"Öyle bir anayasa yapılmalı ki..."

Doç. Dr. Osman Can, "Öyle bir anayasa yapılsın ki hiç kimse bu anayasaya bakma ihtiyacı duymasın" dedi..



Anayasa Mahkemesi eski raportörü ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Can, "Öyle bir anayasa yapılsın ki hiç kimse bu anayasaya bakma ihtiyacı duymasın. Çünkü hiç kimsenin bir kanun maddesine bakarak aman hakkım şuymuş demeye ihtiyacı olasın. Kişinin kendi hakkı kendi tercihidir. Bu tercihi kullandığı zaman karşısında devleti göremeyecek." dedi. Can, AK Parti Bursa Osmangazi İlçe Teşkilatı tarafından Merinos Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Yeni Anayasa" panelinde konuştu. Can, Türkiye'de 'egemenlik millete aittir' denmesine rağmen bunu milletin kullanamadığını dile getirdi. Anayasayı bir villaya benzeten Can şöyle konuştu: "Milletin nasıl yaşayacağına dair bir karar olarak düşünün, ama bu kararı mitle vermiyorsa o binayı birileri dikecek, kendi tasavvuruna göre yapacak. Sen şöyle yaşamalısın ve böyle yaşamanın gerekleri de şunlar. Sadece alafranga tuvalet olacak mesela, pencereleri şöyle olacak vesaire. Hatta size sadece bir odayı verecek. Siz o bir oda içinde egemenliğinizi kullandığınızı sanıyorsunuz ama ne bahçeye hükmedebiliyorsunuz, ne tadilat yapabiliyorsunuz, kimin bekçi olacağını bilmiyorsunuz. Sadece bir oda içinde size verilen oyuncaklarla demokrasicilik filan oynuyorsunuz." "SİZİ YENİDEN DIŞARI ATABİLİRLER" Milli Güvenlik Kurulu'nda her şeyin güvenlik çerçevesinde ele alınarak hükümete sunulduğunu anlatan Osman Can, gelen tebliğlerin Bakanlar Kurulu bürokratlarınca tasarıya dönüştürülüp Meclis'e sevk edildiğini ifade etti. Yasaların bu şekilde ortaya çıktığını kaydeden Can şöyle devam etti: "Yani yasayı üreten ihtiyaç toplumsal bir ihtiyaç değildir. Milletvekillerimiz bizim irademize uygun yasama tasarrufu gerçekleştiremiyorlar. Vesayet dediğimiz şey bunun adı. Bu böyle olduğu sürece bu irade size ait değildir. Sistem her zorunlu gördüğünde o odanın kapısını yeniden kapatabiliyor, sizi yeniden dışarı atabiliyor. 'biraz bekleyin, savaş vardır, olağanüstü durumlar vardır, en kısa zamanda sizi o odanıza, oyuncaklarınızla oynayacağınız odanıza taşıyacağız.' deniyor." "VİLLA SİZİN İRADENİZE GÖRE DİZAYN EDİLİRSE SORUN ÇÖZÜLÜR" Anayasanın 'önce anayasa' diye başlamasını isteyenlerin olduğunu vurgulayan Can, bunun bir şeyi değiştirmeyeceğine işaret etti. Hitlerin meşhur çalışma kamplarının kapılarına 'çalışmak insanı özgürleştirir' yazıldığını, ancak insanların daha sonra yakılmak üzere gaz odalarına gönderildiğini hatırlatan Can sözlerini şöyle sürdürdü: "O ifade bir şey değil. 'Önce insan' diye başlasanız ne olacak, laikliği koysanız, demokrasi etiketini yerleştirseniz ne olacak. Bu sistemi değiştirmedikten sonra, yani apartmanı sizin tasavvurunuza göre yapılandırmadıktan sonra. Tabi ki mühendisten yardım alacağız ama benim bunları çalıştırdığımda ona emretme gücüm olacak ve benim dediklerimi yapacak. Temel hak ve özgürlükleri anayasaya koysanız ne olacak, hiçbir şey. Niye, bugüne kadar vardı çünkü anayasada. İç içe geçen dairelerden söz ettim, ya da 30 odalı bir villa diyelim, villanın tamamı sizin iradenize göre dizayn edilirse sorun çözülür. O iç içe geçmiş dairelerin küçük bir dairesi demokrasidir. O demokrasi devlet dairesinin tamamına egemen olduğu zaman, yani bu topraklarda yaşayan herkesin talepleri değerli kabul edilip, buna cevap verecek devlet yapılanması üretilip o irade buna egemen kılındığında bunların hiçbirisini tartışmayacağız." "ÖYLE BİR ANAYASA YAPILMALI Kİ" Hiç kimseyi dışarıda bırakmayan ve hiç kimseyi tatmin etmeyen bir anayasanın 250 yıldır ABD'de toplumsal barışı sağladığını dile getiren Can, "Öyle bir anayasa yapalım ki bütün ailelere gitsin, herkes buna baksın" dediğini hatırlatarak, "Ben tam tersini söylüyorum. Öyle bir anayasa yapılsın ki, hiç kimse bu anayasaya bakma ihtiyacı duymasın. Çünkü hiç kimsenin bir kanun maddesine bakarak aman hakkım şuymuş demeye ihtiyacı olasın. Kişinin kendi hakkı kendi tercihidir. Bu tercihi kullandığı zaman karşısında devleti göremeyecek. Bunun karşısına, özgürlüklerinin karşısına çıkamayacak bir devlet üretmemiz gerekiyor. Yeni anayasa bunun ifadesi olmalı. Yoksa değişen bir şey olmayacak." diye konuştu. "İSKELET DEĞİŞMELİ, ETİKETLER DEĞİL" "Yapılması gereken şey iskeletin değiştirilmesi, etiketlerin değiştirilmesi değil." diyen Can, şu noktaya dikkat çekti: "Bu binanın tepesine egemenlik kayıtsız şartsız insana aittir, öncelik insanıdır, insanoğlu dokunulmazdır yazsanız ne olacak. Elinde silahı bulunduran ve egemenliği fiilen kullanan insanlar istedikleri gibi hareket edebiliyorlarsa ve toplum bunlara hesap soramıyorsa eğer bunların çok fazla bir anlamı olmayacak." "TOPLUMSAL DENGE, ANAYASA MAHKEMESİ'NİN YAPISINA TAŞINMALI" Anayasa Mahkemesi'nin yapısıyla ilgili de konuşan Can, şunları dile getirdi: "Toplumun şuan, her şeye rağmen kendi içerisinde bir denge korumuş, kardeş kavgası çıkartmamıştır. Bu bir dengedir. Bu dengeyi anayasa mahkemesine taşıdığınız zaman o denge Anayasa Mahkemesi'ni anayasal sınırlar içinde tutar. Eğer anayasa mahkemesini sadece bir etnisiteye, bir inanç grubuna, anlayışa hakim hale getirirseniz, o anayasa mahkemesinin karşısına hangi yaptırımlarla çıkarsanız çıkın kar etmez. Anayasa mahkemesinin başörtüsü konusundaki anayasa ihlalinin yaptırımı anayasa mahkemesinde yok mu, var tabiî ki. Anayasa mahkemesine bu konuda yasak getirilmiş. Anayasa mahkemesi hiçbir şekilde denetleme yapamaz. Sadece bitim koşularına bakar onlarda sadece rakam, sayma, saat tutmadır. Başka bir şey yapamaz. Yasaktır diyor anayasa. Ama buna rağmen anayasa mahkemesi bu yasağı çiğnedi. Peki bu nereden kaynaklanıyor. Anayasa mahkemesinin yapısından, yani iskelet olarak nitelendirdiğimiz şeyden. Onu değiştirdiğiniz zaman, toplumsal dengenin bir ifadesi haline getirdiğiniz zaman anayasa ihlalleri olmaz, toplumun şu yada bu kesimleri dışlanmaz, herkes meşru, biricik, değer olarak kabul edilir." Seminerde SDP Başkanı Ayhan Ogan, Doç. Dr. Ergün Yıldırım ve gazeteci Meryem Gayberi de birer konuşma yaptı.
<< Önceki Haber "Öyle bir anayasa yapılmalı ki..." Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER