Kapatma kararı, PKK'nın önünü açar

Kürt meselesinin çözümü için aşiretlerin ve varoşların sosyalleştirilmesi gerektiğini söyleyen Gazeteci-yazar Osman Güzelgöz ciddi bir tehlikeye de dikkat çekiyor:

Kapatma kararı, PKK'nın önünü açar

AK Parti ve DTP kapatılırsa terör örgütü bölgede yeniden etkin olabilir. Osman Güzelgöz, otuz yılını gazeteciliğe vermiş bir isim. Çeşitli gazete ve dergilerde haberleri, araştırma yazıları, denemeleri, şiirleri ve röportajları yayımlandı. Özellikle Kürt meselesi üzerine yoğunlaştı. Bu konuda çeşitli konferanslar verdi, birçok kez Kuzey Irak’a gitti. Güzelgöz, otuz yıllık tecrübesini kaleme aldı. Timaş Yayınları’ndan çıkan “Kürt Sorunu ile Yüzleşmek” isimli kitabında çözümü tartışan gazeteci-yazar Güzelgöz, bu konuda bazı öneriler de sunuyor. Ona göre üç ayrı proje ile bu sorun çözülebilir: Aşiretlerin Eğitilerek Sosyalleştirilmesi Projesi (AŞESOP), Varoşların Eğitilerek Sosyalleştirilmesi Projesi (VARESOP) ve Manevî Dinamiklerden Yararlanma Projesi (MADİYAP). Bu önerilerle birlikte önemli bir tehlikeye de dikkat çekiyor: “Şu anda Doğu ve Güneydoğu halkının destek verdiği iki parti de kapatılmayla karşı karşıya. Eğer her ikisi de kapatılırsa bölgede PKK yine etkin olabilir.” Güzelgöz ile Kürt meselesinin nereye gittiğini ve çözüm önerilerini konuştuk. -Kitabınızın adı ‘Kürt Meselesi ile Yüzleşmek’. Toplum ve devlet olarak Kürt meselesi ile yüzleşmeye hazır mıyız? Aslında burada hazır olmaktan çok gereklilik üzerinde durmak lazım. Eğer biz gerçekten bu meselenin ortaya çıkardığı semptomlardan rahatsız isek, ki rahatsızız, o zaman bunu çözmek için tek şey var: Bu mesele ile yüzleşmek. Ankara’da oturup bölgenin şartları ve geleceği ile ilgili ahkâm kesmek yerine bölgenin bütün gerçekleri ile yüzleşmek, insanı ve geçmişi ile yüzleşmek, arzu ve talepleri ile yüzleşmek bizim için bir gereklilik. İnsaf ve izan sahibi insanlar için bu daha da önemli bir gereklilik. Bu mesele ile gerçekten doğru dürüst yüzleşebilirsek, çözümü için olumlu adımlar atabiliriz. -Buna hazır mıyız? Toplumun çeşitli kesimlerinin arz ettiğim çerçevede bu mesele ile yüzleşmeye hazır olmadığını söyleyebilirim. -Devletin Kürt meselesine yaklaşımı ile ilgili nasıl bir değişimi görüyorsunuz? 58, 59 ve 60. hükûmetler, bu meselenin çözümü ile ilgili önemli işlerin bir kısmını yaptı. Bu sorun başladığından beri içinde olan, takip eden bir vatandaş olarak bunu söylüyorum. Bunu söylemek de boynumuzun borcu. DEVLETİN KÜRT POLİTİKASI DEĞİŞTİ -Peki, ne/neler yapıldı? KÖYDES, BELDES projeleri başlı başına önemli adımlar. İnsana ulaşabilmek, suyunu, yolunu götürebilmek, sağlık açısından birinci sınıf vatandaş olduğunu hissettirebilmek, o insanların eğitimini destekleyen önemli projeleri uygulamak... Buna benzer şeyleri sayabiliriz. -Bunlar çözümü getirir mi? Bunlar çözümün tamamı değil tabii ki. Bir kısmı. Genel politikalar açısından yani kültürel ve siyasi yaklaşım açısından hükûmetler, en azından şu çizgiye geldi. Yani politika değişikliği var mı derken, evet var. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ bölgeye gidip “Bu mesele dağın yolu kapatılmadan çözülemez.” demişti. Daha önce Kürt sözcüğünü ağza almak mümkün değildi. Ama bugün hem devlet hem toplum Kürt meselesinin varlığını kabul ediyor. -Eski genelkurmay başkanları da ‘yanlış yaptık’ diye itiraflarda bulundular. Evet. Bu, politika değişikliğini gösteriyor zaten. En azından mantalite değişikliğinin devlet nezdinde gündeme geldiğini söyleyebiliriz. En doğru teşhis de budur: Dağın yolu kapatılmadan çözüm de mümkün değil. GÖNÜL KÖPRÜSÜNÜ ÇOK ÖNCEDEN KURMALIYDIK -Dağa giden yol nasıl kapatılır? ‘Ekonomik tedbirlerle dağın yolu kapanır’ gibi yanlış bir yaklaşım var. Önemli olan devletin samimiyetidir. Zaten kitapta şu çağrıyı yapıyorum: Ciddi merhamet, riyasız hizmet, emniyet ve adaletin temin edilmesi. Dağın yolunu kapatmak için devletin yapacağı şey bu cümlelerde gizli. Bir yandan işsizliğin ve eğitimsizliğin önlenmesi, gençleri dağa çıkaran şartların ortadan kaldırılması, bir yandan da bunların istikrarının sağlanması. Eski Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Felat Cemiloğlu’nun bu konuyla ilgili orijinal bir sözü var: Aşı olan, işi olan, eşi olan dağa çıkmaz. Ekonomik tedbirlerle iş ve aş sağlanır. Eş, sadece onu evlendirmek değil. Onun dostluğunu, kardeşliğini kazanmaktır. MEB’in yürüttüğü ‘Gönül Köprüsü’ projesi ne yapıyor? Batıyı doğuya, doğuyu da batıya getiriyor. Kürt meselesi 40 yıldır konuşuluyor; ama biz bu projeleri yeni yeni yapıyoruz. Gönül köprülerini çok önceden kursaydık bizim gönüllerimizle eşleşen gönüller hiçbir zaman dağa çıkmazdı. Bu devletin, bu milletin tarihini, toprağını, bayrağını savunanlar gönül kapılarını yıllar önce bu işe açanlardır. Şimdi de yapılacak şey bölgedeki insanların, gençlerin gönül kapılarını bu milletin hassasiyetlerine, değerlerine açmak. Dağın yolu başka şekilde kapanmaz. -Kitabınızda “Meseleyi sürekli Güneydoğu ve Kürt kimliği etrafında tartışmak aslında bize değil PKK’ya yarıyor.” diyorsunuz. Neden? Çünkü PKK bunu en iyi şekilde kullanıyor. İşi Kürt kimliğine kilitlemek kimseye bir şey kazandırmıyor. Kimlikler konuşulmasın anlamında söylemiyorum. Meselenin tamamını bu kavram etrafında tartışırsanız kimliğe takılıp kalırsınız. Kürtler adına siyaset yapanlar için söylüyorum. Bazı partiler, örgütler, Kürt kimliği etrafında siyaset yapıyor. Gerginlikten medet umuyor. Varsa söyleyeceğiniz, söyleyin; ama kimliğe takılıp kalmayın. Konuşmamız gereken ve esas sahiplenmemiz gereken bir üst kimliğimiz var. Türk, Kürt, Çerkez gibi alt kimliklere sahip çıkmalıyız. Ben Kürt isem Kürtlüğümü yaşayabilmeliyim, söyleyebilmeliyim; ama orada takılıp kalmamalıyım. Bir üst kimliğe çıkarsak, ki daha önce örneklerini yaşamış bu millet, Türkiyelilik olabilir, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği olabilir. Devlet ve millet o insanlara şunu söyleyebilmeli: Evet, siz Kürt’sünüz ama bu devletin ve milletin ayrılmaz bir parçasısınız. Bizimle aynı çatı altında yaşıyorsunuz. Bizim sizden hiçbir üstünlüğümüz, sizin de bizden hiçbir eksikliğiniz yok. Bu vatanın havasını beraber teneffüs ediyoruz. Kaynaklarını beraber kullanıyoruz. Bu bayrağın altında beraber başımız dik geziyoruz. Çanakkale’de bu topraklar için omuz omuza savaştık. Bunlar çok hamasi cümleler gibi ama gerçek böyle. PKK, ACİZ BİR YAPILANMA -Terör örgütü PKK daha önce sözde bağımsız Kürdistan için mücadele ettiğini söylerken şimdi bunu dillendirmiyor. DTP’nin taleplerinde de benzer bir kırılma var. Bence PKK’nın elinden şu argümanı aldık: Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan hiçbir Kürt, bağımsız bir Kürt devletine taraftar değil. Refah ve huzur içinde, demokrasi içinde yaşayan Kürt’ün böyle bir talebi yok. Geçmişte sadece PKK ideolojik anlamda böyle bir şeyi dile getirmiş, aksine örgütten de Kürtlerin önemli bir kısmı bu konuda PKK’yı samimi görmedikleri için ayrılmışlardı, kaçmışlardı. Görüşüp röportaj yaptığım teslim olmuş birçok örgüt elemanı “PKK’nın bu konuda samimi olmadığını anladık, onun için kaçtık” demişlerdi. Zaten çocukları “bağımsız Kürdistan’ı kuracağız” diye dağa çıkarıyorlardı. Ama örgüte katılıp iç yapısını görenler bunun hiç de bahsedildiği gibi olmadığını anladı. Örgüt birtakım dış istihbaratların yönlendirdiği, zaman zaman bataklığa saplanan âciz bir yapılanmadır bana göre. Örgütün bu kadar uzun süre ayakta kalması da başka bir âcizliği gösterir tabii. -Bölgede PKK’ya destek azaldı; ancak bugün bölge insanının destek verdiği her iki partiye de kapatma davası açıldı. AK Parti ve DTP kapatılırsa bölge halkında bir hayal kırıklığı olur mu? Beklentileri karşılanamayınca nasıl bir tablo ortaya çıkar? Şundan çok endişe ediyorum. Siyasi temsil anlamında hem AK Parti’nin hem de DTP’nin bölgede büyük bir gücü var. Halk, tercihini çoğunlukla bu iki partiden yana koymuş. Benim siyasi temsilcilerim bunlardır demiş. Eğer partileri kapatarak bu siyasi temsil hüviyetini bunların elinden alırsanız örgüt veya bazı çevreler vatandaşı suiistimal etmek için çok büyük bir imkân elde etmiş olur. En büyük endişe ettiren şey budur. PKK bunun propagandasını yapabilir. Kürtler sandığa gitti, tercihini yaptı; ama bu irade yok sayıldı der. Böylece bu işleri karıştırmak isteyen çevrelerin eli de güçlenir. Bu, çok ciddiye alınması gereken bir husus. Çünkü vatandaş özgür bir şekilde sandığa giderek tercihini yaptı. Ama siz manipüle ederek vatandaşın bu tercihini elinden alırsanız bu insanlar suiistimale açık hâle gelir. Örgüt bundan yararlanmak isteyecektir. -Bu ortamda PKK’nın etkisi artabilir mi? Bunun propagandasını yaparsa tabii ki artabilir. Ama bu da bertaraf edilebilir. Devlet politikası olarak hizmetlerinizi samimiyetle devam ettirirseniz bertaraf edebilirsiniz. -Sorunun çözümü için üç proje önerisinde bulunuyorsunuz. Evet. Birisi, Aşiretlerin Eğitilerek Sosyalleştirilmesi Projesi (AŞESOP). Bu projeyi anlamadan Kürt meselesi ile yüzleşmek mümkün değil. Bölgedeki feodal yapının ıslah edilmesi gerekiyor. Aşiret ve feodal yapı kötü şey değil. Biz hep kötü bakıyoruz ama aşiretlerden okumuş, eğitim almış ve bu gerçeklerle yüzleşen çok sayıda insan çıkıyor. Aşiretler artık çocuklarını okutuyorlar. Eskisi gibi kan davaları çok sıklıkla yaşanmıyor. Yine başlık parası eskisi gibi değil ama hâlâ var. Bir de gücü temsil ettikleri için çeşitli haksızlıklara sebep oluyorlar. Bunu kullanan örgüt bu haksızlıklara karşı çıkmak üzere gençleri dağa çıkarıyor. Aşiretlerin eğitilerek sosyalleştirilmesi bunun önünü kesecek. -Diğer projeler… Varoşların Eğitilerek Sosyalleştirilmesi Projesi (VARESOP). PKK’nın varoşlarda çeteleri var. Örgüt de bir aşiret. O da gücü kullanıyor. Felsefeyi kullanmıyor. PKK bugün dağda çok zayıflamış, bitmiş. İdeolojik anlamda Kürt siyaseti yapanlar da buna karar vermişler. Ama nereye gelmiş örgüt? İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Adana gibi illerin varoşlarına gelmiş. Varoşları ıslah edemezseniz örgütü ortadan kaldıramazsınız. Bunun gasp, hırsızlık, çetecilik gibi yan unsurlarını da ortadan kaldıramazsınız. Üçüncü proje ise Manevi Dinamiklerden Yararlanma Projesi (MADİYAP). Bunun içini bilim adamları, üniversiteler, sivil toplum önderleri dolduracak. Manevi dinamiklerden alabildiğine yararlanmamız lazım. İnsanı kontrol eden en önemli güç manevi dinamiklerdir. Bunun suiistimalini de önlememiz gerekiyor. Birileri şekilci bir şekilde manevi değerleri bölgede kullanıyor. Bunların önüne geçip bölgede çok sevilen insanları devreye sokmak lazım. -Önümüzdeki süreçte siz nasıl bir tablo bekliyorsunuz Kürt meselesinin çözümü konusunda; siyaset bu sorunu çözebilecek mi? Aslında bundan daha önemli bir şey var. Bana göre Türkiye’de bir Kürt sorunu yoktur. Herkes vardır diyor ama. TÜRK SORUNU DA VAR! PKK’NIN MÜCADELESİ VAROŞLARA KAYDI -Böyle bir sorun yok mu? Türkiye’de Kürtlerin bazı sorunları olabilir. Türkiye’de başörtülülerin bazı sorunları olabilir. Türkiye’de laiklerin bazı sorunları olabilir. Ama Kürt sorunu dediğinizde Kürtlerin o sorunun bir parçası olması lazım. Ama Türkiye’de hiçbir zaman böyle bir şey olmamıştır. -Ama bugüne kadar ‘ben Kürdüm’ diyemiyordu bu insanlar… Kürt sorunu dediğiniz zaman bir kere doğu ile batı arasına Türk ile Kürt arasına kalın bir kırmızı çizgi koyuyorsunuz. Bunlar sorunlu bir topluluk. Adına da Kürt sorunu diyorsunuz. Böyle bakarsanız Türk sorunu da var. DHKP/C üyelerinin yüzde 80’i Türk. Mafya yapılanmasında yine çoğunlukla Türkler var. Oysa bu yanlış. -Önümüzdeki süreçte ne olur? Bana göre PKK ortadan kalkmıştır, bitmiştir. Ufak tefek artçı şeyleri olabilir. Ama devletin ciddiyeti olayı çözer. Fakat varoşlardaki kontrol giderek zorlaşıyor. Çünkü o yapılanma şehirlerde varoşlara taşındı. Biz eskiden dağda mücadele ediyorduk, şimdi varoşlarda mücadele ediyoruz. Bence alabildiğine olumlu olacaktır önümüzdeki süreç. Hizmetlerin samimiyeti devam ettiği sürece. Geçmişte bu samimiyet ve ciddiyet gösterilmedi. Ama gönül köprüleri ile bu mesele daha olumlu bir atmosferde ilerleyecektir. -Toplumun da yeni süreçte aktif olması gerekiyor. İşin en önemli tarafı da bu. Şimdiye kadar herkes bu işin çözümünü devletten beklemiş. Hâlbuki bu meselenin çözümünde toplumdaki her bireyin, sivil örgütlerin, medyanın payı var. Milletin tamamının bunu hazmetmesi lazım. AKSİYON
<< Önceki Haber Kapatma kararı, PKK'nın önünü açar Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER