aldılar'' diye konuştu. Konuyla ilgili diğer kurumların üst düzey yöneticileri ile bugün toplantı yaptıklarını bildiren Mirmahmutoğulları, KKKA ile mücadele stratejisini tartıştıklarını kaydetti. Bilim adamlarının verdiği bilgiye göre, dünyada 850 çeşit kene olduğunu, Türkiye'de bunlardan 30 çeşidinin bulunduğunu, ancak Türkiye'de KKKA hastalığına sebep olan bir çeşidinin olduğunu söyledi. Bunun iki konak değiştiren türü olduğunu belirten Mirmahmutoğulları, toplantıda, ''yumurtayı nasıl bırakıyor? Larva nasıl oluyor? Erişkin, aç erişkin nasıl oluyor? Bunlarla her safhada mücadele konularını'' ele aldıklarını anlattı. -''DİREKT KENELERLE MÜCADELE, BİLGİLENDİRME, TEDAVİ''- Mücadeleyi üç önemli başlık altında topladıklarını kaydeden Mirmahmutoğulları, şöyle devam etti: ''Birincisi direkt kenelerle mücadele. Bu başlığın altında hayvanların ilaçlanması var, gerekiyorsa, uygunsa pikniğe çıkılan alanların ilaçlanması var. Bu en son, bu bizlerin de istekli olmadığı bir şey. Çünkü mücadelede fazla etkinlik sağlamıyor. Esas önemli olan yöntem korunma yoluyla bu hastalığa karşı mücadele etmek. Bu, başlık altında en önemli tedbirlerden biri. Kenenin üzerinizde olup olmadığının kontrolü çok iyi yapılmalı. Kene, ilk 6 saat içinde hastalığa neden olan virüsü ısırdığı canlıya geçiriyor. Diğer canlılarda bir hastalık etkeni oluşturmuyor ama insanlarda ölümle sonuçlanabilecek kadar ciddi tahribat yapıyor. Bu korunmada yayım programı çok önem taşıyor.'' Bu konuda birçok kuruma görevler düştüğünü kaydeden Mirmahmutoğulları, ''En etkin yöntem bilgilendirme'' dedi. Mirmahmutoğulları, afiş, broşür, eğitici filmler, televizyon programları ve toplantılar düzenleyerek bu mücadele yönteminin çok etkin kılınması gerektiğini kaydetti. Üçüncü yöntemin tedavi yöntemi olduğunu, bu konuda Sağlık Bakanlığının ciddi çalışmalar yürüttüğünü anlatan Mirmahmutoğulları, ''Hastalığa yakalanmış kişilerden serum elde edilmesini başardılar şu anda. Aşı elde edilmesiyle ilgili çok ciddi bir çalışma içerisindeler'' dedi. Mirmahmutoğulları, vücuduna kene yapışan kişilerin ateş, bulantı, kusma gibi şikayetler yönünden kendilerini izlemesi, bu şikayetlerin olması durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini vurguladı. -RİSK ALANLARI KIRSAL ALANLAR- Bilim adamlarının verdiği bilgiye göre, dünyada söz konusu kenenin tutunduğu insanlarda ölüm oranının yüzde 35'e kadar yükseldiğini kaydeden Mirmahmutoğulları, ''Türkiye'de son 5 yılda 3135 vaka görülmüş, bu vakalardan 155'i ölümle sonuçlanmış. Türkiye'deki vakalarda yüzde 45'i çiftçilikle uğraşanlarda, yüzde 35'i kırsal kesimde yaşayan ev hanımlarında, yüzde 13'ü kırsal kesimlerde yaşayan çocuklarda, yüzde 5 diğer gruplarda'' diye konuştu. Bu oranların kenelerin risk oluşturduğu alanların kırsal alanlar olduğunu gösterdiğini belirten Mirmahmutoğulları, kene nedeniyle hastalığa varabilen süreci şöyle anlattı: ''Kırsal alanlarda güvercinlerin, bıldırcınların, kekliklerin olduğu alanlara yumurtalar bırakılıyor. Bu yumurtalar larva haline dönüşüyor, daha sonra aç erişkin haline geliyor. Bu aşamada, toprağın 1 metre kadar altında ve yarıklarda, saklanabiliyor. 1-2 yıl burada aç şekilde gizlenebiliyor. Kanını emeceği insanı veya hayvanları (sığır, domuz, koyun) algıladığı zaman aktif hale geçiyor. Bu canlılara ulaşabilmek için 20 metre yol alabiliyor. 10 gün kanını emiyor, sonra kendini bırakıyor, Bıraktığı yerde ahırlar olmuyor, yine doğal alan oluyor. Süreç yumurtlama, larvaya dönüşme şeklinde devam ediyor.'' -''KENEYLE YAŞAMAYA MAHKUMUZ''- Mirmahmutoğulları, riskli alanların sorulması üzerine, ''Çoruh'tan başlıyor, Kelkit, Kızılırmak vadisi, Yeşilırmak vadisi, Sivas, Yozgat'ı içerisine alarak Karabük'e kadar geliyor'' dedi. Bu tarafların söz konusu kenelerin barınabilecekleri ''en güzel ekolojiyi oluşturduğunu'' belirten Mirmahmutoğulları, şöyle devam etti: ''Mücadelede yoğunluğu buraya veriyoruz ama Türkiye genelinde bilgilendirmeye dayalı ciddi bir kampanya başlatıyoruz. Görülüyor ki, biz keneyle yaşamaya mahkumuz bu durumda. Aynı kuş gribinde söylediğimiz gibi. Bu keneyle yaşamaya mahkumsak eğer, o zaman tedbirlerimizi ciddi şekilde almamız lazım. Bunun başında koruyucu tedbirler, birinci öncelikli. Bunlarla ilgili olarak, giysilerin ilaçlanmasından spreylere, açık yerlerin kapanmasına kadar, daha açık renkli kıyafetler giyilmesine kadar.'' Akşamları eve dönüşte vücutta kene olup olmadığının kontrolünün yapılmasının önemini vurgulayan Mirmahmutoğulları, sivrisinek ısırdığında kısa sürede kaşıntı olduğunu, ancak kene ısırmasında kaşıntının virüs kana geçtikten bir hayli sonra başladığını, bu nedenle farkına varılamadığını anlattı. Mirmahmutoğulları, ilgili kurumların genel müdürler seviyesinde teknik bir ekip oluşturduklarını, bu ekibin bir araya gelerek alınacak tedbirleri ortaya koyacaklarını, bu tedbirleri kamuoyu ile paylaşacaklarını söyledi. Müsteşar Mirmahmutoğulları, bir soru üzerine, ilaçlamanın hayvanlar üzerinde daha etkili olduğunu gördüklerini, söz konusu ilaçlama ile kenenin hayvandan uzaklaştığını, belli bir süre ilaçlanan hayvana yaklaşmadığını ifade etti. -''VİRÜSÜ TAŞIYAN HAYVAN KESİLİRSE...''- KKKA hastalığına yol açan virüsü taşıyan hayvan kesildiği takdirde bulaşma riski olup olmadığının sorulması üzerine Mirmahmutoğulları, kesen kişinin vücudunda açık yere bere varsa geçebileceğini, böyle bir risk bulunduğunu söyledi. ''Hastalık virüsünü taşıyan hayvanın eti yendiği takdirde risk var mı?'' sorusuna ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü Muzaffer Aydemir, et yaklaşık yarım saat bekletildiği takdirde virüsün öldüğünü, et pişirildiğinde de bir sorun olmadığı yanıtını verdi. Bir başka soru üzerine, Sağlık Bakanlığı yetkilisi, risk içeren bölgelerde ücretsiz olarak hastalığa karşı bir solüsyon dağıttıklarını, bu yıl 15 ilde 1200 yerleşim yerinde toplam 600 bin kişiye birebir eğitim verileceğini, söz konusu solüsyonların da ücretsiz dağıtılacağını söyledi. Bu ilacın, elbise yıkandığı takdirde dahi üç hafta etkisini sürdürdüğü ifade edildi. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede özellikle hyalomma marginatum adı verilen kene, KKKA hastalığını insanlara bulaştırabiliyor. Söz konusu kene iki konaklı olup yavru dönemini (larva ve nimf) küçük yaban hayvanları ve yerden beslenen kanatlılarda, ergin dönemini ise büyük evcil ve yabani hayvanlardan bazen de insanlardan kan emerek geçiriyor. İnsanlar, hastalık taşıyan kenenin tutunup kan emmesi, kenenin çıplak elle ezilmesi veya virüs bulaşmış insan ve hayvanların kanları ile temas etmeleri halinde bu hastalığa yakalanabiliyor. KKKA hastalığını bulaştıran kenelerin her yaz döneminde aktif hale gelmesi nedeniyle halkın kene tutunmasını önlemeye yönelik tedbirleri almasının önemine işaret eden yetkililer, şu bilgileri aktarıyor: ''Türkiye'de hastalık açısından en riskli bölgeler Çoruh, Kelkit, Çekerek, Yeşilırmak, Kızılırmak nehirlerini çevreleyen kurak yapıdaki vadilerdir. Buralarda hastalık özellikle tarımsal faaliyetlerde bulunan insanlarda gözlemlenmektedir. Dolayısıyla da hastalık kırsal bölgelere has olup kent merkezlerinde risk çok düşük düzeydedir. Hastalık etkenini taşıyan keneler, yaban hayatıyla iç içe olan dağlık yamaçlardaki meşelik ormanlara yakın yerlerde veya bu ormanlar içinde açılmış parçalı küçük tarım arazilerinde insan ve evcil hayvanlara tutunmaktadırlar. Bu itibarla yaban hayatıyla iç içe olan tarım arazilerinde çalışan tarım veya orman işçisi, köylü, avcı veya bu bölgelerde pikniğe gidenler için kenelerden korunma ve kontrol tedbirlerinin alınması büyük önem taşımaktadır.'' -ALINABİLECEK ÖNLEMLER- Bu çerçevede, söz konusu riskli alanlarda ve benzeri bölgelerde yaşayan veya bulunan vatandaşlara şu hususları göz önünde bulundurmaları öneriliyor: ''Kenelerin herhangi bir mücadele yöntemi ile tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle kenelere karşı kişisel korunma en etkili yöntemdir. Kenelerin bulunabileceği yerlerde, bacakları kapatan kıyafetler tercih edilip uzun kollu giysiler giyilmeli, pantolonlar çorapların içine sokulmalı ve kapalı ayakkabılar giyilmelidir. Açık renkli kıyafetler kene tespitini kolaylaştırdığından tercih edilmelidir. Vücudun açıkta kalan yerlerine böcek uzaklaştırıcı maddeler sürülmeli veya elbiselere emdirilerek uygulanan kene öldürücü etkiye sahip ilaçlar kullanılmalıdır. Günlük aktiviteler sırasında vücut (koltuk atı, kulak içi ve çevresi, göbek deliğinin içi, dizlerin arkası, saç ve kıllı bölgelerin içi ve çevresi, bacak arası, bel bölgesi başta olmak üzere) kene yönünden sık sık kontrol edilmeli; akşam ev dönüşlerinde mutlaka ayrıntılı bir vücut muayenesi yapılmalıdır. Çocuklar da kene tutunması yönünden anne babalar tarafından günlük olarak kontrol edilmeli. Kene varsa en kısa sürede çıplak elle dokunmadan uygun bir yöntemle deriye tutunduğu en yakın yerden tutularak çıkarılmalı veya en yakın sağlık kuruluşuna gidilmeli. Kenenin uzaklaştırılmasından sonra eller su ve sabunla yıkanmalı, kenenin tutunduğu bölge, tentürdiyot, kolonya veya deterjanlı su ile temizlenmeli. Vücuduna kene yapışan kişiler 10 güne kadar ani başlayan ateş, baş ağrısı, yoğun halsizlik, bulantı ve kusma gibi şikayetler yönünden kendilerini izlemeli, böyle bir şikayetin olması durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Keneleri vücuttan uzaklaştırmak amacıyla üzerlerine sigara basmak, kolonya veya gazyağı dökmek gibi yöntemlere başvurulmamalı. Özellikle riskli bölgelerde mera hayvancılığı yapılan işletmelerde Mart-Ekim ayları arasında hayvanlar üzerinde mutlaka kene kontrolü ile tespiti halinde kene mücadelesi yapılmalı. Görev nedeni ile risk grubunda yer alan kişiler, hayvan veya hasta insanların kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınmalı; temas edilecekse mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske vb. koruyucu önlemler alınmalı.''
<< Önceki Haber Bakanlıklar keneye savaş açtı Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER