'Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa'

CHP her krizde aynı türküyü söylüyor: ‘Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa....

'Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa'

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ve silahlı kuvvetlerin açıklamaları sonrasında herkesin malumu olduğu üzere ‘antidemokratik’ bir politika izledi, hatta izlemekle kalmayıp bu politikanın baş aktörlerinden biri oldu. Ancak, bu tavır yeni değil. Kriz dönemleri, ülkenin içinde bulunduğu kritik dönemler ve askerin siyasi açıklamalar yaptığı dönemlerde bugünkü tavrını ortaya koyan CHP lideri Baykal’ın, “Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermezse çatışma olur.” sözü, 28 Şubat öncesinde sarf ettiği, “Erbakan ülkeyi iç savaşa sürüklüyor.” sözünü anımsatıyor. Baykal, 28 Şubat MGK’sının üzerinden henüz üç gün geçtikten sonra da 28 Şubat kararlarını hatırlatarak Erbakan’a hitaben, ‘Ya uy ya çekil’ çağrısında bulunmuştu. Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkışı ile 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına karşı çıkışı da tıpatıp birbirine benziyor. O dönemler, “Özal sivil diktatör” ve “Özal’ı onursuzca indiririz” sözlerini kullanan Baykal, Erdoğan için de önce, “Söz veriyorum, korktuğundan değil, memleketin hayrı için aday olmadığını Türkiye’ye anlatacağım.” diye konuşmuş, aday olmadığını açıklaması üzerine de, “Erdoğan’ı deşifre ettik. Aday olmadıysa bu millet kendisini kabul etmediği içindir.” demişti. Bu ‘çevir kazı yanarsa da yansın’ politikaları, “1950’de tahtından indirilen İsmet İnönü’den itibaren CHP antidemokratik bir muhalefet sergiledi.” yorumunu yapıyor Hasan Celal Güzel. Partinin, özellikle son bir buçuk yıllık politikalarının ‘kriz oluşturmaya yönelik’ olduğu tespitini yapan Ömer Laçiner’in sözlerini Cüneyt Ülsever şöyle tamamlıyor: “CHP, ülkenin esas sahibi bizleriz, diyen insanlarla istişare eden bir parti. Burada amaç ülkeyi bir düzleme götürmek değil, kaos ne kadar artarsa zinde güçlerin önemi o kadar artar mantığıdır.” CHP’nin darbe, muhtıra ve kriz dönemlerindeki seyr-ü seferine göz atmak isteyenler, sayfayı çevirsin. “Milletimiz, devlet kurumları ile çatışan, gerginlik yaratan hiçbir iktidara destek olmak istemiyor. Durum çok açık; bugün gelinen noktada Türkiye artık devlet kurumlarının uyarı yapma ihtiyacı duyduğu bir noktaya gelmiştir.” Bu açıklama, 27 Nisan’da Genelkurmay Başkanlığı’nın sitesinde yayınlanan bildiriden sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ilk tepkisi. Kriz ortamları, darbe ve muhtıralar karşısında, ortamı geren ve ‘antidemokratik’ uygulamaları destekleyen bir politika güden CHP’nin bugünkü tavrı yeni değil. Bu anlayış, daha önceki muhtıra ve darbeler ile gerginlik dönemlerinde de sık sık karşımıza çıkıyor. Bugünden geriye doğru gidersek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığının konuşulduğu günlerde, CHP buna şiddetle muhalefet ediyordu. Hatta, CHP lideri Baykal, Erdoğan’ın aday olmaması konusunda bir hayli de iddialıydı. “Söz veriyorum, korktuğundan değil memleketin hayrı için aday olmadığını Türkiye’ye anlatacağım.” diyen Baykal, Erdoğan’ın adaylıktan vazgeçmesi üzerine, “Erdoğan’ı deşifre ettik. Aday olmadıysa bu millet kendisini kabul etmediği içindir.” açıklamasını yapıyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimini, üzerinde hukukçuların bir türlü mutabakat sağlayamadığı ‘toplanma yeter sayısı’ndan dolayı Anayasa Mahkemesi’ne götüren CHP lideri Baykal, mahkemenin seçimi iptal etmemesi neticesinde ülkenin iç savaşa sürükleneceği yorumunu, bundan tam on yıl önce Refahyol hükümeti için yapmıştı. 1 Şubat 1997 tarihinde yaptığı açıklamada, “Erbakan ülkeyi iç savaşa sürüklüyor.” diyen muhalefet lideri, Erbakan’ın Türkiye’ye sabotaj yaptığını ve cumhuriyetle savaş içinde olduğunu iddia etmişti. Bunun üzerine de, “Aklını başına al, yaptığın çok tehlikeli” uyarısında bulunmuştu. Siyaseten Erbakan’ın ülkeyi böldüğünü ve çok kötü bir noktaya götürdüğünü savunan Baykal, bundan kısa bir süre sonra bayram tatilini geçirdiği memleketi Antalya’da başörtülü kadınların ilgisinden çok memnun olmuş, gazetecilere, “Bu fotoğrafı iyi çekin.” diyerek onlarla aynı karede fotoğraflanmayı istemişti. Süreç devam edip ortam daha gerginleşirken, TSK, ‘örtülü darbe’ olarak nitelenen 28 Şubat bildirisini yayınlıyordu. Muhtıraya Baykal’ın ilk tepkisi, “Hükümet artık siyaseten bitti. Anayasa’nın özünü değiştirmeye heveslendi, yöneldi. Yapamayacağı kendi dışında ortaya konuldu. O da yapamam diye geriledi. Yani hükümet suça teşebbüs halinde yakalandı.” şeklinde olmuştu. Üç gün sonra da Erbakan’ı askerin uyarısına kulak vermeye çağırıyordu: “Ya kararlara uy, ya da çekil.” 1989 yılında cumhurbaşkanı seçilen Turgut Özal için de bugünküne benzer bir muhalefet yürüten Baykal, CHP genel sekreteri sıfatıyla yaptığı açıklamada, “Özal’ı onursuzca indiririz.” demişti. 263 oyla seçilen Özal için seçim sonrasında ise, “Özal sivil diktatör” tanımlamasını yapıyordu. Baykal’ın geçmişteki politikalarıyla bugünküler arasında bu derece benzerlik olmasını uzmanlar, daha çok ‘siyaset geleneği’ ile açıklıyor. 27 Mayıs darbesi sonrasında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün, ‘Sizi ben bile kurtaramam’ sözüne atıfta bulunan Hasan Celal Güzel, “Bu ne demektir. Darbe olacak ve siz oradan ineceksiniz. Başınıza kötü şeyler gelecek anlamını taşıyor. CHP’nin desteği hatta organizasyonu ile 27 Mayıs yapılmıştır.” diyor. O dönemlerde halk arasında dolaşan, “CHP artı ordu eşittir iktidar.” formülünü de hatırlatıyor. Cüneyt Ülsever, CHP’nin sınıfsal farklılıklarla, elitist bir siyaset yaptığını aktarırken, siyaset bilimci Fuat Keyman, CHP’yi sosyal muhalefet yapmamakla eleştiriyor ve rejim tehlikesi üzerine değil, solda birlik üzerine eğilmesi gerektiğini düşünüyor. Baykal’ın gerginliğe katkıda bulunan açıklamaları yargıdan da tepki almıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Baykal’ın açıklamaları hakkında, ‘yargı görevini etkilemek’ ve ‘adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs’ten soruşturma başlattı. Yurtdışında da ses getiren açıklamalar üzerine, merkezi Londra’da bulunan Sosyalist Enternasyonel CHP’nin üyeliğine çekince koydu. Kurul, önümüzdeki hafta CHP’yi ele alarak üyelikten çıkarılmasını görüşecek. Hasan Celal Güzel (eski millieğitim bakanı): Gayrimeşru muhalefet, CHP’nin 50 yıllık geleneği Bu, CHP’nin tarihî ve klasik muhalefet tarzıdır. Tamamen gayrimeşru bir muhalefettir ve antidemokratiktir. 1950’de tahtından indirilen İsmet İnönü’den itibaren CHP antidemokratik bir muhalefet sergiledi. Bu 50 yıllık hikâyedir. CHP’nin desteği hatta organizasyonu ile 27 Mayıs yapılmıştır. DP kapatılırken ve liderler Yassıada’da sürünürken CHP altın yıllarını yaşıyordu. Kurucu Meclis CHP’dendi. 12 Mart’ta da muhtıra verilmeden önce CHP’nin tahrikçilik yaptığını görüyorsunuz. Muhtıra iktidardaki AP’ye veriliyor. Kurulan hükümet 11’ler hükümetinin hepsi de CHP’lidir. 12 Eylül’de Baykal’ı da götürüp Zincirbozan’a koydular diyorlar. Ancak Zincirbozan bir hapishane değildi. 28 Şubat’ta da CHP’nin telkiniyle bir muhtıra verilmiştir. O zaman da CHP’liler 28 Şubat’ı alkışlamış ve askerle birlikte davranmışlardır. Şimdi, azınlık CHP oligarşisi her türlü dayatmada bulunuyor. Hukuku, yargıyı alet ederek, Silahlı Kuvvetleri istismar ederek bir darbe havası meydana getirmiştir. 27 Mayıs 1960’taki CHP neyse 2007’deki CHP de odur. Halk da bunu iyi teşhis ediyor. Muhtıra verildiği zaman CHP’nin tahrikiyle verilmiştir diyor. Ömer Laçiner (yazar): Korku ve endişeyle oy toplayacağına inanıyor Özellikle son bir buçuk yıldır CHP’nin kriz yaratmaya yönelik bir politika izlediğinden söz edebiliriz. Baykal, grup toplantısında yaptığı konuşmada da dile getirmiştir ki, AKP’nin sadece cumhurbaşkanı seçmesi değil, hükümet etmesi bile gayrimeşrudur. Doğrudan doğruya ‘düşman’ olarak nitelendirilmelidir. Bu son derece yanlış, tehlikeli, abartılı ve demagojik bir yaklaşımdır. CHP’nin bunu bilinçli olarak yaptığını düşünüyorum, ama gerçekte buna inanmıyor. Bir siyasal mantıkla, ancak durumu bu şekilde germekle, bunun yaratabileceği korku ve endişeyle ancak oy toplayabileceğini biliyor. Araçsal bir politika bu. Cüneyt Ülsever (gazeteci): CHP’de askerî ve sivil elit geleneği sürüyor Üzülerek görüyorum ki, CHP sivil ve askerî elit bir zümrenin, ki bu zümre Cumhuriyet’i ben kurdum, ben daha fazla sahibiyim diyor, partisi oldu. Bunlar, biz millet olarak iki parçadan oluşuyoruz, biz okumuşlar aydınlar ve elitler vatandaşları oluşturuyoruz, haklar bizdedir diyorlar. Bir de karşı tarafta cahil bir ahali var. Askerî ve sivil elitin bunları denetlemesi ile cumhuriyet kurtulur diyorlar. CHP bu zümrenin meclis içindeki uzantısı olarak var edilmiş bir parti. Burada amaç, ülkeyi bir düzleme götürmek değil, kaos ne kadar artarsa zinde güçlerin önemi o kadar artar düşüncesidir. Fuat Keyman (siyaset bilimi uzmanı): Rejim tartışması gereksiz solda birlik için çalışmalı Burada CHP’nin ciddi bir siyasi muhalefet yaptığını görüyoruz. CHP rejimin ve laikliğin korunması gibi konularda vardır ancak yoksulluk ve işsizlikle mücadele, demokratikleşme konusunda sessizdir. CHP demokratik bir tavır göstermekten öte siyasi pozisyon alıyor. Ama muhtıra türü bir açıklama geldiğinde, hem CHP hem AKP’nin Türkiye’yi hızla seçime götürmesi gerekiyordu. CHP’nin bu süreci rejim tartışmasına çekerek krize götürmesi, AKP’nin de cumhurbaşkanını halk seçsin tartışmasını araya sıkıştırması yanlıştır. CHP’nin bugün rejim tartışması yapması gereksizdir. O, solda birlik üzerine eğilmelidir. EMİNE DOLMACI - Zaman Pazar
<< Önceki Haber 'Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa' Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER