[Numan Yılmaz Yiğit] Mala çökme ve Toplumsal intihar

Samanyoluhaber.com yazarı Numan Yılmaz Yiğit'in yazısı

SHABER3.COM

NUMAN YILMAZ YİĞİT
Bu ayet ve yorumlardan yola çıkarak günümüze bakılacak olursa şunu ifade etmeden geçmemek gerekiyor; maalesef insan ve insan tabiatı hiç değişmiyor. On dört kusur asır önce inen şu ayet adeta bugünü ve yaşananları resmediyor. Bu satırları okumak sizlere neyi hatırlatıyor? diye sorulacak olsa herhalde cevabınız hazırdır: 15 Temmuz sonrası Hizmet insanlarının mallarına çökme operasyonlarını. Bu ayet bir şablon gibi alınarak 15 Temmuz sonrası AKP ve şürekasının Hizmet insanına reva gördüğü muamelenin üzerine konulsa -tabiri caizse- ‘cuk’ diye oturduğu görülmektedir. 

AKP ve işbirlikçileri, Hizmet insanına ‘darbeye teşebbüs ettiler’ iftirasını atarak onları toplum nezdinde suçlu duruma düşürmeye çabaladılar. Sonra da oluşturdukları hukuksuz ortamda Hizmet insanının mallarına çökmek için bin bir türlü hilelere başvurdular. Başvurdukları yollardan biri de, hukuku, hukuk adamlarını kullanarak Hizmet insanının mallarına çökmek ve bu yöntemle de yaptıklarını meşru göstermeye çalışmak oldu. Darbenin sıcaklığı ile kimse bunu sorgulayamadı. Onlar da din iman ne demiş hiç buna aldırış etmeden utanmadan masum insanların mallarını zimmetlerine geçirmek için ‘F…Borsası’ oluşturdular. Bir kısım hakim, savcılar aynı zaman da -güya iyi niyetli gibi görünerek-aracılık yapan bazı avukatlar da bu işlere alet oldular. Hatta bazıları bu fikri ortaya attı ve bunu bir sistem haline getirdi. Rüşvet alarak bu işe çanak tuttular. Bu yapılanların kamuoyunda ayağa düşmesi neticesinde insanlarda hukuka ve adalet sistemine olan güvenin yok olması da maalesef onları bu haramzadelikten vazgeçirmedi .

 İnsan gerçekten merak ediyor, 15 Temmuz darbesini icat eden ve darbe sonrası Hizmet insanının mallarına çöken AKP ve şürekası, onların eşleri, aklı başında yetişmiş çocukları, anne babaları, akrabaları, bu ayetleri okudukları zaman -tabi ki okuyorlarsa- acaba ne hissediyorlar? Tabi ki hala akıl ve vicdanları sağlıklı kalabilmişse. Eşlerinin, babalarının bir başka Müslümanın malına çökmesini nasıl hazmedebiliyorlar? İnsanın havsalası almıyor. Bu meselelere fetva veren, büyük ölçüde de, ahirette bu haksızlıkların hesabının kendilerinden sorulacağı bir takım ilahiyat, Diyanet camiasından hoca, şeyh ve akademisyenler! Sizler inandığınız Din-i Mübin-i İslam’ın Kitabı Kur’an’dan bu ayeti okuduğunuz zaman hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Dine göre apaçık haram olan bu cürümleri ‘Küfür düzeni’ olarak kabul ettiğiniz Laik düzenin(!) kanunlarını suiistimal ederek yapmaya, izin vermeye hiç utanmadınız mı? 

 Görüldüğü gibi bu fecaatleri icat edip işleyen kimselerin bu yaptıklarının Din, iman ve Kur’an ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Bu mal gaspı, rüşvetle mülke çökme büyük günahtır. Bu büyük günahları işleyen kişilere, yaptıklarına sözlerine itimat edilemez.

15 Temmuz sözde darbesi ile içlerinde biriktirdikleri, haset, kin ve nefretle hareket eden bir kısım İslamcı çevreler ‘Hizmet insanı’nı ‘Düşman ‘statüsüne oturtmaya çalışarak onların imkanlarını ‘ganimet’ olarak nitelediler. Böylelikle de   hem büyük bir günaha hem de büyük bir fitneye imza attılar. Halbuki Cemel vakasında bile Hz Ali (ra)Hz Aişe (ra)e destek veren Basra halkının mallarının yağmalanmasına müsaade etmemiş ,dokundurtmamıştı. ‘Ganimet’ kavramı Diyanet İşleri Ansiklopedisinde  geçen tarifinde şöyle denilmektedir;’ İslâm hukukunda, “müslümanların savaş yoluyla gayri müslimlerden ele geçirdikleri esirler ve her türlü mal” şeklinde tanımlanmaktadır.
https://islamansiklopedisi.org.tr/ganimet) Bu tarifteki ’Savaş yoluyla ’ ve  ‘Gayr-i Müslimler’ ifadesi oldukça önemlidir. Bu zihniyete göre tarifteki ‘savaş ‘hangi savaştır, ’ Gayr-i Müslim’ kimdir ki ,onun malı ‘Ganimet’ statüsünde değerlendirilsin? Onun içindir ki bu dönemde Hizmet insanına yapılan ‘Mala çökme’ lerin  İslam hukukunda tarifi yapılan ,savaş şartlarında ,gayr-i Müslim’den  elde edilen ganimetler olarak değerlendirilmesi katiyen doğru değildir.
      Kim olursa olsun bir toplumda insanların malları haksız yere yeniyorsa aslında o toplum ve idarecileri kendi kötü akıbetlerini hazırlıyorlar demektir. Aslında bu fert ve toplumun kendi kendini öldürmesi, intiharı demektir. Eğer bunca çabaya rağmen ülkenin gerek siyasi gerek ekonomik gerekse de sosyal olarak iki yakası bir araya gelmiyorsa/getirilemiyorsa bunun arkasında başka manevi bir neden aramaya gerek yoktur. Toplumsal olarak işlenen günahların neticesi de toplumsal olacaktır.
 İkinci ayette Allah (cc) “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur.  Sakın haram yiyerek, başkasının hakkını gasp ederek kendinizi öldürmeyin! Allah size pek merhametlidir.” (Nisâ sûresi, 4/29) buyurarak haksız yere yetimin veya masum insanların mallarını yemeyi yasakladıktan sonra ‘…ve kendinizi öldürmeyin’ buyurarak, haksızlıkla haram malı yiyen kişi veya cemaatlerin iflah olmayacağını, bunun kişi veya toplumun kendi kendini öldürmesi manasına geleceğini vurgulamıştır. Bu ayette ‘Batıl, haksız yere mal yemek’ ile ‘..Ve kendinizi öldürmeyin’ cümleleri arasında sıkı bir irtibat vardır. Acaba o irtibat nedir?
 ‘Kendinizi öldürmeyin!’
Bu âyet-i kerimede ifade edilen “Kendinizi öldürmeyin.” kaydını üç şekilde anlamak mümkündür:

1. Faiz, kumar, rüşvet vs. haramın hangi çeşidi olursa olsun, bunları irtikâp etmekle insan kendisini mânen öldürmüş sayılır.
2. İnsanlar arasında bâtıl, haram ve haksız yollarla mal kazanma ve yeme mânâlarına gelen her türlü davranış veya kapitalizm, aşırı liberalizm hatta pragmatizm ve makyavelizme girerseniz, komünizm gibi tepki sistemlerinin doğmasına sebebiyet verir ve katillere, teşridlere yol açarsınız.. evet, daha başta böyle sistemlerin içine girerseniz, neticede birbirinizle boğuşur, ölür ve öldürürsünüz. Öyle ise İslâm’ı bırakıp da değişik yanlışlıkların arkasında birbirinizi öldürmeyin.
3. İnsanın intihar ederek kendi kendini öldürmesi ki, âyetin siyakı zâhiren buna pek muvafık düşmemektedir. Ancak böyle bir yaklaşımın bile kendine göre bir kısım muvafık yanlarının var olduğu söylenebilir. Şöyle ki, toplumun değişik kesimleri arasında dengeyi bozmanın bir iç bunalıma ve vuruşmaya müncer olması; bazı cahillerin zühd telakkisine göre, meşru yolları işletip mal kazanma yerine, fakr u zaruret içinde kalıp topyekün bir milletin ölümüne sebebiyet verilmesi; meşru olmayan yollarla başkalarının malına el uzatmak suretiyle öldürülmeye istihkak kesbetmesi veya başkalarını böyle bir şeye tahrik etmesi, muvafakat noktalarından bazılarıdır.
Allah (celle celâluhu) bu emriyle size, yolun en selâmetlisini göstermek suretiyle engin rahmetinin bir tecellîsini daha ortaya koyuyor ki, O Rahîm’den beklenen de budur. (Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar)

Netice olarak; kainattaki düzeni sağlayan kanunları koyan Allah olduğu gibi, sosyal hayatın kanunlarını koyan da Allah’tır (cc).  Kainat, irade sahibi olmadığı için, bu kanunlara tam itaat ederek nizam ve intizamı korumaktadır. Fakat insan, irade sahibi olduğu için, sosyal hayatın düzeni adına konulmuş olan prensiplere uymamakla fesada ve sosyal düzenin bozulmasına neden olmaktadır. Bu bozulma zincirleme reaksiyonlar halinde sosyal hayatın her alanına yayılmaktadır. Bu da o toplumun çöküşü ve ölümü manasına gelmektedir. Bu her toplum için söz konusu olduğu gibi evleviyetle Müslüman toplumlar için de söz konusudur.
Türkiye’deki ,AKP ‘li ve diğer siyasi aktörler ,bir  takım bürokratlar başta olmak üzere, sonra bazı  dini çevreler 15 sözde darbe senaryosu ile ‘Ganimet’ kılıfı adı altında Hizmet insanıyla beraber pek çok insanın malına çöktüler. Dini ve Kurani bir emri çiğnediler. Bu olaylardan sonra toplum manen çöktüğü gibi şimdi de maddeten büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Ülke ve insanımızın irfanının bu sıkıntıların kaynağının bu yaşanan/yaşatılan adaletsizlik, zulüm, haksız yere Müslüman malı yemek olduğunu anlamaya yeteceği ümidindeyiz. Ders alınmadığı sürece ,bu umumi musibetler kesilmediği gibi hafazanallah artarak devam etmesi kuvvetle muhtemeldir.
Evet dileriz ülke ve insanımız intibaha gelir, maddi manevi kul haklarını iade ederek hatalarını telafi eder ve fiili bir tövbede bulunurlar. Yoksa ‘Alma mazlumun, ( yetimin ) ahını, çıkar aheste aheste’ sözünün bir kere daha tahakkuk etmesi kaçınılmaz olacaktır. 
NOT: Şimdiki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın da bu konu ile ilgili yazdığı bir yazısında neler söylemiş olduğunu merak eden okuyucular aşağıdaki linkten okuyabilirler.
<< Önceki Haber [Numan Yılmaz Yiğit] Mala çökme ve Toplumsal intihar Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER