Anayasa süreci


TBMM anayasa hazırlık çalışmalarına başlıyor. Geçen ulusal seçimin en önde gelen konusuydu toplumun özelliklerine, ihtiyaçlarına ve beklentilerine olduğu kadar dünya hukuk standartlarına uygun yeni bir anaysa yapımı. Bu, eskileri gibi "yukarıdan" ve otoriter olmaktan çok "aşağıdan" ve toplumsal uzlaşmayı yansıtacak bir metin olmalıydı. Yeni anayasa, kanun devletini hukuk devletine dönüştürmeli ve toplumu "yukarıdan" aydınlatacak ve ilerletecek (çağdaş uygarlık seviyesinin de üzerine çıkaracak) buyurgan bir siyasetin değil "birlikte yaşama" iradesini toplumun rızasından türetecek bir sürecin ürünü olmalıydı. Bu niyetle gittiğimiz seçimin sonunda gerek katılım oranı, gerekse temsil oranı açısından sevindirici sonuçlar alınmasına rağmen yeni Meclis'in açılmasıyla beklenmedik sorunlar yaşanmaya başlandı. Bunun nedenlerinden ilki belirli ideolojik eğilimlerdeki adayları, yasal statülerine aldırmaksızın seçtirme ısrarıydı. İkincisi, TBMM'nin ve seçilmiş ulusal hükümetin temsil ettiği egemenliğe alternatif egemenlik arayışıydı. Her iki halde de doğan "çatışma hali", ortak bir siyasal dil, ortak çaba ve ortak ilkeler üzerinde mutabakatın doğmasını erteledi. "Engelledi" demiyorum ama bunun olup olmayacağını hep birlikte bir yıllık süre içinde göreceğiz. Anayasayı halkın yapması ideal bir durum. Doğrudan demokrasi olsa bu mümkün olurdu. Ama bizim siyasal sistemimiz temsili. Toplum kesitlerinin tercihleri partiler aracılığıyla parlamentoya yansıyor. Partiler yeni bir anayasa yapmak istiyorlar mı yoksa eskisinde tamirat, tadilat yapmakla yetinmek mi istiyorlar? İkincisi, nasıl bir anayasa istiyorlar? Yine buyurgan; yasakları ve disiplinci yönü ön planda olan, her şeyi devletin belirlediği mi yoksa özgürlükçü, çoğulcu ve bireyi merkeze alan bir anayasadan mı yanalar? Bilmiyoruz, yakında göreceğiz. Anayasa yapımı zor ama teknik olarak hiç de karmaşık bir süreç değil. Parlamentonun yapacağı bir nevi montaj. Özel olarak oluşturulmuş kurullar parçaları toplayacaklar. Parçalar (öneriler) toplumun hem tekil bireylerinden hem de örgütlü kesimlerinden gelecek. Bu işte siyasi partiler ön almalı. Tabanlarını oluşturan kuruluşlardan ve seçmenlerden derledikleri önerileri sistematize ederek kendi taslaklarını hazırlamalı ve parlamentoya getirmeli. Bu açıdan baktığımızda Uzlaşma Komisyonu isabetli bir adlandırma değil. Elde çatışan veya çelişen taslaklar yok ki onları uzlaştırma ihtiyacı olsun. İstenen, sıfırdan anayasa yapımı. O nedenle ilgili komisyonun adı Hazırlık Komisyonu olmalıydı. İşe, çatışma ve çelişme varsayımıyla başlamış oluyoruz. Umarım gerisi böyle gelmez. Şu ana kadar öğrendiğimiz (Meclis Başkanı Sn. Cemil Çiçek'ten) partilerin yapması gerekeni Meclis Başkanlığı yapmış ve ülkenin her yerinden sunulacak önerilerin toplanacağı bir web sitesi açmış. Bunların toplanması, sınıflandırılması, ana başlıklar altında toplanması ve sonra uyumlulaştırılması için bir ekip çalışmasına ihtiyaç var. Bunun için yeterli işgücü olup olmadığı sorulunca Sn. Çiçek, "Meclis'te 2 bin personel var, sırf benim eskiden alınmış 80 danışmanım var. Bunun 40'ını derhal görevlendiririm" dedi. Bu iyi bir başlangıç. Görünen o ki toplumun katılması, düşünce ve beklentilerinin anayasa yapım sürecine yansıması, itiraz götürmeyecek bir yöntemle sağlanacak. Tabii ki birçok kuruluş, meslek örgütü ve üniversite kendi taslaklarını ve önerilerini doğrudan Meclis Başkanlığı'na, Uzlaşma veya Anayasa Komisyonları'na veya siyasi partilere sunacaklar. Dolayısıyla katılım sorunu konusunda bir sorun çıkmaması sağlanacak. Pekiyi metnin içeriği? O konuyu da perşembe günü tartışalım.

Haber Etiketleri:  
ÖNE ÇIKAN HABERLER