'Kürt açılımı'nın gazı kesilmezse...

Bandırma’da dün feribota binmek üzere iskeleye yanaştım. Bilet gişesinde beni gören görevli dışarı fırladı, önümü kesti ve soluk soluğa sorusunu sordu: “Kürt açılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?”


Sorusunun cevabını beklemeden kendi düşüncesini açıkladı, “Yıllarca bu memleketteki insanları birbirlerine düşürmüşler. Size bir şey söyleyeyim mi, eğer hükümet bu konuda geri adım atarsa altında kalır. Bir daha belini doğrultamaz. Ama ayaklarını gazdan kesmezlerse muhalefet biter. Çünkü halk bunu destekliyor. İnanın bana destekliyor.” Halkın “Kürt açılımı”nı desteklediğinden en ufak bir kuşku duymadım. Bunu zaten biliyordum. Bandırma’dan söz ediyorum Şemdinli’den değil. Ülkenin en Batı köşelerinde bile son derece olumlu bir havanın estiğinin farkındayım. Doğu’da esen havanın nasıl olduğunu yaz boyu gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim. Kaba milliyetçi söyleme, bu söyleme en açık olduğu varsayılan Karadeniz’in bile itibar etmediğini, Başbakan’ın baba memleketi Güneysu’dan yükselen “Potomya seninle gurur duyuyor tezahüratı”nın sembolizmi, bizlere gösteriyor. Türkiye, Ramazan ayına ülkenin her yerinde esen güçlü “kardeşlik duyguları”yla giriyor. Bunca yıldır bu ülkede toplumun içinde böylesine iyi niyetli, iyimser ve olumlu nabız atışlarına pek rastlamadığımı söylersem, abartmış olmam. *** *** *** Bu olumlu “kardeşlik duyguları”na MHP ve CHP liderleri tarafından seslendirilen tepkisel söylem ve halk içinde “bölücü nefret tohumları” ekme gayretlerinden gayrı, “bizim mahalle” çevrelerinde ortaya atılan üç tür sözde argüman var. 1. Bu “Kürt açılımı”, Amerika istediği için başlatıldı. Zamanlamanın, Amerika’nın Irak’tan çekilme planı ile yakından ilişkisi var. 2. “Kürt sorunu”nu çözmek için Kürtlere “açılım”dan söz ederken, bir “Türk sorunu” yaratılmış oluyor. Bunun altından hiç kalkılmaz. Ülke çözülür. 3. Bir referandum yapılsın, Kürtlere ayrılmak isteyip istemedikleri sorulsun; ayrılalım sayısı azınlıkta çıkarsa bu tartışmayı kapatalım, çoğunlukta çıkarsa bunun aşamalarını tartışmaya başlayalım. Bu üç ipe sapa gelmez argümanın ortak noktası, “Kürt açılımı”ndan duyulan rahatsızlık. Halk ne ister, ne düşünür, halkın çıkarları nedir gibisinden hiç kaygı duymamış olan “beyazlar”ın “Kürt açılımı”na karşı koymaya çabalayan MHP ve CHP liderlerinin “yedek gücü” olarak ortaya attığı sözümona tezler bunlar. Birinci soruyu bana birkaç gün önce “Amerika’nın Sesi Radyosu” da sordu. Ben de karşılığında, “Amerika, Türkiye’ye ne zamandan beri bu sorunu askeri yollarla çözün, başka yolu yoktur diye bir telkin yaptı?* diye sordum. Abdullah Öcalan’ı paketleyip 1999’da teslim eden Amerika. Kuzey Irak’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’ne PKK’ya ilişkin olarak “aktif istihbarat desteği” sağlayan da Amerika. Ancak, ta 1999’dan beri her vesile ile “Bu sorunu siyasi yollardan, demokrasi içinde çözün” telkininde bulunan da Amerika. “Kürt açılımı” zamanlamasıyla, Amerika’nın Irak’tan çekilmesi arasında nasıl bir doğrudan irtibat kurulabiliyor, anlamak mümkün değil. Amaç, kaba anti-Amerikancılık ile, “Kürt açılımı”na karşı çıkmak. Yani, madem Amerika istiyor, Türkiye’nin en önemli sorunu çözümsüz kalsın, Kürtlerle boğazlaşmaya, Kürt haklarını hasır altı etmeye devam. Bu kaba anti-Amerikanizm’in, bu konuda gidebileceği bir başka nokta var mı? Bu arada, “Amerika’nın Sesi”ne bir şey daha söyledim; “Türkiye’de Kürt sorununun çözüm yoluna girmesi için Amerika’nın telkinine ihtiyaç yok. Sorunun çözülmesini biz istiyoruz, biz. Türkiye’de bizler bunca yıldır bunun mücadelesini yürütüyoruz. Türkiye’nin milyonlarca Kürt vatandaşı da istiyor. Bu, bizim sorunumuz. Çözümü için nice bedellerle on yıllardır mücadelesi verilen bir sorun.” Türkiye’de Türk-Kürt beraberliği için mücadele etmemiş olan, bedel ödememiş olanlar anlamaz. Onun için gider Amerika’yı ararlar, Amerikalılara sorarlar. Biz mücadelemizi ürün alma noktasına gelindiğinde, Amerika’ya bağlayarak küçültemeyiz. Hem “zamanlama” niçin bu kadar şaşırtıyor ki? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, aylardır Kürt sorununa ilişkin olarak “Yakında iyi şeyler olacak”, “Bir fırsat penceresi açıldı” gibi mesajlarla adeta siren çalarak duyurmamış mıydı, bugünlere yaklaştığımızı? “Kürt açılımı”nın bir sürpriz etkisi olabilir mi ki, öküzün altında buzağı aramak gereksin? İkinci argüman, “şantaj” ve “tehdit” kokuyor. Kürtler kimlik haklarına karşı çıkarsa niçin “Türk sorunu” doğacakmış? Türkler, Kürtlerin sahip olacağı kimlik haklarından mahrumlar mı ki? Kürtçe üzerinde dil engelleri kaldırılınca, insanlar ana dilleriyle rahatça iletişim kurabilir ve öğrenim görürlerse, Türkler bundan niçin incinsin? Bu tezi savunanlar, Türk kavramını “barbarlık” ve “hoşgörüsüzlük”le eş anlamlı kullandıklarının ve aslında “Türklük”e hakaret ettiklerinin farkındalar mı acaba? Bu gibi safsatalarla vakit tüketenler, Türkler ile Kürtler arasında “din birliği” gibi çok sağlam bir sıva bulunduğunu hiç akıllarına getirmiyorlar. Türkler Türk olarak sahip oldukları haklardan, vicdanları gereği, Kürtlerin de yararlanmasına itiraz edecek, etmesi gerekecek bir ulusal topluluk değildir. Tarih boyunca olmadılar. Şimdi de değiller. Üçüncü tez ise, tam bir Ankara bürokratı-İstanbul diplomalısı fantezisi. Milyonlarca Kürt içinde “ayrılıkçı” görüşlere sahip olanlar mutlaka vardır. Ancak, “ayrılıkçı bir platform”la bundan tam 25 yıl önce silahları ateşleyerek yola çıkmış olan PKK bile uzun süredir “ayrılık”ı, “bağımsız Kürt devleti”ne ağzına almazken, “Kürt açılımı” tam da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşlarının ülkeye demokratik haklarıyla “re-entegrasyonu”nu öngörürken ve bu hamle, tüm ülkede büyük bir heyecan yaratmışken, bu “söylem” ve bunun için “referandum yapılması” önerisi kadar, günün gerçekleriyle ilgisiz ve manasız bir şey olabilir mi? Olmayan bir talebi gündeme getirmenin, olabileceklerin yaygın biçimde tartışıldığı şu dönemde “Kürt açılımı”nı mayınlama girişiminden başka bir anlamı olabilir mi? *** *** *** “Kürt açılımı” bir yönüyle de, Türkiye’de Türk-Kürt birliğine bozmaya yönelen tezlere ve girişimlere karşı keskin bir “ideolojik mücadele”yi gerektiriyor. “Kürt açılımı”na Türk milliyetçiliğinin (ve aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinin) birer “türevi” karşı. Karşı olanlar, Türk-Kürt milliyetçilerinin MHP ve CHP lider kadrolarıyla ve PKK içinde yuvalanmış milliyetçi Kürtlerden ibaret değil. Türkiye’de 80 yıllık var olan “vesayet rejimi”nden nemalanmış olanlar, “bürokratik elit mensupları” ve bir kısım “beyazlar” da, rahatsızlar. Onlar, halkın rahat edeceği her şeyden genellikle rahatsız olurlar. Sınıf meselesi. “Bizim mahalle”nin “ayrık otu” olarak, mahallemizin sakinlerini iyi tanırız. Hükümet, “Kürt açılımı”ndan gazı kesmedikçe, giderek büyüyecek halk desteğiyle, Kürt açılımı karşıtlarının “gazı” kesilecek...
<< Önceki Haber 'Kürt açılımı'nın gazı kesilmezse... Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER