Herkesten farklı bir futbol yıldızıydı

Kendisine güvenenleri çoğu kez yarı yolda bıraktı. Hayatında uzun süreli bir limanı olmadı. Sanki kafası hep karışıktı ve ait olmadığı yerlerde dolaşıp durdu. Bu yüzden de her işi yarım kaldı.

Herkesten farklı bir futbol yıldızıydı

BEHRAM KILIÇ - AKSİYON Türk futbolunun kayan yıldızlarından biridir İlhan Mansız. Yıldızlık payesine geç ulaşan ama şartlar gereği erken veda eden oyunculardan. Oysa David Beckham, Christiano Ronaldo gibi dünya çapında bir oyuncu olabilecek imajı vardı. Burada imaj kelimesinin altını çizelim. Masum yüzü, ‘cool' duruşu, saç stili buna müsaitti. İmajının yanı sıra futbolculuğu da fena sayılmazdı. Aynı zamanda farklı bir kişilikti. Çoğu zaman zorluklarla mücadele etti. Ama kendisine güvenenleri de çoğu kez yarı yolda bıraktı; belki isteyerek, belki istemeyerek... Hayatında uzun süreli bir limanı olmadı onun. Sanki kafası hep karışıktı. Sanki ait olmadığı yerlerde dolaştı durdu. Bu yüzden de her işini yarım bıraktı. Türkiye'deki ilk serüvenini yaşadığı G.Birliği'nden başlarsak, Beşiktaş'a kadar, hatta Japonya'ya kadar bu böyle sürüp gitti. H.Berlin, A.Gücü maceralarını da buna ekleyebiliriz. Ona göre bütün bu süreçlerin bir izahı var. Ama önemli olan bu konularda onun mu kendisini haklı görmesi, yoksa çevresinin mi? Her şeye rağmen acı da olsa bir tat bıraktı zihinlerde. 2002 Dünya Kupası'nda Senegal'e attığı gol unutulmazdı mesela. Bugünlerde yine kafası karışık. Sinema filmi çekmek de arzusu, buz üzerinde kalarak 2014 Kış Olimpiyatları'na katılmak da… Tam da bu karışıklıkta TRT'nin bir kanalında yorumculuğa başladı. İlhan Mansız ile İstanbul'da bir araya geldik. Bu inişli çıkışlı hikâyeyi bir de ondan dinledik. -Bazı dizi filmlerde oynadınız, Buzda Dans yarışmasında birinci oldunuz. Ama İlhan Mansız denince akla önce futbol geliyor… Evet. Her ne kadar kariyerim kısa sürse de bu kısa zaman içinde hem kendi adıma hem ülkem adına iyi işler yaptığıma inanıyorum. -Futbola Almanya'da başladın. Sonra Türkiye'ye geldin, tekrar geri döndün, yine geri geldin. Neler oldu o dönemde? İki ülke arasında uyum sorunum oldu. Köln gibi bir kulübün amatör takımındaydım. Sonra bana 2 yıllık sözleşme teklif ettiler. Bir sene B takımında oyna, seneye seni A takımına alacağız dediler. Ama babam Türkiye'ye gitmemi istedi. G.Birliği'ne geldim. İlk uyum sorununu burada yaşadım. Çünkü Türkiye'ye gelmek gibi bir niyetim yoktu. Ama 2 yıllık bir anlaşma yaptım. Sonra yürümedi ve 6 ay gibi bir kısa süre içinde futbolu bıraktım. -Futbolu bırakıp Almanya'ya döndün değil mi? Evet. Orada da 6 ay hiçbir şey yapmadım. Sonra bir amatör takımda futbola başladım. Ardından yine bıraktım. Sonra tekrar başladım. Ve yine yolum Türkiye'ye düştü. Kuşadası'na geldim. Daha sonra Samsunspor'a transfer oldum. 3 sene burada oynadım. Sonuçta da çocukluktan beri tuttuğum takım olan Beşiktaş'ın 2 buçuk sene formasını giydim. -Beşiktaş'taki serüvenin kısa sürdü. Gönül isterdi ki uzun ve dolu dolu olsun. -Niye uzun olmadı? İstanbul'a gelene kadar hep zor olanı seçtik. Türkiye'deki serüvenim de zorluklarla geçti. -Ani ve keskin kararlar vermişsin bu süreçlerde... Bende hep öyledir. Ani ve keskin kararlar veririm. Pire için yorgan yakmak derler ya... Sonuçları ne olursa olsun, zarar verse bile aldığım karardan dönmem. Bunun yanında Beşiktaş'a geldiğimde birtakım problemlerim vardı. Samsunspor'da oynarken dizimde menisküs yırtığı tespit edilmişti. Kaslarım güçlü olduğu için bu sorunla idare edebileceğim söylendi. İki-iki buçuk sene idare ettim. 2002 Dünya Kupası sonrası ise ameliyat oldum. Ameliyat başarılı geçmedi. 5 hafta sonra aynı yerden bir başka ameliyat daha yapıldı. Herkes bir gece kulübüne değnekli gitti, onun için futbol hayatı bitti gibi düşünüyor belki ama böyle bir şey yok. -Gece kulübüne gitmenden sonra yaşananlar sende bir baskı oluşturdu mu? Ben ne yaptığımı biliyordum. Baskı olmadı. Baskıyı kamuoyu, basın yaptı. Bu olaydan sonra oluşturulan hava, insanların benimle ilgili düşüncelerini değiştirdi. -İkinci ameliyatı olduktan sonra da sıkıntı yaşamıştın galiba… İkinci ameliyattan sonra düz koşulara başlarken sol dizimde de menisküs yırtığı tespit edildi. Tam takımla idmanlara başlarken sol dizimden de ameliyat oldum. -Kendine bakmama durumundan dolayı mı kaynaklandı bütün bunlar? Menisküs kendine bakmamaktan olmaz. Kas, adale sorunları yaşasam hak verebilirim. Gece, herkesin zannettiği gibi çıksaydım sık sık kas problemi yaşardım. Ama yaşamadım. 3 haftada 5 ameliyat geçirdim. Dünya Kupası'ndan sonra tekrar görev almak, oynayabilmek için 2 haftalık bir dinlenme döneminden sonra takıma döndüm. Belki bu ara biraz daha uzun sürse iyi olurdu. -Beşiktaş ligde şampiyonluk yarışında olduğu bir dönemde, yani 2003-04 sezonunun ikinci yarısının hemen başında seni Japon takımına sattı. Neden? O sezona başlarken kulübümle sözleşmemi 2 yıl daha uzatmıştım. Devreyi 11 puan farkla lider kapattık. Ama o 11 puan farkın getirdiği rehavet, bunun yanında yaşadığım sakatlıklar, yöneticilerin beni satmak istemelerine etki etmiş olabilir. Ama bu soruyu yöneticilere sormak lazım. -Hocanız Mircea Lucescu gitmeni istiyor muydu? Ne kadar samimi olduğunu bilmiyorum; ama konuştuğumuzda ‘gitmeni istemiyorum' diyordu. Hatta benim transferim konusunda otobüste Sinan Engin'le tartıştığı da oldu. -O döneme dair bazı iddialar var. Şampiyonluğun kaçmasına Beşiktaş yönetiminin de zemin hazırladığına dair. Sen böyle bir şey hissettin mi? Tek forvet oynadığınız bir sistemde, forvetinizi, as oyuncunuzu satarsanız bu taraftarlar adına kabul edilemez bir durum oluşturur. -İkinci yarının ilk maçında 5 kırmızı kartın çıktığı bir Samsunspor maçı var. İlk yarı yanlış hatırlamıyorsam 3 kırmızı kart görmüştük ve durum 1-1'di. İkinci yarı durum 3-1'e geldi ve 4. kırmızı kartı gördük. Ardından durum 4-1 oldu. Artık maç kopmuştu. Sonuçta kendi onurumuzu kurtarmak adına 5. kırmızıyı görerek maçı iptal ettirdiğimizi söyleyebilirim. Yoksa fark daha da açılacaktı. -O maç, Beşiktaş'taki son maçın oldu... Evet. Transfer görüşmeleri devam ediyordu. Kart cezasını tamamladıktan sonra deplasmanda A.Gücü maçına gidiyorduk, kadrodaydım. Havaalanına geldiğimde o maçta oynamamın takıma bir faydası olmayacağını hem yönetime hem de Lucescu'ya söyledim. Orada arkadaşlarla vedalaştım. Çünkü yönetim Japon kulübü (Vissel Kobe) ile anlaşmıştı. Sonuçta gitmem isteniyordu. -Sen gitmek istiyor muydun? 28 yaşında niye Japonya'ya gitmek isteyeyim? -Gitmemek için direndin mi? İlk başlarda ‘ben gitmiyorum' dedim. Ama sağdan soldan duyumlar aldım. Doğrudan bana söylenmiyordu ama istenmiyordum. -Samsunspor maçına dönersek, hakemin bir art niyeti var mıydı? Pozisyonları tekrar izlemek lazım. Fakat o gün, o atmosferde ilk yarıda 3 kırmızı kartın çıkması çok doğal bir şey değildi. -Saha içinde 4. kırmızı karttan sonra birbirinizle konuştunuz mu? ‘5. kartı görelim' diye. Tabii. Bu bana denk geldi. Zaten sarı kartım vardı. Bir oyuncunun formasından tutarak ikinci sarı kartı gördüm. -2002 Dünya Kupası… Kariyerindeki en büyük başarı… Bu bir takım işi. Ben ekibe, grubun son maçında dâhil oldum. İlk defa milli olduğum maç Moldova maçıdır. 48 sene sonra ilk kez gitmemizin heyecanı vardı bizde. Biraz da şansımız yaver gitti. Brezilya son maçına asılmasaydı biz gruptan çıkamayabilirdik. Bizden çok büyük beklentiler yoktu, gruptan çıkmamızın dışında. Çok büyük rakiplere karşı oynamadık. Ama oynadığımız rakipler büyük takımları yendi. Senegal, Fransa'yı saf dışı barıktı. Güney Kore, İtalya'yı eledi. -Takımdaki arkadaşlık nasıldı? Gerek genç, gerek tecrübeli oyuncuların katkıları ile iyi bir hava sağlandı. Gruptan çıktıktan sonra bizde ‘bu maçta elenir ve eve gideriz' düşüncesi vardı. Bu düşünce takımın rahat olmasını sağladı. Bu da başarıyı getirdi. -Senegal'e attığın gol... Hayatımın en önemli golü. Hem bizi yarı finale taşıyan gol hem de en son atılan altın gol. -Çok şık bir vuruş yaptın… Bazıları ‘şans', bazıları ‘bilerek vurdu' dedi. O vuruşun hikâyesi aslında Münih Türkgücü dönemlerine dayanıyor. En iyi arkadaşımla her idman öncesi on dakika sahaya çıkıp birbirimize o şekilde pas atmayı denerdik. -Roberto Carlos'a yaptığın bir hareket vardı yine unutulmaz... Ben karşıdaki rakibe saygı duyarım. Pozisyon icabı yaptığım bir hareketti. -Hakan Şükür ile uyumun nasıldı? Sen onun yedeği gibiydin. Bu senin için problem oldu mu? Evet. Şu anlamda problem oluyordu. Hakan oynuyor, ben oynamıyorum anlamında değil. Hakan'la beraber çok daha iyi işler yapabileceğimize inanıyordum. Nitekim bunu Güney Kore maçında gösterdik. O anlamda Hakan'ın işini sahada kolaylaştırmak adına beraber oynasak daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Hakan'ın yanında oynayan diğer oyuncular gerçek anlamda forvet oyuncusu değildi. Beşiktaş'ta tek forvet oynadım. Ne kadar zor bir iş olduğunu biliyorum. -O dönem gazeteler senin isminin baş harfiyle soy ismini bir araya getirerek ‘İmansız attı, imanlı atamadı' manşetleri attı. Bu manşetler seni rahatsız etti mi? Bunu medya yaptı. Sonuçta herkesin inancına saygı duymak lazım. Benim ne kadar imanlı ne kadar imansız olduğuma medya karar verecek değil. Bu beni rahatsız etmedi. Çünkü ben hesabımı Allah'a vereceğim. Bir insana yaşam tarzı ne olursa olsun saygı duymak lazım.
<< Önceki Haber Herkesten farklı bir futbol yıldızıydı Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER